--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İbn-i Sina da mı şarlatan?

Ali Akben
Ali Akben
7

Geçen hafta İbn-i Sina haftasıydı ve ülkemizde çeşitli etkinliklerle tıp ilmine kattıkları ile anıldı.

Yaşadığı çağdan günümüze kadar tıp denince akla gelen ve batıda Avicenna olarak halen ünü devam eden İbn-i Sina, Ortodoks batı tıbbı dinine göre maalesef şarlatan görülüyor.

Devrinin en ünlü filozofu olmuş; astronomiden felsefeye, din ilimlerinden sosyal ilimlere ve psikolojiye kadar yüzlerce kitap yazmasına rağmen uyguladığı tedavilerde kanıttan başka argümanları kullandığı için bugün hâlâ bilim dışılıkla suçlayanların olduğunu biliyoruz.

Günümüz tıp bilimi, ilim hazinesinden yoksun ve nerede ise her şeyini kanıta dayandırıp deneylerle ispatladığı verilere inanıyor ve gerisini de dümdüz edip bilim dışılık olarak yaftalayıp uygulayanlara da şarlatan diyor.

Şarlatan, Fransızcadan dilimize geçmiş sahteci, aldatıcı, yalancı ve kendinde olmayan özellikleri varmış gibi satanlar için kullanılır.

Hekimler hastalarına çare ve çözüm arayarak şifa vesilesi olmak için devamlı gayret eder. Yarım asra yaklaşan hekimlik mesleğimde bu arayışı halen ilk günkü gibi heyecanla devam ettiriyor ve bulduklarımla da mutlu oluyorum.

Bazen basit bir telkinle, bazen ise çok yorucu çalışmalar sonucunda elde ederek hastalara faydalı olmak ise birçok meslektaşımın hayali ve umudu. En basitinden bir sırt sıvazlama bile bazen çok ama çok fazla işe yarar ve çözüm yolunda önümüzü açar.

Aldatan bizden değildir diyen bir Peygamberin ümmeti olarak hem yalan hem de aldatma ve sahtekarlık zaten hikmetli bir ilim olan tıp bilimi ile bağdaşmaz.

Hekimlerin uyguladığı bazı tedaviler için illa kanıt diye tutturmak yerine fayda zarar dengesi üzerinde durulsa ve önce zararlı olmamak ilkesi hatırlanarak yapılan uygulamalar ön yargısız sorgulansa daha doğru olur gibime geliyor.

Özellikle ülkemizde bir kısım meslektaşlarımız, İbn-i Sina tıbbında uygulanan hacamat, sülük ve psikolojide uyguladığı bazı teknikleri kanıta dayanmadıkları için bilim dışı bulmaktalar.

Hacamatın; ilaçsız bir immünoterapi olduğundan, sülük tedavisinin ise tüm dünyada her geçen gün yeni faydalarının yapılan çalışmalarda ortaya çıktığından habersiz malum bir hekim grubu var ve bu tedavilerin kökeninde din olgusunun olmasından kaynaklı ön yargılarından bir türlü kurtulamıyorlar.

Azıcık akletseler ve bilim için önemli olan nasıl niçin ve neden gibi soruları sorarak bu tedavilerin kökenine baksalar, milattan önceki yıllara kadar gidecekler ama maalesef at gözlüklerini çıkarmaya ve evrensel doğruya doğru yol almaya hiç mi hiç niyetleri yok.

Rabbimiz ilahi mesajını Kur’an-ı Kerim ile insanlığa yollamıştır. 

114 sure ve 6666 ayet içerisinde öyle hitaplar var ki, bugün bile anlamak ve anlamlandırmak için zorlanıyor ve her gün yeni mucizelere şahitlik yapıyoruz.

Bazı ayetlerde örümcekten, bazı ayetlerde gıdalardan bahsederken, bal arısına vahyini ise bir sure ismi ile vaaz ederek biz hekimlere açık bir mesaj yolladığını düşünenlerdenim.

Günümüz biliminin temel taşları da anlayanlar için kutsal kitabımızda çeşitli örneklemeler ile anlatılmıştır.

Şifa arayışında arı misali çalışıp vazifemizi de vahye göre yapabilsek şifaya vasıl olmada arılar kadar hünerli hale gelebiliriz. Bal arılarının mucizevi yaratılışından bahsederek meseleyi dağıtmak yerine ürettiği bal ve onun şifası ile ilgili kısa bilgileri sizlerle paylaşmak isterim.

Bugün, arılar tarafından üretilen gerçek bal, polen ve arı sütü gibi ürünlerin birçok hastalığa şifa olduğunu kanıtları ile biliyoruz.

Arı sütünün bağışıklık sistemimiz ve tüm organ ve hücrelerimizin daha sağlıklı çalışmasına katkılarını kullandığımız hastalarımızdan aldığımız sonuçlardan biliyoruz. Kanserden ülsere birçok hastalığın tedavisinde gözü kapalı kullanıyoruz.

Merhum Mehmet Şevket Eygi üstadımla yurt dışı seyahatlerimizde muhakkak bal satan marketlere uğrar ve o bölgelerin arılarının ürettiği ballardan alırdı ve bizlere de aldırırdı. 

Dünyanın farklı bölgelerinde üretilen balların faydalarını hikmetleri ile sıralayarak anlatırdı.

Bal alırken satıcıya gözlerindeki rahatsızlıktan bahsederek gözlerine süreceği için sade ve katkısız olması gerektiğini söylediğinde, bazı satıcıların sattıkları balla ilgili bu garantiyi vermediğinin şahidiyim.

Gerçek bal yaraya sürülse yarayı nasıl iyileştirirse, gıda olarak kullanıldığında da sayısız şifaları vardır.

Savaş yaralarının balla tedavisi günümüzde gerçek bal bulmanın zorlaşması nedeni ile çok tercih edilmiyor olsa da açık yaralara bal sürüldüğünde hem yaranın üzerini kapatmış hem de mikroplara karşı koruyarak tamir sürecini hızlandırmış olur.

Gözlere sürülen bal damlaları, birçok göz hastalığının tedavisinde ve özellikle yaşlılığa bağlı görme hastalıklarında günümüzde dahi tavsiye edilmektedir.

Bal arısına vahyeden Rabbimiz, biz hekimlere de aynı vahiyle mesleğimizle ilgili anlayanlara açık işaretleri var. 

Şifayı verenin kendisi olduğu gerçekliği ile yüzleşmeli ve haddi hududu aşmamalıyız. 

Esmasındaki sıfatlarda rızık verme, yaratma ve şifa verme, bunlarla ilgili biz insanlar haddi hududu aşmamalıyız.

Şifa Rabbimizdedir diyerek şifaya sebep olmada gayretimizi maksimize etmeliyiz. Günümüzde bu önemli konuda ciddi hatalar yapılıyor. 

Beni şu doktor iyileştirdi gibi ya da ben filan hastayı iyi ettim gibi dilimizin alıştığı kelime ve cümleler var ki, Allah korusun insanı şirke kadar götürebilir.

Dikkatli olmakta yarar var.

Ölüm Allah’ın emri.

Hatta bazı atasözü olmuş topluma mal olmuş ifadeleri söyler dururuz.

Nikah ve ölüm gününü şaşırmaz. 

Ölümün gerçekleşmesi kesin olduğu halde ölmeyen insan için de rızkı bitmemiş dünyada rızkı varmış denir.

Rabbim hayırlı rızıklar, hayırlı ömürler ve hayırlı ölümler nasip eylesin değerli okurlarım.

Bu haftalık da bu kadar.

Kalın sağlıcakla.

Yorumlar

(7)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Ahmet

3 Eylül 2023 07:55

Allah razı olsun, sayınızı artırsın hocam.

Mustafa

27 Ağustos 2023 14:46

Değerli Ali abim harika bir yazı. Teşekkürler

Ömer

27 Ağustos 2023 14:16

Sadece bal değil nice gıdalarda şifa ve Hikmet var . Otlarda , baharatlarda şifa Rabbimizin izni ile bulunur . Biz batı derse alıyoruz bu yanlış . Modern tıp tamam ama diğer şifa kaynaklarını ihmal etmemeliyiz ilaç ta da sömürü var . En basit sarımsak alın size iltihaba karşı ilaç yan tesiri de yok ( midesi hassas olanlar dikkatli kullanmalı ) . Zerdeçal , zencefil tarçın , nane , limon daha birçoğu şifa kaynağı . Hakiki tereyağı mesela . Maalesef herşey sahte oldu meyve sebzelerde vitamin kalmadı suni ilaç gübreler mahvetti . Ne karpuzun ne kavunun tadı kokusu kaldı . Herhalde kıyamet yaklaştı .

Okur

27 Ağustos 2023 11:06

Din tüccarlarının İbn-i Sina'yı kadavralarla çalıştığı için din düşmanı ilan ettiklerini unutmuşsun.çalışmalarını da yasakladıklarını. Batıdakiler kanıt doğudakilerde kendi dediklerinin dışında sav istemediler, istemiyorlar. Luter ortadoksların eğemen liğini törpüledi. Gerçek İslamiyetle ilişkisi olmayan -yeniden oluşturulmuş dinin- egemenliğinin doğunun gelişimine engel olduğu, halkın biatçı ve zalimlerin elinde ızdırap çekmesine razı olmasındaki rolü gözardı edilemez. Ondandır ki emperyalistlerin çirit attığı coğrafya Ortadoğu' dur..

ibni sina’yı neden önemsediniz?

27 Ağustos 2023 10:44

İmam Gazali hazretleri ibni sina’ya iyi adam nazarıyla bakmamıştır ..

Zehra

27 Ağustos 2023 09:24

Müthiş müthiş müthiş. Allah sayılarınızı artırsın hocam.

Okur

27 Ağustos 2023 07:21

Mevcut modern tıbbın faydalılık oranı %2'yi geçmez, gerisi büyük bir dalalete dayanır yani şarlatanlık üzerine bina olmuştur. Dünyadaki % 53 hasta oranı bunu işaret ediyor. İbni Sina'ya gelince, 1650 yılına kadar tıbbi eserleri Avrupa'daki okullarda müfredatta yer almıştır. Kendisi eski Mısır ve Yunan tıbbından yararlanmış. Eserleri bu devirde önemsiz. Kendisi âmâ olup ve bağırsak kanserinden ölmüş. Halbuki göz bozukluğuna ve kansere karşı güya çokça şifalı bitkiler önermiş. Onun başilacı opium. Bugün de hekimlerin hastaları avuttukları önemli uyuşturucu ve bağımlı yapıcı madde. Sülük ve hacamatta niye kanıt yokmuş ki? On binde bir de olsa bile kanıt vardır. Lakin bu yöntemler bugün fazla işe yaramazlar. Zira vücuttaki zehirli ve zararlı maddeleri uzaklaştırıyorlar. Modern ve alternatif tıp hekimlerinin kronik hastalıklara karşı yaptıkları her mücadele ve masrafın tamamen boş ve cereme olduğu kanaatindeyim. Çünkü hastalıkların gerçek sebeplerden bihaberler. Tıp şarlatanlıkla özdeşleşmiş, modern sihirbazlığa ve global ilaç şirketlerinin pazarlama merkezine dönüşmüştür. Hekim odur ki hasta onun elinde/hüneriyle mutlak sıhhate kavuşur, aksi halde o yalancıdır. (yaklaşık hadis meali)

Ali Akben Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle