--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

FETÖ’cü generallere güveni, halk boşa çıkardı!

Ali Karahasanoğlu
Ali Karahasanoğlu

15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra..

Yaşanılan hengamede yurtdışına kaçan bir FETÖ’cü, şimdi sığındığı gavur ellerinden yazıyor:

“Profesör Doktor Sedat Laçiner mesela.

İki yıldır Çanakkale’de tutuklu.

Niye, darbecilikten.

Darbe gecesi Çanakkale hiçbir askeri veya sivil etkinlik yok, Laçiner evinde oturuyor.

Valilik açıklama yapmış, ‘Çanakkale’den bir tane bile darbeci çıkmadı’ diye.

Laçiner’in iddianamesinin son sayfasında şöyle yazıyor:

‘Eylemlerinde cebir-şiddet unsuruna rastlanmamıştır ama cezalandırılmasında kamu yararı vardır.’..”

Ne kadar masum..

Ne kadar olaylardan habersiz gibi..

Ne kadar rahat bir anlatım..

“Adam bir üniversitede rektör.. O üniversitenin bulunduğu ilde onlarca insan, darbe gecesi ölmemiş. O halde, o üniversitenin rektörünü darbecilikten niye tutuklarsınız kardeşim” diyor..

Bu kafa, ne kafası biliyor musunuz?

17-25 Aralıkta emniyet güçleri vasıtası ile darbe yaparken..

Meşru hükümet alaşağı edilmek istenilir iken..

“Ne darbesi ya.. Siz kafayı mı yediniz? Bunlar polis.. Devletin polisi.. Hem polis ile de bitmez bu iş.. Polis de, savcının emri ile iş yapıyor.. Çocuk oyuncağı mı bu? Savcı ile de bitmez.. Savcı da, hakimden istediği arama kararı kabul edildiği için bu teknik takipleri yapıyor..” diyerek, suçu örtbas etmeye çalışan kafa..

Ama dışardan baktığınızda..

“Ne kadar düzgün bir açıklama.. Ne kadar mantıklı açıklama” diyorsunuz..

Yıllarca süren kadrolaşmayı gizlersen..

Emniyete doldurduğun binlerce polisin listesini gizlersen..

Yargıya soktuğun 4 bin hakim ve savcının varlığını gizlersen..

O polisin, o hakimin, o savcının; üniversitedeki yapılanma ile işleri nasıl kotardığını gizler isen.. 

Tabii ki böyle konuşursun:

“Polis ne yapsaydı.. Savcı ‘Bu işi soruştur’ demiş. Polis nasıl takip etmesin?”

Veya savcıyı savunur iken:

“Savcı ne yapsın? Kendisine bir suç ihbarı gelmiş. Hakimden takip talebinde bulunmuş. Hakim de kabul etmiş.. Savcı ne yapsın?”

Veya hakimi savunur iken..

“Hakim ne yapsın? Savcı talepte bulunmuş.. Hakim ne yapmalı idi, sanıkları koruyup, talebi ret mi etmeli idi?”

Veya rektörü savunur iken:

“Rektörün darbe ile ne işi olabilir? Eline silah alıp, darbeyi rektör mü yaptı?”

Eğer konuya hakim değilseniz..

O soruşturmaların nasıl yapıldığını..

Nasıl yürütüldüğünü.

Savcıların nöbetlerinin nasıl bekletildiğini.

Hangi hakimin nöbetinde talepte bulunulması için sıra beklendiğini bilmez iseniz.

Bu yapı içinde görev alan bir öğretmenin dahi, “Generalin çocuğu üzerinden hangi etkilemeleri yaptığı”nı bilmez iseniz..

Daha önemlisi..

Bir bakanın telefonunun, “PKK şüphelisi Kemal” ismi ile..

Bir önemli bürokratın telefonunu, “DHKP-C şüphelisi Mahzun” ismi ile..

Bir önemli kurumun tepesindeki ismi, “İran’dan gelme ajan Mohsen” ismi ile dinlediklerini bilmez isen..

