--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kâzım Karabekir Paşa idamla yargılanmıştı 2

Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
0

Terör mahkemeleri

27 Temmuz tarihli gazeteler geniş çaplı bir İttihatçı tutuklaması olduğunu yazıyor.

1 Ağustos 1925: Mesele, İstiklal Mahkemelerinin terörüdür. Tutuklananların evlerinde polis aramaları, polislerle rastgele bir vakitte bir insanın karakola götürülmesi, düşünülürse ne kadar hazin bir tablodur. Gözyaşları, elemli dövünmeler, kalplerin kanaması, mevkilerin itibarının sarsıntısı, tahliye olunsa bile bir kişinin tutuklanmasıyla sebep olanlar yalnız onun ve ailesinin değil, bütün onları sevenlerin bedduasını da alıyor. Şu halde ömrümüz terörle mi geçecektir? En yüksek eğitim görmüş, yılların emeğiyle kütüphanesini, hatıratını tespit etmiş bir insanın evinde, aldığım emri yapacağım gayretiyle basit insanlar tarafından yatak odalarına kadar yapılan aramalar ne hazin bir levhadır. Cumhuriyet, her dimağda munis, cazip, feyizli bir kelime olmalıdır. Yoksa dehşet, korkunç, kişisel özgürlüğü tehlikeye koyar bir umacı gibi yeni neslin zihniyetine nakşolunmamalıdır.”

11 Ağustos’ta Vatan gazetesinin de kapatıldığı haberi geldi. 2 gün sonraki gazetelerde İstiklal Mahkemesi’nde gazetecilerin yargılanması haberi vardı. Sadri Ertem [Ethem] Bey’in bir iki cevabı önemlidir. Şöyle demiş: “Tahakküm eden göz Cumhurbaşkanıdır.” Ayrıca Bizans’ın Ankara’ya nakledildiğini yazıyor.

Gazi, Kastamonu’da bir kışlada verdiği nutukta milleti yönetenlerin dayanağının ordu olduğunu söylüyor. Şöyle diyor: “Meşrutiyeti, bağımsızlığı kahraman subaylarımız yapmıştır. Bundan sonraki ilerleme de böyle (yani ordu eliyle) olacaktır.”

Osmanlı padişahları da böyle yapardı. İyiler iyi, kötüler kötü, yani sabit istikamette… Bu yanlış zihniyet, ülkenin geleceği için tehlikedir. Meşrutiyeti ilan için millette gerektiği gibi örgütlenme yapılmamasının kötülüğünü hep beraber gördük. İstiklal Savaşı’nda ise milletin önemlice bir örgütü vardı. Geleceğin sağlam olması için ise her örgütü millete yaptırmalıdır. Bu örgütleri yönetecek bilinçli halkımız çoktur.

30 Eylül tarihli Vakit’te namazda Türkçe Kur’an okunması gerektiğine dair Mehmet Nuri imzalı, 1 Ekim tarihli Vakit’te ise camilere ayakkabıyla girilmesi ve secde yerlerinin yüksek yapılması hakkında yazılar çıktı.

Gazi, Halk Partisi binası yaptırmak için (ki bu bina sonradan ikinci Meclis binası olmuştur) dedi ki: “Milletvekillerini partide tutmak için lokantası, salonlarıyla mükemmel bir bina gereklidir. Muhalif olanları koymayız, gidecek yer bulamayınca partiden çıkamazlar!”

Buraya Meclis’te İstiklal Mahkemeleri hakkındaki beyanatımı almak istiyorum:

“İstiklal Mahkemelerini tarihe karıştırmak Yüce Meclis için bir şeref olacaktır. Sıkıyönetim bölgelerinde kurulan sıkıyönetim mahkemeleri maksadı temine kâfidir. İsmet Paşa hazretleri İstiklal Mahkemelerini ıslahat aleti zannediyorsa pek aldanıyor. Şunu arz edeyim ki, 20. medeniyet yüzyılında bir millet zan ve vehimle yönetilemez.”

 

İstiklal Mahkemesi’nde idamla yargılandı

24 Mayıs’ta Partimiz bütçeye red oyu verdi.

15 Haziran’da M. Kemal’e suikast tertipleyenler yakalanmış. Gazi ertesi gün İzmir’e gitmiş. 17 Haziran’da ise Ankara’daki İstiklal Mahkemesi İzmir’e hareket etmiş.

Bu suikastı tertip ve icra edenler, dıştan ve içten milletin canına suikast eyliyorlar. Eğer hükümet, bilgisi varken –Kürtlük mesesinde olduğu gibi- bu duruma gelinceye kadar ses çıkartmadıysa, ülkeye ve hükümete halen ve tarihen ne fenalık geleceğini takdir etmelidir.

Falih Rıfkı (Atay) Hakimiyet-i Milliye’de partimize namussuzca saldırıyordu: Namussuz herif, hükümet Kürt meselesinden, partinin kurulmasından aylarca önce haberdarken, isyan bölgesindeki valilere bile haber vermediği sabitken, bunu nasıl hala partimize atfediyorsun? İzmir suikastının asıl partimize karşı düzenlendiği anlaşılıyor.

22 Haziran: Ankara’da Jandarma Komutanı evime geldi. Koruma altında Polis Müdüriyetine götürüldüm. Geceyi nezarethanede yer yatağında rahatsız geçirdim. Jandarma komutanı ile Valiye haber gönderdim. “Bana iyi bir oda bulsunlar, bir komutana karşı bu durum ayıptır” dedim. Bunun üzerine Jandarma Komutanı’nın odasına aldılar. Biraz rahatladım.

Haziran’ın 25’inde trenle İzmir’e doğru yola çıkarıldım. Ertesi gün İzmir Polis Müdüriyetine götürüldüm. Gece iyi uyuyamadım. Odam kasvetli. İyi bir oda istedim. Avlu tarafında siyasî kısım müdürünün odasına nakledildim. Fakat pencereler çivili. Açmıyorlar.

28 Haziran’da ön ifademi yazılı olarak aldılar. Ertesi gün çivili pencerelerden birini açtırdım.

3 Temmuz’da mahkemeye götürüldük Savcı iddianamesini okudu. Hayret! Neler olmuş ve biz tertip etmişiz! Önce hayret edip kızdım, sonra da güleceğim geldi!

11 Temmuz’da mahkemeye çağrıldık. İddianame okundu. İstiklal Savaşı esasındaki durum tamamen yanlış izah edildi. Erzurum Kongresi’nde Gazi’nin başkanlığı aleyhine bir oy varmış, o da benimkiymiş! Oysa ben üye bile değildim, kongreye dahi katılmamıştım! Gazi’yi kongreye zorla kabul ettiren ve başkan yaptıran, canını koruma altına alan da bendim üstelik.

Temmuz’un 13’ündeki beraatimize karar verildi. Serbest bırakıldık. Halk müthiş alkışladı. Baştan ayağa bizi öptüler. Otomobile kendimizi dar attık.”

Kâzım Karabekir Paşa’nın TRT ve Türk Tarih Kurumu tarafından atlanan sıkıntılı yıllarında yaşananlardan bir tutam bunlar. Daha 1933 faciası var ki evi basılıp belgelerine el konulmuş, İstiklal Harbinin Esasları adlı kitabı yaktırılmıştı. Bunlar için de Kızıl Pençe adlı kitabıma müracaat oluna. 

Mustafa Armağan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle