Batı’nın ekonomi anlayışı Detroit’te ifşa oldu!
Batı’nın ekonomi anlayışı Detroit’te ifşa oldu!
ONUR YILMAZ
ABD Başkanı Donald Trump’ın Detroit’te yaptığı konuşma, Amerikan iç siyasetine yönelik sıradan bir hitap değil; küresel ekonomiyi yöneten Batı aklının nasıl çalıştığını açık eden bir itiraftı. Konuşmanın adresinin otomotivin kalbi olarak bilinen Detroit olması tesadüf değildi. Üretim, sanayi, istihdam ve enflasyon başlıkları üzerinden verilen mesajlar, yıllardır dünyaya “serbest piyasa” ve “küresel rekabet” vaazı verenlerin, iş kendi çıkarlarına gelince bu söylemleri nasıl rafa kaldırdığını bir kez daha gösterdi.
Trump, Amerikan ekonomisinin yeniden güç kazandığını iddia ederken sanayi üretimini ön plana çıkardı. Ona göre büyüme; finans oyunlarıyla, borsa şişirmeleriyle değil, fabrika bacalarıyla sağlanabilirdi. Bu sözler, yıllardır gelişmekte olan ülkelere “üretmeyin, tüketin; faizle yönetin” diyen küresel liberal aklın ikiyüzlülüğünü açıkça ortaya koyuyor. Başkalarına yasaklanan üretim, söz konusu Amerika olunca birden “milli mesele” haline geliyor.
Detroit konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri de enflasyondu. Trump, yüksek enerji maliyetleri ve kontrolsüz küresel tedarik zincirlerinin fiyatları artırdığını söylerken merkez bankası politikalarını hedef aldı. Faizle ekonomiyi soğutmanın üretimi çökerttiğini, asıl çözümün maliyetleri düşürmek olduğunu savundu. Bu söylem, Batı’nın yıllardır başkalarına dayattığı reçetelerle tamamen çelişiyor. Çünkü faiz silahı bugüne kadar hep zayıf ekonomileri terbiye etmek için kullanıldı. Güçlü olan ise kuralı çiğneme özgürlüğünü kendinde gördü.
Trump’ın Çin vurgusu ise her zamanki gibi sertti. Çin’i sadece bir ticaret ortağı değil, açık bir stratejik tehdit olarak tanımladı. Otomotivden batarya teknolojilerine kadar pek çok alanda ABD’nin dışa bağımlı hale gelmesini “ulusal güvenlik sorunu” olarak sundu. Bu noktada Trump’ın savunduğu şey ahlaki bir ekonomi değil, tamamen güç merkezli bir düzen. Serbest ticaret, eşit rekabet gibi kavramların Batı için yalnızca çıkarlarına hizmet ettiği sürece geçerli olduğunu bir kez daha ilan etti.
Bu tablo Türkiye açısından dikkatle okunmalı. ABD ile Çin arasındaki ekonomik bilek güreşi kızıştıkça, üretim merkezleri yeniden şekilleniyor. Küresel şirketler artık tek bir ülkeye bağımlı kalmanın bedelini ağır ödüyor. Türkiye bu yeni dönemde güçlü bir alternatif olabilir. Ancak bunun için Batı’nın onayını bekleyen değil, kendi yolunu çizen bir sanayi vizyonu şart. Doğru politikalar, kararlı duruş ve istikrarlı yatırım ortamı olmadan bu fırsatlar heba edilir.
Trump’ın Detroit’ten verdiği mesajlar otomotiv sektörü açısından da önemli. Elektrikli araç dönüşümüne mesafeli ama tamamen karşı olmayan bir yaklaşım sergiliyor. Ancak bu dönüşümün çevre söylemleriyle değil, maliyet, istihdam ve yerli üretim esas alınarak yapılması gerektiğini savunuyor. Yani Batı’nın sıkça yaptığı gibi “yeşil” sloganlarla pazarlanan ama bedelini başkalarına ödeten bir modelden söz etmiyor. Türkiye için buradaki ders açık; Elektrikli araç politikaları vitrin projeleriyle değil, yerli tedarik zinciriyle anlam kazanır.
Konuşmanın en çarpıcı yönü ise ulusal çıkar vurgusuydu. Trump, hiçbir lafı dolandırmadan Amerika’nın çıkarlarını her şeyin üstünde tuttuğunu söyledi. Bu, yıllardır “adil küresel sistem” masalı anlatan Batı’nın aslında neye inandığının açık itirafıdır. Güçlü olan kural koyar, zayıf olan uyar. Hukuk, demokrasi ve serbest piyasa söylemleri ise sadece bu düzeni meşrulaştırmak için kullanılan araçlardır.
Türkiye bu gerçeği teoride değil, sahada yaşayarak öğrendi. Savunma sanayiinde atılan adımlar, yerli otomobil girişimi ve sanayi yatırımları bu yüzden hayati önemde. Trump’ın Amerika için savunduğu modeli, Türkiye kendi şartlarıyla ve kendi imkânlarıyla hayata geçirmeye çalışıyor. Bu çaba küçümsenemez, değersizleştirilemez.
Detroit’ten verilen mesajlar şunu net biçimde gösteriyor. Dünya ekonomisi yeni bir döneme giriyor. Korumacılık artıyor, üretim yeniden değer kazanıyor, küresel ezberler birer birer bozuluyor.
Bu yeni düzende ayakta kalacak olan ülkeler, direksiyonu başkasına bırakmayanlar olacak. Türkiye için mesele Trump’ın ne söylediği değil; Batı’nın bu çıplak güç siyasetini ne kadar doğru okuduğudur. Ekonomik bağımsızlık artık bir tercih değil, ertelenemez bir zorunluluktur. Muhabbetle.