• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız
TÜM YAZILARI

Mehmet Âkif ve Namaz

23 Mart 2021


Abdullah Yıldız İletişim: [email protected]

Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: “Bu gece,
Sizinle câmie gitsek çocuklar erkence.
Giderseniz gelin amma namazda uslu durun;
Merâmınız yaramazlıksa işte ev, oturun!”
Deyip alırdı berâber benimle kardeşimi.

Mehmet Âkif’in “Fatih Camii” şiirindeki bu dizeler babasının ona camiyi ve namazı nasıl sevdirdiğini gösterir. Namaz ve cami aşkı Âkif’in benliğine öylesine siner ki, en önemli eseri Safahat’ın ikinci kitabı “Süleymaniye Kürsüsünde”, dördüncü kitabı da “Fatih Kürsüsünde” başlığını taşır. Fatih Camii’ni, akıp giden hayatın sükûn bulduğu bir sığınak ve hatta kâinatın ibadet korosuna eşlik edilen asude bir mekân olarak tasvir eder. 

Öyle ki, hayatın merkezi olan cami, eğitimden cihada kadar bütün alanlara yön verir.

Çocukluğunda başlayıp yirmi yaşında tamamladığı hafızlığını Arapça ve mûsikî bilgisi ile de destekler ve bir Kur’ân aşığı olur. Mısır yıllarında hatimle teravih kıldıracak kadar hıfzını ilerletip -kendi tabiri ile- “demir hafız” olan ve ahir ömründe tam yedi yılını Kur’ân meali yazmakla geçiren Âkif gerçek bir “Kur’ân şairi”dir artık. Onun matbuatta yayımlanan ilk şiiri “Kur’ân’a Hitab” isimli manzumesidir. Bu şiirinde Kur’ân-ı Kerim’i; “Âlemde muhassalü’l-merâmım”, “Pîrâye-i hâfızam”, “Sermâye-i hâfızam”, “Dünyada refîk ü hemzebânım”, “Ukbâda mu‘în ü müste‘ânım” diye tanımlaması onun eşsiz Kur’ân aşkını yansıtır.

Balkan savaşı yıllarında Fatih, Beyazıt ve Süleymaniye Camilerinde vaazlar vererek, memleketin içine düştüğü vahim durum karşısında ye’se düşmemeyi, birlik ve beraberliği korumayı, mücadeleye koşmayı Kur’ân âyetlerinden hareketle ele alır ve bu vaazların metinlerini de Sebîlürreşâd dergisinde yayımlar.

Kurtuluş Savaşı için Anadolu’ya geçtiğinde de Balıkesir Zağanos Paşa Camiinde, Ankara Hacıbayram Camiinde ve Kastamonu Nasrullah Camiinde heyecanlı ve ateşli vaazlar vererek halkı cihada teşvik eder; ashabın elbiselerinin omuzlarından eskidiğini hatırlatarak düşmana karşı bir duvar gibi olmayı öğütler…

Âkif sürekli milletin birlik ve beraberliği üzerinde durur. Müslümanları vahdete davet eder. Namazda omuz omuza cemaatle namaz kılan müminlerin hemen dışarı çıkınca ayrılığa düşmelerine hayıflanır:

Demin, huşûa varan bir kıyâm-ı haşyetle,

Huzûr-i Hâlik’a durmuştunuz cemâ’atle.

Yarınca kubbeyi “Allâhu Ekber!” ikrârı;

Boşandı yerlere Hakk’ın semâ-yı esrârı. (…)

Bu herc ü merc-i ubûdiyyetin tevâlîsi,

Sükûtu cebhelerin, sonradan teâlîsi,

Namazda hem beni göz yaşlarıyle ağlattı;

Hem öyle ağlanacak bir hakîkat anlattı,

Ki dinlemezseniz elbette mahvolur millet:

Sizin felâketiniz: Târumâr olan “vahdet”.

Eğer yürekleriniz aynı hisle çarparsa;

Eğer o his gibi tek, bir de gâyeniz varsa;

Düşer düşer yine kalkarsınız, emîn olunuz!

Demek ki birliği te’mîn edince kurtuluruz.

O hâlde vahdete hâil ne varsa çiğneyiniz!

Bu ayrılık da neden? Bir değil mi her şeyiniz?

Ne fırka herzesi lâzım, ne derd-i kavmiyyet;

Bizim diyânete sığmaz sekiz, dokuz millet!

Bütün bu tefrikalar, etsenizdi istiknâh,

Görürdünüz nereden geldi... Yâ ibâdallah !

Huzûr-i Hak’ta nasıl toplu durdunuzdu demin?

Günâhtır, etmeyin artık, ayıptır, eylemeyin! (…)

Neden uhuvvetiniz böyle münhasır namaza?

Çıkınca avluya herkes niçin boğaz boğaza?

Ne Müslümanlığıdır, anlamam ki, yaptığınız?

Çıkar yol olmayacak, korkarım, bu saptığınız!

Kıyamı, rükûu, secdesi ve ka‘desiyle namaz, müminlerin birlik ve kardeşlik durumunu ve duruşunu en muhteşem şekilde temsil etmekle kalmaz, aynı zamanda direniş bilincini de sürekli diri tutar.

“O rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar” mısraı, namazın aynı zamanda şeytana, küfre, şirke, zulme ve sömürüye bir başkaldırı olduğu hakikatini adeta destanlaştırır: Alemlerin Rabbi olan Allah’ın dışında hiçbir gücün karşısında eğilmeyen Müslümanın bedeni yalnızca O’nun huzurunda yere kapanır. 

Namazın ve ezanın ebedi mesajını dillendirerek İstiklâl Marşı’mızın ruhunu teşkil eden“Bu ezanlar, ki şehadetleri dinin temeli, / Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.” dizeleri ise gerçek istiklâlin kelime-i şehadette ifadesini bulduğu hakikatini cihana haykırır: 

“Ben şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Ben şahitlik ederim ki, Muhammed (s.a) Allah’ın Resulüdür.” 

İnsanlığı namazla felaha davet eden ezanın gönüllerde ma’kes bularak eyleme dönüşmesi duası ile.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Vatandaş

Sayın yazar abi ALLAH sizden razı olsun. Çok güzel bir yazı yazmışınız.Biz de istiyoruz camilerimize her daim gitmeyi ama geçen cuma cuma namazı için camiye gittim. Bir vaiz kürsüde cuma öncesi shbet ediyor M. Akif haftası olması münasebetiyle tabii ki gündem de yani sohbetin konusu da Mehmet AKİF. Ama sayın hocamız da hiç bir hazırlık,konusuna hakimiyet göremediğim gibi bir de siyasi kişilerin kullandığı cümleleri kullanmaz mı? İnsan öyle üzülüyor ki anlatılmazBizler imamlarımızı din görevlilerimizi çok seviyoruz onlara inanıyor ve güveniyoruz. Noluasunuz bir yazı yazın bu husus da eminim çok faydası olur inşallah.
  • Yanıtla

Bir düşünen

Namaz, namaz, namaz. Bir Müslüman için olmazsa olmaz. Allah'tan farz. Haydin namaza hep beraber inşallah
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23