--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Güven ve liyakat yeniden inşa edilmeli

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
0

Türkiye çok önemli bir siyasi eşikten geçiyor. AK Parti’nin gündemine oturan fon soruşturması da gösteriyor ki, parti, kendi içinde kapsamlı bir özeleştiri yapmalı; güveni zedeleyen yanlış uygulamalara ve kişilere karşı kararlı bir duruş sergileyerek çürük elmaları ayıklamalı, kuruluş ilkelerine ve temiz siyaset anlayışına yeniden sıkı sıkıya sarılmalıdır.

Siyasette hesap verebilirlik, devlet yönetiminde ehliyet ve liyakat, kamu kaynaklarının korunması ve toplumun yönetime duyduğu güven açısından da değerlendirilmelidir. Ucu kime dokunursa dokunsun, hırsızlık, arsızlık yapanlar cezasız kalmamalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), adaletin şahıslara, makamlara ve yakınlık ilişkilerine göre değişmeyeceğini şu sözlerle ortaya koymuştur: ‘Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim.’ İşte adaletin özü budur: Suçun ve sorumluluğun karşısında hiç kimseye ayrıcalık tanınmaması.”

AK Parti, 2001 yılında kurulduğunda toplumun önemli bir kesiminde büyük bir umut oluşturmuştu.  Artık kamu malları çarçur edilmez, siyasiler millete tepeden bakmaz anlayışı hakim olmaya başlamıştı. Yolsuzlukla mücadele, adalet, kalkınma, milli irade ve temiz siyaset söylemleri, partinin kuruluş felsefesinin önemli unsurlarıydı. Yıllarca farklı siyasi ve ekonomik krizlerden bunalan vatandaş, artık işlerin ehline verildiği, kamu kaynaklarının korunduğu ve hesap sorulabilen bir yönetim anlayışı istiyordu.

Aradan geçen yıllarda Türkiye önemli mesafeler aldı. Sağlık, ulaşım, savunma sanayisi, altyapı, enerji ve şehircilik alanlarında büyük yatırımlar gerçekleştirildi. Türkiye’nin uluslararası alandaki konumu da önemli ölçüde değişti. Bütün bu kazanımları görmezden gelmek doğru olmadığı gibi, yaşanan sorunları görmezden gelmek de doğru değildir.

Bugün asıl mesele, kazanımları korurken siyasete ve devlet yönetimine duyulan güveni yeniden güçlendirmektir. Yol arkadaşlarınızı, sizi ve davanızı satmayacak insanlardan seçmelisiniz. Karı ve akçe işlerinde dindar kimlik yeterli olmuyor. Bazen dindarların da bu işlere bulaştığı gerçeğini göz ardı etmeyelim. Şahsiyetli, ahlaklı ve omurgalı adamlar lazım bize. 


Temizlik, sadece birkaç kişinin görevden alınması değildir.

Fon soruşturmasıyla gündeme gelen iddialar, kimleri ilgilendiriyorsa makamına, siyasi kimliğine veya yakınlığına bakılmaksızın araştırılmalıdır. Suç işlediği yargı kararıyla ortaya konulan herkes hukuk önünde hesap vermelidir. Hiç kimse siyasi kimliği sayesinde ayrıcalık elde etmemeli, hiç kimse de yalnızca bir iddianın muhatabı olduğu için peşinen suçlu ilan edilmemelidir. Çünkü hukuk, kişilere göre değişen bir mekanizma değildir. Adaletin en önemli şartı, herkese eşit uygulanmasıdır.

Ancak burada daha büyük bir soruyu da sormamız gerekiyor: Bu tür olaylar nasıl ortaya çıkıyor? Kimler hangi yetkilerle hareket edebiliyor? Denetim mekanizmaları neden zamanında devreye girmiyor? Sorumluluk yalnızca işin içinde olduğu iddia edilen kişilerle mi sınırlı, yoksa denetim ve yönetim süreçlerinin de sorgulanması mı gerekiyor? İşte gerçek bir arınma, bu sorulara açık ve şeffaf cevap verilmesiyle mümkündür.

Ehliyet ve liyakat yeniden siyasetin merkezine yerleşmeli.

Devlet yönetiminde de siyasi teşkilatlarda da görevler sadakate, yakınlığa, akrabalığa veya kişisel ilişkilere göre değil; bilgiye, tecrübeye, çalışkanlığa ve dürüstlüğe göre verilmelidir. Bir insanın bir makama gelmesi için öncelikle o görevin sorumluluğunu taşıyabilecek donanıma sahip olması gerekir. Sadece doğru kişilerle tanışmak, doğru çevrede bulunmak veya güçlü bir referansa sahip olmak yeterli olmamalıdır. Yıllarını ülkesine, milletine ve davasına adamış, ancak kendisine fırsat verilmediği için geri planda kalmış binlerce nitelikli insan var. Bu insanların birikiminden yararlanmak gerekir.

Siyaset, belli çevrelerin kendi aralarında görev dağıttığı bir alan haline gelmemelidir. Teşkilatlarda emek veren, vatandaşın derdini dinleyen, çözüm üreten, sahayı bilen ve toplumda karşılığı bulunan insanlar hak ettikleri sorumlulukları alabilmelidir.


AK Parti’nin en büyük gücü milletle kurduğu gönül bağıdır.

Bir siyasi hareketin uzun yıllar iktidarda kalması, sadece geçmişte yaptığı hizmetlerle açıklanamaz. Toplumun değişen beklentilerini anlaması, kendi hatalarıyla yüzleşebilmesi ve kendisini yenileyebilmesi de gerekir. Bugün ekonomik sıkıntılar yaşayan emeklinin, geçim mücadelesi veren işçinin, üretmesine rağmen emeğinin karşılığını alamayan çiftçinin, ayakta kalmaya çalışan esnafın ve geleceğini sorgulayan gençlerin beklentileri dikkate alınmalıdır.

Vatandaş yalnızca yapılan yatırımları görmek istemiyor; adil bir düzen, fırsat eşitliği, liyakat ve kendisini dinleyen bir yönetim de istiyor. Parti teşkilatları da vatandaşla siyaset arasındaki köprü görevini yeniden güçlendirmelidir. Sadece seçim dönemlerinde hatırlanan vatandaş, siyasetin gerçek gündeminden uzaklaşır. Eleştirileri dinleyen, sorunları yukarıya taşıyan ve çözüm için takipçi olan teşkilat yapısı yeniden güç kazanmalıdır.

AK Parti’nin önündeki bu süreci bir krizden çıkış fırsatına dönüştürmesi mümkün. Bunun için atılacak adımların göstermelik olmaması, soruşturmanın sonuna kadar götürülmesi, sorumluların hukuk çerçevesinde hesap vermesi ve parti ile kamu yönetiminde liyakat anlayışının güçlendirilmesi gerekiyor.

Unutulmamalıdır ki bir siyasi hareketi büyüten milletin güvenidir. Bu güveni korumanın yolu ise hataları örtmekten değil, hatalarla yüzleşmekten geçer.

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle