• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Sandıkçıoğlu
Ali Sandıkçıoğlu
..
TÜM YAZILARI

Bu millet asırlar boyu yeryüzünün üç kıtasına hükmetmiştir…

21 Ocak 2023
A


Ali Sandıkçıoğlu İletişim: [email protected]

Şehitlerin kanları ile yoğrulmuş güzel vatanımızda nedense bir kısım insanlar her fırsatta kahraman ecdadımızı kötülemekte, karalamaktadırlar. Hâlbuki bu sözde, aydın(!), Avrupa kafalı, inanç ve izandan daha doğrusu insaftan mahrum bu insanlar bu ülkede doğdular. Bu ülkede okudular. Bu milletin ekmeğini yediler ve yiyorlar, gel gör ki milletimizin ne kadar milli ve manevi değerleri varsa hepsi ne amansız bir şekilde düşmandırlar. Lütfen hatırlayınız; bir öğretmen öğrencilerini camiye götürüyor diye kıyamet kopartanlar, bilmezler mi ki, Avrupa’da okullarda her sabah ya papaz, ya da rahibeler dua ederek derslere başlarlar. İlk eğitime başlama haftası çocuklar kiliselere götürülür ya da papazlar bizzat okullara giderek merasimler yapılır. Papazların yaptıkları dualara çocuklar kendi dinlerine göre amin dereler ve öyle eğitim yılına, derslere başlarlar... Ya da papaz ve rahibeler okullara gider orada kendilerine göre dini merasimler yapıldıktan sonra derslere başlarlar. (Çeyrek asır Avrupa’da yaşayan birisi olarak bunu çok iyi gözlemlemiş ve biliyorum). Ben orada iken bir kısım Türk ve Müslüman veliler bana geldiler: “Hocam eğitim başlayacağı ilk hafta Hristiyan çocuklar kiliselere götürülüyor veya papazlar, rahibeler okula geliyor. Biz Müslümanlar da çocuklarımızı okula götürmeden önce camiye getirsek. Ve onlara hediyeler versek, dinimize göre bizler de dualarımızı yapsak, ondan sonra çocuklarımızı okullara götürsek olmaz mı?” demişlerdi. Ben orada iken bunu adet haline getirmiştik. Okula gitmeden önce Müslüman çocuklar camilere geliyor. Kendilerine cazip çocuk hediyeleri verilerek dualar yapılarak öyle okula başlıyorlardı. Bizde ise hâlâ bir kısım insanların ezandan, bir kısım insanların saladan, bir kısım insanların genç çocuklarımızın Kur’an-ı Kerim okumalarından,        çocukların camiye gitmesinden rahatsız olanları samimiyetle izah edebilir miyiz? Bu arada şunu da ifade etmek isterim; bazı zaman camilerde çocuklardan rahatsız olan büyükler olabiliyor. Ve çocuklar sert şekilde azarlanıyor. Bu hiç doğru değil, çocuklar o camilerin bülbülleridir.

Onları camilerimizden nefret ettirmemeliyiz. Burada hem cemaat, hem de imam ve müezzinlerimize çok büyük görevler düşüyor.

“Beyler!.. Şunu iyice biliniz ki, medeni(!) diye bildiğiniz ve öyle de inandığınız Avrupa ülkelerinde ve tüm batıda maneviyat, ahlak tamamen tefessüh etmiştir. Ekonomik güçleri de sömürüye, insan hakları ihlallerine bağlıdır. Son pandemi döneminde aşı için, ilaçlar için, Avrupa ülkelerinin nasıl birbirlerinin mallarına el koyduklarını görmedik mi? Hani medeniyet, hani insan hakları, hani demokrasi, nerede kaldı kişilik ve seyahat hürriyeti? Hani bütün insanlar eşitti!?.. Bunların hepsi aldatmacadan başka bir şey değildir. Hepsi ikiyüzlü, hepsi çıkarcı. Milletimiz öyle bir millettir ki; bugün dünya üzerinde olan birçok devletçikler yokken milletimiz; devletler ve imparatorluklar kurarak bugünlere gelmişlerdir.

İnanınız; bu aziz milleti layık olduğu üstün seviyeye çıkarmak isteyen büyük adamlar içimizden çıkmış ve bu uğurda çalışmışlardı. Bu millet esasen yaratılışta seviyelerin en üstüne çıkmış, adına Frenkçe demokrasi dememekle beraber ondan daha üstün, ondan daha samimi ve ondan daha asil bir idareyle asırlar boyu yeryüzünün üç kıtasında hükümran olmuş, garba adalet ve medeniyet dersi vermiş bir millettir. Bunun için, bu milleti yeni baştan değiştirmek değil, elinden çıkardığını tekrar ona kazandırmak, gerilediği yerden onu tekrar eski mevkiine götürmek, mevzubahis olabilir.. Bunu böyle yapmak isteyen büyük insan çıkmıştı içimizden.. Adına okul dememekle beraber, ne kadar mektep, medrese, üniversite ve irfan ocağı varsa hepsi onun eseri idi.

Biz onun açtığı müesseselerden feyiz aldık ve oradan yetiştik. Hatta ve hatta bugün iktidarda bulunan ihtiyar başvekil de (o devirdeki) bütün bilgi hamulesini o devrin müesseselerinden almıştır. Yenisi yerine konsun da onun hakkında da fikir yürütecekler bulunur. Bizim ömrümüz buna kâfi gelmez.. Sonra ne oldu? Sonra, şevket ve azametimizi kıskanan mutaassıp Avrupa, bizi yere sermek için her çareye başvurdu. Silah kuvveti, para etmedi. Hatta dünyanın en büyük zırhlı donanmalarının dev gülleleri Mehmetçiğin iman dolu göğsünde söndü ve asri ehli salibin müttefik orduları Çanakkale’de tarihin en büyük hezimetine uğratıldı. Mehmetçik bu kuvveti, bu mucize kudreti nereden alıyordu? İşte düşman bu hedefi tayin etti ve bütün kuvvetlerini bu hedefe tevcih etti. Bugün ırkçılık ve irtica yaygaraları hep bu hedefe yapılan taarruzların bir ifadesinden başka bir şey değil.. Tanzimat’tan bu yana, garp ve onun fikir ve ideoloji üstatları olan dünya Yahudiliği ile onun uşakları farmasonlar hep bu hedefe doğru kuvvetlerini tevcih ve teksif ettiler. Kaleyi, bu rasih, bu geçilmez kal’ayı içinden fethetmeye çalıştılar. Evvelâ bize kendimizi, inkâr ettirdiler. Ondan sonra bu temiz vatanda yer, yer kurulan gizli teşkilat, yeraltı gurupları, hummalı bir faaliyete giriştiler ve hulâsa bizi bu güne eriştirdiler. Bu güne kadar olan bitenlerin bilânçosunu yapmak pek kolay olmamakla beraber, şöyle bir hulâsa yapabiliriz:

a) Türkiye'de bu Müslüman, bu temiz memleket te farmason fesat ocakları kuruldu.

b) O kadar ki, hilâfet ve saltanat makamına namzet bir zat da farmason ocağına kaydedildi.

c) Ondan sonra otuz yıl büyük vatandan otuz üç karış toprak vermemek için çalışıp muvaffak olan bir hükümdarı alaşağı etmek suretiyle:

Yahudiler Selanik’te farmasonluğu ihya ve İttihad ve Terakki Cemiyeti’ni kurdular.. Saymakla tükenmez facialarla beraber 31 Mart faciasını uydurdular. Hürriyet kâmilen ve ebediyen yok oldu. Memleket küçüldü, fakirleşti ve adına en modern isimler verilmekle beraber, en küçük manada bir hürriyet teessüs edemedi. İnsan hakları diye bir şey tanınmadı, bu mevzuda verdiğimiz söze, attığımız imzaya da kıymet vermedik. Halk Partisi devrinde bir “fiş” idaresi, mutlakıyet devrinin jurnalciliğine rahmet okuttu. Tarihinde insan kıymeti bilinirken, iktidar ve ehliyete kıymet verilirken bu devirde bunun tam aksi tatbik edildi. Cephe kaçakları, komünist temayüllü şahıslar, milletçe nefret ve istikrah ile karşılanan adamlar makbul ve muteber oldu. Fedakâr ve asıl vatan evlâtları, istiklâl mücadelelerinin sayılı kahramanları paçavra gibi bir kenara atıldı ve çeyrek asır boyu bir şef idaresi ve diktatörlük hüküm sürdü. Asıl mühimi, mutlakıyet devri 1950’de bu idareye son verildi. Yerine “Demokrat” adlı bir fırka geldi. Maziye sünger çekti, devri sabık yaratmayacağız diye bol keseden bir lütuf ve ihsanda bulundu ve böylece de on yıl heba en mensur oldu. Bu cezasıyla partiler kapandı. Bu devirde; bir “Malatya Hadisesi” çıkarıldı. Bu devirde; bir Yahudi dönmesi; şu millete Türklüğü, şu vatana istiklâli çok gören Amerikan ajanı bir Yahudi dönmesi kahramanlaştı ve onun uğruna bütün milliyetçi muharrirler hapse tıkıldı. Zulmün en eşna'ı tatbik edildi. Perde arkasında daima aynı menfur düşman.. Tiss.. Hiç bir aks-i sada, hiçbir feryat, hiç bir şikâyet görülmedi. Meclisi dolduran yüzlerce milletvekilinden bir tek adam kürsüye çıkıp; ne oluyor, diye sormadı. Partiler kapanırken ve asıl mühimi Salomon Adato isimli bir Yahudi mahkeme salonundan başvekâlet makamına ince teferruatına kadar haber yağdırırken ne milletten, ne gazetelerden, ne de mebuslardan en ufak bir itiraz yükselmedi. Çünkü biz demokrasiyi değil, küçük menfaatleri koruyorduk. Partiler, demokrasiye vurulan ağır darbeler karşısında birleşiverdiler, en ufak bir çıt bile duyulmadı. Bu haleti ruhiye bu zihniyet, maalesef halâ hüküm sürmekte.. Bu zihniyetin kökü kazınmadıkça demokrasiyi ve milli kurtuluş gününü beklemek, bir ham hayale gönül kaptırmaktan başka bir şey ifade etmez. Milletçe kurtulmak istiyorsak önce zümre ve şahıs menfaatlerinden yakamızı kurtarmak zorundayız.” (Cevat Rifat Atilhan Yeni İstiklal 24 Ekim 1962 S. 2 ) Ne dersiniz bugünkü halimiz yahut manzaralarımız düne benziyor mu? Vatan düşmanlarının metotları dün de, bugün de hemen, hemen aynı. Bizlere düşen uyanık olup, bütün değerlerimize sahip çıkarak din ve vatan düşmanlarının tuzaklarına düşmemek, kurdukları oyunları önceden fark ederek gerekli tedbirleri almaktır..

Şu günümüzdeki bir kısım siyasetçilere bakınız; aynı geçmişte olduğu gibi yaygaralar kopartıyor, birlikler kuruyor, milletimizi kandırmaya çalışıyorlar. Bizim yaşımız müsait değil ama bu iğrenç filmi bu millet 2. cennet mekân Abdulhamid zamanında aynen yaşadı. Sonunda Abdulhamid’i devirdiler. Peki, ne oldu? Koca imparatorluk çöktü. Topraklarımız bölüşüldü, Yıldız hazineleri yağmalandı. Hilafet kaldırıldı. Sözde birçok inkılaplar yapıldı. Bunların hepsi Türkiye’yi geriye, fakirliğe, medeniyet ve kültürsüzlükten geri kalmaktan başka bir yere götürmedi. Bugün ülkemizde o günün yaraları hâlâ sarılamadı… Hepimiz uyanık olmalıyız. Aynı oyunların bir daha Türkiye’de oynanmasına izin vermeyelim. Seyirci kalmayalım. Cümleniz Mevla’ya emanet olunuz.

NOT:

Gurbetçi vatandaşlarımız Sayın Cumhurbaşkanımızdan müjde bekliyor. Ömürlerini vatan hasretiyle gurbette geçiren emeklilerimiz Sayın Cumhurbaşkanımızdan seçim öncesi bir müjde bekliyor. Son günlerde aldığım çok sayıda telefon ve mesajlarda emekli gurbetçilerimiz arabaları ile iki sene Türkiye’de kaldıktan sonra dış ülkede altı ay kalmadan arabasıyla tekrar Türkiye’ye dönememesinden şikâyetçiler. Çünkü birçok emeklinin orada altı ay kalacak yeri yok. Bu sürenin kaldırılmasını saygı ile beklerler.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Semiha özlem

3 KITAYA HÜKMETTİKMİ ? 3 KITADA KAÇ KİŞIYE TÜRKCE ÖĞRETTİK ? ANADOLUYA NE KATKISI OLDU ?

can

niye bizim gurbetciler topluca kesin dönüs etmiyorlar durum bu kadar feci ise. hatta 2022 de 23 000 Türk vatandasi alamanya da iltica etmis. Suriyeliler de niye gavur topraga kacmak istiyorlar. kesin izahin vardir niye.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23