Bu yapılanları, FETÖ’cülerin kendi hiyerarşik amirinden bile gizlediklerini bilmez isen..

“Doğru ya.. Polis ne yapsaydı. Savcı, hakim ne yapsaydı.. Rektörün ne suçu var, öğretmenin ne kusuru var?” dersiniz..

Bu ahlaksızların yaptıklarını, normal görürsünüz..

•

Daha vahimi var..

Polisi, savcısı, hakimi.. 

Medya mensubu, bürokratı, öğretmeni..

17-25 Aralık’tan sonra..

Siyasi iktidara, nasıl da açıktan açığa posta koyuyorlardı..

Bizim bildiğimiz, Fetullah Gülen ekibi, korkak bir gruptu.

Ama adamlar, adeta yürek yemişler gibi..

Ortalığı kasıp kavuruyorlardı.

O zaman da kendi kendime düşünmüşümdür:

“Bunlar kime güveniyorlar da.. Suçları bu kadar ortada olduğu halde.. Düne kadar, haklı olduklarında bile her şeye eyvallah çekerken.. Şimdi mahallenin kabadayılığına soyunuyorlar?”

Sebebin ne olduğu..

15 Temmuz 2016’da ortaya çıktı..

TSK’daki iki generalden birisi, bu örgütün adamı imiş..

Onlara güvendikleri için..

“Nasıl olsa biz gözaltına alınsak da.. Tutuklansak da. En sonunda, askeriyedeki uzantılarımız darbeyi yaptığı an, hepimiz serbest bırakılırız” diye düşündükleri için..

“Hırsızdan korksaydık, polis olmazdık” diyerek, gözaltına alınırken bile meydan okumaktan geri durmuyorlardı.

Aslında ortada hırsız falan yoktu..

Hırsızın gerçeği.. Hatta büyüğü, kendileri idi..

Soruları çalanlar..

Şantajlarla holdingleri soyanlar..

Tehditlerle kamu makamlarını dolduranlar...

Hep kendileri idi..

Ve yürüdükleri yolda..

En büyük güvenceleri de, askeriye içindeki generaller idi..

Hükümet binlerce polisin görev yerini değiştirebilirdi.. Yüzlerce polis müdürünü tutuklayabilirdi.. Yüzlerce bürokratı görevden alabilirdi..

Ama bunların hepsini, iki dakikada değiştirebilecek güçte ve çoğunlukta, general kadroları vardı..

Beklediler..

15 Temmuz’a bel bağladılar..

15 Temmuz’da ordu içindeki generalleri sokağa çıktı..

Ama hesap edemedikleri küçük bir ayrıntı vardı..

Aynı dakikalarda, halk da sokağa çıktı..

Ve halk; FETÖ’cüler için son umut olan darbeci generalleri, tanklarına rağmen, uçaklarına rağmen, bombalarına rağmen derdest ettiler..

Şimdi uzaktan ahkam kesiyor, FETÖ’cü uyanık: “Bir rektörün, darbe ile ne işi olabilir?”

Bre riyakar vicdansız:

“Darbenin tam göbeğinde yer alan, tankları yürüten, bombaları attıran senin generallerin, ‘Darbenin içindeyiz’ dedi mi ki, senin rektörün de, ‘Ben darbenin içindeyim’ desin..”

Sen, 251 insanı şehit eden darbeci generallerin suçunu kabul ettin mi ki, darbeci rektörün de suçunu kabul edesin..

Öyle ya.. “Kontrollü darbe” dediniz..

“Tiyatro gibi.. Köprüyü kapatmışlar..  Böyle darbe mi olur” dediniz..

Köprü üzerinde, ellerini havaya kaldırarak, eli silahlı darbecilerin üzerine sivil olarak yürüyen insanların taranarak şehit edilmelerini bile vakayı adiye gibi göstermeye çalıştınız..

Bunlara şaşırmadık da..

“Rektörün darbe ile ne ilgisi var?” itirazınıza mı şaşıracağız?

 

Ali Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle