--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ormanın derinliklerindeki derviş

Ahmet Can Karahasanoğlu
Ahmet Can Karahasanoğlu
4

Ormanın derinliklerindeki derviş

AHMET CAN KARAHASANOĞLU

İnsan bazen en kalabalık şehrin ortasında hisseder boşluğu… Bir rezidansın 50. katında sessizliği… Uğultu vardır amaanlaşılır bir ses yoktur. İşte bu kaosun içinden öyle bir adam çıkar ki, sessizliği göğüslemekle kalmaz, sessizliğe dönüşür. Varoluşun içine sızan bir ajan gibi o boşluğu yalnızlıkla sıvar. Anlamın duvarlarını 27 yıl boyunca, tek bir kelime etmeden boyar da boyar. Tek bir insan yüzü görmeden, vahşi ormanın en kuytu köşelerinde…

Amerika’nın Maine eyaletinde, adı sanı duyulmamış bir göletin kıyısında bir adam yaşadı. Zamanın akışına parantez açan bu adamın kimliğinde “Christopher Knight” yazıyordu. İnsanlığın telaşına bir başkaldırıydı onun modern keşiş hayatı. Bu yalnız adamın hikâyesi, basit bir yalnızlık öyküsü olmaktan çok uzak…

Bu adam, modern insanın gökdelenlerin gölgesinde gökyüzüne bakarken hissettiği ezikliğe, yalnızlığıyla karşılık veriyor; hayatıyla bu hissin intikamını alıyordu.

“Medeniyetinizin içine edeyim,” diyordu adeta; ama ormanın derinliklerinden gelen bu naif sesi kaçımız duyduk, duyuyoruz? Christopher Knight, içimizdeki o modern esire, yitirdiğimiz yapay parçamıza ayna tutuyordu:
Siz bu değilsiniz.

1986 yılında Knight, yirmili yaşlarının başındaydı. Arabasını yol kenarında bir yere bırakarak, kimseye haber vermeden bir anda ormanın derinliklerinde kayboldu. Her kayıp hikâyesinde olduğu gibi, bu da bazen bir kaçış olabilirdi. Ne ailesinin ne de dostlarının haberi vardı Knight’tan… Bir anda hiçliği bir battaniye gibi örttü üzerine o ormanda. Yabani hayvanların ve kuşların sesinde eriyip gitmek istercesine cesur bir seçim... Hiçbir iz bırakmadan yaptı bunu. Tıpkı bir sis bulutu gibi.

Peki, nasıl yaşadı tam 27 yıl o zorlu şartlarda Knight? İşte yalnız keşişin hayatında kırılgan dengenin sarsıldığı an da bu. Yaşayabilmek için ihtiyaç duyduğu her şeyi, çevredeki terk edilmiş kamp alanlarından çalmış. Yılda ortalama kırk kere ve toplamda binin üzerinde hırsızlık… Ama ne çalmış? Zaruri yiyecek, zaruri kıyafet, kitap, pil… Varoluşun ruhani boyutunda ne eksikse onu tamamlamaya çalışan modern bir derviş… “Çalmış” demeye pasifist anarşist sûfilerin dili varmıyor; çünkü tek bir cam kırmamış, kimseye zarar vermemiş. Evet, klasik manada bir suç bu; fakat felsefi anlamda, modern yaşamın kenara ittiği bir bireyin çığlığı mı?

Hz. Ömer döneminde bir zengin, yanındaki çalışanını hırsızlık yaparken yakalar ve halifenin onu cezalandırmasını ister. Hz. Ömer, zengin adamın işçisini araştırır ve çok cüzi bir miktar -yani yaşamasına yetmeyecek kadar az bir para- karşılığında çalıştığını öğrenir. Zengin patrona der ki:
“Bu adam bir daha hırsızlık yaparsa senin kolunu keserim.”

İşte bizim modern dervişin zorunlu şekilde o hayata sürüklenmesine sebep olan sistemin kolu kesilmeden adaleti tesis etmek mümkün değil.
“Her suç topluma sorulmuş bir sorudur,” demişti Vergès.
Bu sorunun cevabını hepimiz vermeliyiz. Kaçtığımız özgürlüğün bedeli, “Her ay prim eksik yatmış mı?” gibi sorularla günü doldurmaktan ibaret.

Modern keşiş Knight’ı yargılamadan önce, toplum olarak mezara gömdüğümüz vicdanımızı yargılamamız gerekiyor. Hz. İsa Efendimizin buyurduğu gibi:
“Yargılama, yargılanırsın.”

Gölgede bir hayat mücadelesi, belki degürültüde kaybolan insanın yaşam serüveninden daha ahlaklı ve cesurbir eylemdir.

27 yıl boyunca, ormanda, yeri belli olmasın diye onca soğuğa rağmen hiç ateş yakmadı. Ne cep telefonu kullandı ne de internetNe sıcak bir tas çorba içebildi ne de kahve

2013’te yakalandı. Bir kamp alanından yiyecek çalarken, rutin bir devriyenin gözüne takıldı. Polis şaşkındı. Çünkü bu adam “hiç kimseydi.” Resmi kayıtlarda adı geçmiyordu. Bir hayalet gibi, varlığı sadece kulaktan kulağa fısıldanan bir efsaneye dönüşmüştü.

Hapisten çıktı. Ormana geri dönmedi. Şimdi gözlerden uzak, belki de yeni bir sessizliğin içinde yaşıyor. Hikâyesi, “The Stranger in the Woods” adıyla kitaplara konu oldu.

Şimdi kendimize soralım, bu yaşam sahnesinde:

Biz kaç kişiye “yokmuş” gibi davrandık? Onların varlığını hiçe saydık?

Kaç kişiyi, sadece kendi sesini duyurmadığı için, o büyük gürültünün içinde “suçlu” ilan ettik?

Ve en önemlisi… Biz kaç kişiyi o dipsiz sessizliğe itip, sonra da onların bu sessizliğinden şikâyet etme cüretini gösterdik?

Knight’ın ormanda kurduğu o derme çatma kamp, bir çığlığın, belki de bir varoluşun en saf halinin mekânıydı. Belkisessizdi, evet. Ama bizim oanlamsız gürültümüzden, oboş konuşmalarımızdan çok ama çok daha dürüsttü.
Belki de asıl duyulması gereken ses, bu sessizliğin ta kendisiydi.

 

Yorumlar

(4)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Naredra

2 Ağustos 2025 14:17

Yaşadıkça karşıma çıkan bu yazı, dindar çevrede rastlaması samanlıkta iğne bulmak kadar zor olan türdendi. Kafamda ne kadar kalın ve yıkılmaz duvarlar olduğunu fark etmemi sağladı. Ama aynı zamanda, o duvarları yıkmama da vesile oldu. Çünkü ben kendimi ararken, aslında derisini değil, ruhunun derinliklerini  yani beyninin, kalbinin, yüreğinin özünü  arayan bir güzel insanla karşılaştım.Dünyevi her şeyi aşmış, aşkın kendisine âşık olmuş bir insana sosyal medyada bir köşe yazısında rastlamak… Ne diyeyim? Hani siz dindarların “kader” dediğiniz şey var ya  işte, tam olarak o.

Musa ÜNVER

2 Ağustos 2025 14:11

Knight, insanın bulunduğu her yerden ve her şeyden uzak durmanın vazgeçilmez hafifliğini keşfetmiş, yalnızlığın aslında bir dönüş ve haz dolu eylem olduğunu fark etmiş modern bir gezgin. Kristal vitrinlerden kurtulup özgür tepelerde yerini bulan bir kır çiçeğinin mutluluğunu yaşıyor; tıpkı şehirlerdeki hayvanat bahçelerinden kurtulan bir kartalın, yüksek kayalıklarda özgürce süzülürken aslına dönüşünün verdiği sevinç gibi.

Prof. Erdoğan Sürat

2 Ağustos 2025 11:02

Sağır İsmet'in deyimi ile Türkiya'daki Adem oğullarının, feminist takılırsak Adem çocuklarının 100 küsür yılda bırakın yazmayı yazılı biçimiyle okuyamayacağı derinlikte bir yazı. Kutluyorum Ahmet Can.

Ömer

2 Ağustos 2025 06:30

Üç harfli sömürü düzeninin aktörleri , marketleri , alışveriş yapıyordum orda çalışanlara nefes aldırmıyorlar kasadan oraya ordan reyona . Yorgun ve bitkin gözlerle parayı aldı fişi verdi . Adeta robot gibiydi ruhu gitmiş bedeni kalmıştı bayan çalışanlar daha narin oldukları için çok etkileniyorlar . Mecburlar belki çalışmaya bilmiyorum . Bu zulüm değil midir üç kuruşa milleti aşırı çalıştırıyorlar sorumlular kim sahipleri ey sahipleri yatağınızda rahat uyuyabilir musunuz ? Vicdanınız rahat mı ? Ormanda yaşayan adam belki bu kadar bizdeki köle izoralar kadar bedbaht değildir kimbilir .

Ahmet Can Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle