• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız
TÜM YAZILARI

Cami Merkezli Hayat

30 Kasım 2021


Abdullah Yıldız İletişim: [email protected]

Geçen haftaki yazımızda, (sadece) taşlardan oluşan değil,adamlardan oluşan bir bina yapma bilinci ile İstanbul Kartal Selman Farisi Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin bitişiğinde inşaatına başlanan Veysel Karanî Gaziler Camii’ni “Hak’la halk arasında kurulmuş bir köprü” kılmak suretiyle toplumun kalbi haline getirmek amacımızı beyan etme sadedinde merhum üstat Sezai Karakoç’un cami üzerine yazdığı çok önemli makalelerinden bazı cümleler aktarmıştık. Üstadın 1968’de kaleme aldığı ve “Sütun” ismi altında derlenen pek kıymetli eserindeki “Cami ve Hayat” başlıklı makalesi ise mutlaka okunmalı ve okutulmalı. “Hayatın çok kıyısında kalan” camiyi yeniden “hayatın merkezi” haline getirme temennisiyle, buyurun:

“Dünya durdukça Müslüman toplumlarına örnek olacak olan Mutluluk Asrı dediğimiz Peygamber zamanında, Cami, hayatın merkeziydi. Bugün ise camiler hayatın çok kıyısında kalmışlardır.

İslâm’da caminin anlamı, öbür dinlerdeki tapınak anlamına ve caminin fonksiyonu öbür din tapınaklarının fonksiyonuna eşit değildir. Cami, genel tapınak anlamını çok aşar.

Caminin yüzü yalnız öteki dünyaya dönük değildir, bu dünyaya da, hayata da dönüktür.

İslâm dini, kendisinde iki dünyanın barıştığı bir dindir. Bu hayatla öbür hayatın bağdaşması, kaynaşması birinci plânda tutulmuştur. İki dünyadan hiçbiri kendi sınırını çiğneyerek öbürünü ezmez. Ruhla beden gibidir bu dünyayla öbür dünya. Biri öbüründen üstün görülebilir ama hiçbiri öbürünü tam olarak ortadan kaldırmaz. Çünkü bunlardan biri tam ortadan kalktığında uzun bir vadede öbürü de söner. Öteki dünya aşkı bu dünyayı yaşamaya değer hale getirir, dünya ve hayatı İslâm ölçüleri içinde verimlendirme de, öteki dünya seviyesini ateşlendirir. Ruhun vücutla varlığını dışa vurması, vücudun da ruhun buyruğunda anlam kazanması gibi, dinin erdirici ışıkları altında iki dünyanın ve iki hayatın birbirine bağlı olarak olgunlaşması İslâm’ın insan için tayin ettiği bir varoluş şartıdır.

İşte cami, başta insanoğlunun var olma sebebi olan ibadet ocağı ise de, ibadet nasıl var oluş akışının merkezî çizgisi, mihveriyse, o da İslâm toplumunun yaşayışında bütün hayat faaliyetlerinin açıldığı bir kaynaktır, temel kurumdur, hayatın, çevresinde daire daire toplanacağı öz yuvadır.

Hayatın her şubesine ilk ışık camiden tutulmalıdır. Toplum ilerleyişlerinin ilk çıkış noktası camidir İslâm ülküsünde. En saf ibadet heyecanının, düşünce canlanışının, kültür hamlelerinin, edebiyat doğurganlığının, toplum dayanışmasının verim üstüne verim katmerlendirdiği bir şuur evidir cami. Üniversitelerle camilerin kapıları, dayanılmaz bir çağrıyla birbirlerine davet edecek şekilde açık, birbirlerine bakar durumdadır İslâm ülküsünde.

Cuma hutbesi, bir haftalık toplum hayatını İslâm açısından gözden geçiren geriye doğru bir kritik, ileriye doğru da bir hamle plânı getiren, hikmet ve aksiyon iç içe, bir yol aydınlığıdır. Geçmiş zamanı arıtma, gelecek zamanı ışıtmadır. Cuma namazından sonra insanların yeryüzüne dağılarak işlerine koyulmalarını buyuran ilâhî kelâm, camiyle hayatın birbirine nasıl kopmaz bir şekilde bağlı olduğunu, ancak vahye has bir icaz üslûbuyla, ne güzel belirtmektedir (Bak: Cuma Suresi, 10. Ayet).

Günün her vakit dönümüne bir namaz koyan İslâm, dinle hayatın ayrılmazlığında insanın mutluluğunun bulunduğuna işaret etmiştir.

Camilerimiz, toplumun en kutlu ve en canlı kurumları olduğu zamanlar, dünyanın en üstün toplumu idik. Camiyi hayattan sürmeye başladık başlayalı, adeta ilâhî bir ceza olarak biz de hayattan sürülmeye başladık.

Yalnız hayattan bezenler intihar etmez; hayata fazla tapanların da sonu büyük bir ihtimalle intihardır. Başarı, hayata tapmakta değil, hayatın hakkını vermektedir.

Camilerinde hayatın taştığı Müslüman toplumlar gerçek anlamıyla en canlı hayatla taşacaklardır. Çünkü: camiden taşarak topluma gelen hayat, ölmezlikle kuvvetlenmiş, ebedîlikten bir canlılık kazanmış bir hayat olacaktır.

Camilerimiz vücutlarıyla yavaş yavaş canlandırılmaktadır. Her caminin bir de ruhu vardır. Yalnız camilerin bedenlerini, vücutlarını onarmak ve canlandırmak yetmez, ruhlarını da diriltmek, dimdik ayağa kaldırmak gerekir.” (Sezai Karakoç, Sütun II, 1975, İstanbul, s. 500-502.)

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

sedat

ama camiler bugün az sayıdaki yaşlıların vakit namazını kıldıkları ve onun dışında kapalı bir mekan haline gelmiştir. cuma günleri ve kandil geceleri biraz daha fazla kalabalık olsa da istenilen manada cami cemaati teşekkül etmemektedir.
  • Yanıtla

Gören Göz

Camiler yaşam konutlarının içinde olmalı. Evlere uzak olmamalı. Bir bölgeye 1000 kişilik bir cami yapılacağına 250 kişilik 4 cami yapılsın. Büyük camilerdeki cemaatlerde bulunan insanlar arasındaki ilişki küçük camidekilere oranla azdır. Cami gövdelerinin 250 kişi ile sabit tutmanın avantajları büyük camilere oranla daha fazladır. Küçük camiler sayıca daha fazla olacakları için, evlere daha yakın olmak zorundadırlar, buda özellikle sabah namazlarında insanların camiye gidişleri için bir avantajdır. Diğer çok önemli ve esaslı avantaj ise çocuklar içindir. Camilerin evlere yakın olması daha fazla sayıdaki çocukların camilerde kur"an eğitimi almaları konusunda büyük avantaj sağliyacaktır. Özelikle bir çok ebeveyn camilerin evlerine uzak olması nedeniyle çocuklarını camiye göndermiyorlar haklı olarak. Camiler deki insan sayısını artırmanın yolu çocukları cami ile buluşturmak tan geçer. Çocukluğu camide geçmiyen kimselerin camiye uğraması cuma ve bayram namazları ile sınırlı olur.
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23