“İki villa” ne ise, “100 milyon avro” da odur
Sarıgül ailesinin kara para aklama içerikli haberlerini ne yaptık?
Bakalım CHP yandaşı medyaya... Nerelere saklamışlar?
Kendisini gayri ahlaki ilişkisi sebebiyle hiç sevmediğim, saygı da duymadığım Deniz Baykal bile isyan etmişti bu adama:
“CHP’ye genel başkanlık yapacak kişi, bu partiyi satmamış olacaktır.”
Demişti ve devam etmişti.
Belki burası daha önemliydi..
Ekrem İmamoğlu’nu da tarif eden bir tanımlama idi:
“CHP’yi satın almaya da kalkışmamış bir kişi olmalıdır.”
İşte yıllar önce Mustafa Sarıgül eliyle satın almaya çalışılan CHP...
Bugün de Ekrem İmamoğlu eliyle satın alınmak istenmişti ki..
Sınırdan dönüldü.
“Eski yönetimi çok mu seviyordun?” diye soracak olanlar çıkarsa, “Temel hak ve özgürlükler başlığındaki yasakçılıklarından dolayı, CHP’nin eski yönetimini de yeni yönetimini de sevmiyorum” cevabını rahatlıkla verdikten sonra, CHP’yi 2023 yılında satın almaya kalkışan Ekrem İmamoğlu profilini hatırlatmam lazım.
Biz Mustafa Sarıgül’ü çözersek, Ekrem İmamoğlu’nu da çözeriz.
Mustafa Sarıgül ne ise...
Şişli’de toparladığı servet ile bir yandan cami yapan, bir yandan cemevi yapan...
Bunları yapmasına karşı çıkmıyorum. Ama hangi para ile ikisini birden yaptığını ve amacını sorguluyorum.
Cemevine de cami cemaatine de karışan bir profil olarak, Ekrem İmamoğlu’na Mustafa Sarıgül’ün nasıl öncülük ettiğini hatırlatıyorum.
Sadece cami cemaatine karışma noktasında değil; son duruşmada anlatmıştı Ekrem Bey, annesi ile cemevi ziyaretini, annesinin “Ben oruçluyum” demesini...
Cemevini nasıl bir yer sandıysa, oruçlu gidilemeyeceğini söylediğini... Ziyaret sonrasında ise çok memnun olduğunu anlatırken, din istismarının hangi zirve noktasını işgal ettiğini görüyor, not ediyoruz.
Ve bugün geldiğimiz noktada.
Ekrem İmamoğlu için iki villa ne ise, Mustafa Sarıgül için de 100 milyon avro aynı şey.
Ekrem İmamoğlu iki villayı anlatamadı.
Aslında bedavaya alınmadığını, sonradan düzenlenen adi sözleşmelerle kendince ispat etmeye kalkıştı.
Mustafa Sarıgül de, Saygı Öztürk dahi, Barış Terkoğlu dahi, bağlantılı olduğu isimler aracılığıyla ortaya attığı, “100 milyon avro para transferi yok, 100 avro var, yanına sıfırlar eklenmiş” savunması ile kendini kurtarmaya çalıştı.
Sarıgül ailesinden iki kişi tutuklandı, üçüncüsü gözaltında. Dördüncüsü de dokunulmazlık zırhına büründürüldüğü için gözaltına alınması geciktiriliyor.
Bu arada ilginçtir, Cumhuriyet gazetesinde bir haber...
Biz, “Fon yolsuzluğunun sonuna kadar üzerine gidilmeli” derken, fon yolsuzluğuna imza atanlar sanki tamamı bizim mahallede imiş gibi algı yapan Cumhuriyet gazetesi, ASAL araştırma şirketine dayandırarak bir anket yayınladı. Resmen hazırlık yapıyorlar.
Fon yolsuzluğundan para kazananların Acarkent ve Beykoz konakları, İstanbul Boğazı’nın iki tarafına yerlemiş yalıların sakinleri çıkması sürecinde, ankette sorulan sorular ve cevaplar ve buna Cumhuriyet gazetesinin yakın ilgisi, eleştirmeden haber yapması hayli ilginç.
Haber şöyle:
“ASAL Araştırma’nın kamuoyu araştırmasında, katılımcıların yüzde 62’si fon vurgununa karışan kişilerin siyasi partisi ve konumu ne olursa olsun isimlerinin kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini belirtti.”
Abi bu ne?
Ne demek yüzde 62?
Gelin bizim mahalledeki camide yapın bu anket çalışmasını, yüzde 100 çıkar.
Nerede yaptınız bu çalışmayı?
Yeni Parti genel merkezinde mi? Acarkent’te mi, Beykoz konaklarında mı?
Diğer yüzde 38’in görüşlerine bakıyoruz:
“Yüzde 23,5’i isimlerin yalnızca adli makamlar tarafından bilinmesi gerekir” demiş. Nasıl yani? Milyarları götürecekler ve halk bunu bilmeyecek, öyle mi?
Fatma Betül Sayan Kaya’nın yanlışını öğreneceğiz, onun üzerinden başörtüye küfürler ettireceğiz, Saadet Partisi’nin yayın organı bile başörtülü ismi hedef tahtasına koyacak.
Ama türbanlılar içinden bir tane yanlış yapanı ifşa ettikten hemen sonra, sıra geri kalan yüzde 98’i götürenler olunca, “Onları adli makamlar bilsin, yeter” diyeceğiz.
Diğer oranları da verelim:
İsimlerin paylaşılmaması gerektiğini savunanlar yüzde 6,4.
Cevap vermeyen veya fikri olmadığını söyleyenler ise yüzde 8,1.
Cumhuriyet gazetesi bu haberi çok sevdiğine göre, fon yolsuzluğunda kendi adamları da mı var acaba?
Baktım, hemen hiçbir internet sitesi bu haberi ciddiye almadığı halde Cumhuriyet manşetleştirmiş.
Ve sol medyanın, Ekrem İmamoğlu’nun yolsuzluklarının avukatlığına soyunmasında, fon yolsuzluğunun üzerine gider gibi yaparken dindarlara kara çalmasının, sonrasında da Sarıgül olayındaki utanmazlığının somut delilini de vererek yazımızı bitirelim:
Sol medyada iftiralara imza atan Barış Terkoğlu, Murat abisinin haber yapmama fiilini anlatıyor. Murat Ağırel’in Almanya’ya gittiğini, orada Melih Gökçek ile ilgili haber araştırması yaparken kendisine ulaşan bazı isimlerin Mustafa Sarıgül ile ilgili bazı bilgiler aktardığını söylüyor.
Murat Ağırel’e o kişiler demiş ki:
“Sarıgül’ün çok büyük parası var, Türkiye’ye getirip aklamak için bizimle irtibat kurdu. Ama bu arada bizi dolandırdı.”
Barış Terkoğlu’nun anlatımına göre, Murat Ağırel de Sarıgül’ü savunacak ya, onun avukatlığını yapacak ya... Adama sormuş:
“Yani siz Sarıgül ile birlikte para mı aklıyordunuz?”
Muhatabı da “Evet, onu yapıyorduk” demiş.
Ve bunu anlatan Barış Terkoğlu, Murat abisinin şimdi bu haberi yapmadığı için tutuklandığını öyle masumlaştırarak anlatıyor ki, eriyip bitiyorsunuz.
Daha neden tutuklasınlar, beyler? Söyleyin, daha büyük suç mu var?
İşe bakınız... Çok büyük bir para var. 1 milyar dolar olduğu öne sürülüyor. Fatma Betül’e yüklenen yolsuzluktaki paranın 30 katı... Türkiye’ye getirilmek isteniyor. Aklamak istiyorlar. Birbirlerini dolandırıyorlar. Bunu Murat Ağırel öğreniyor ve devlet sırrı gibi saklıyor.
Diyeceğim şu ki; hayır, kara para akladığı iddia edilen ve suçlanan Mustafa Sarıgül’e, bu konunun haber yaptırılmak istendiğini aktarıyor... Sonrasında da Sarıgül ilgili kişileri tehdit ediyor.
Ağırel Türkiye’ye dönüyor, Gökçek’i haber yapıyor yalanlarla... Sarıgül’ü haber yapamıyor gerçeklerle...







