--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mekke İttifakı, Yeniden Refah, Ezberlenmesi Gereken Ayet

Allah’ın adıyla…

*

Terör örgütü İsrail, Türkiye’nin yanı başındaki askeri üssü vurdu.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir saldırının ertesi günü “düşman güçlerin sınıra yerleşmesine izin vermeyeceklerini” ve gerektiğinde askerî güç kullanacaklarını söyledi. Türkiye’yi alenen tehdit eden alçak bir çıkıştı bu.

Tabii ki bununla sınırlı kalmadı.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, “Erdoğan, Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli maceralara sürüklüyor” diyerek aba altından sopa göstermeye kalktı.

İsrail’in en büyük operasyon çocuğu Netanyahu da boş durmadı. Suriye’deki üs saldırısının hemen ardından, “Türkiye'nin güneye doğru ilerleyen askerî yerleşmesine müsamaha göstermeyeceğiz. Çünkü bu bizi tehdit ediyor” diyerek alenen Türkiye ile çatışma sinyali verdi.

Söz konusu askeri üste Türkiye’nin askeri yoktu. Orayı kullanma planı da yoktu. Ancak gözden kaçmasın; Türkiye sınırındaki harekatı göze alabildiler.

İsrail’in siyon ideali zaten Türkiye’den 22 şehri de kapsıyor. Yani “vadedilmiş topraklar” safsatası nedeniyle İsrail’in Türkiye’ye göz dikeceği aşikar.

Türkiye gerilimi düşürmeye çalışan taraf. Hukuki hiçbir açık vermek istemiyor. Her halükarda İsrail’in maşası olan batılı devletlerin elini güçlendirmemek için Ankara her şeyi yapıyor.

Yarın çatışma çıkarsa tüm dünya, “Türkiye haklı” demeli. Devletler demese bile halklar bunu söylemek zorunda kalmalı.

Türkiye’nin çabalarının en somut neticelerinden biri Mekke Anlaşması oldu. Anlaşma gereği İsrail bir gün Türk askerine saldırır ise, nükleer silahı olan Pakistan’ı da karşısına almış olacak.

Ve tabii ki Suudi Arabistan’ı da.

Bunlar kağıt üstündeki meseleler. O gün hiç gelmeyebilir. Geldiğinde her şey farklı işleyebilir. Güç kullanmaya gerek kalmayabilir. İsrail yalnızlaşabilir, vb. vb. sonsuz ihtimal var.


Ancak gözle görülür tek gerçek şu ki, İsrail Türkiye’ye karşı net bir tehdit.

Bu tehdide karşı alınacak her önlem meşru ve mecbur.

Anlaşma’nın yasalaşması için teklif Meclis’e geldi geçtiğimiz günlerde.

Bazı partiler ret oyu verdi. Yeni Partililer gibi.

Hadi bu tayfayı zaten geç…

Ret oyu veren bir de “bizim mahallenin abileri” vardı.

Yeniden Refah gibi.

Dün bizim sitede bir haber okudum. Fatih Erbakan neden ret oyu verdiklerini açıklamış.

“Muhtemel ki Riyad’ın çıkarcı olduğunu savunuyordur” diye geçirdim içimden. “Amerika ilişkileri yüzünden İsrail’i karşısına almaz, Türkiye’yi yalnız bırakır” demiştir, diye düşündüm.

Habere bir tıkladım ki…

Hey maşallah…

Haberde diyor ki: “Erbakan, anlaşmanın, Türkiye’yi İran’la ve Yemen’le karşı karşıya getirebilecek riskler barındırdığını ileri sürdü.”

Meali şu:

İran yarın bir gün Müslüman Suudi Arabistan’ı vurur, biz de onu vurmak zorunda kalabiliriz.


Çok çok zayıf bir öngörü bu.

Mekke Anlaşması'nın TBMM'ye sunulan gerekçesinde açıkça belirtiliyor: Ortak savunma hükmü otomatik işlemeyecek. Önce istişare edilecek, kararlar mutabakatla alınacak. Askerî tedbirler de ülkelerin kendi anayasal yükümlülükleri ve millî mevzuatları çerçevesinde değerlendirilecek.

Yani Suudi Arabistan ile İran arasında savaş çıktı diye Türkiye'nin otomatik olarak İran'a savaş açması söz konusu değil.

E daha neye itiraz ediyorsunuz? 

Yani siz…

İsrail’in Güney Kıbrıs’ı silahlandırdığını, orada kendi nüfuzunu artırdığını, Kuzey Kıbrıs’taki Türk askerinin ve vatandaşlarının tehlikede olduğunu, Yunanistan’ın adaları silahlandırdığını, AB’nin Yunan ve Rumlara şartsız desteğini, İsrail’in Suriye’de işgali yayıp Türkiye’ye yaklaştığını, Tel Aviv’in, “Yeni İran Türkiye’dir” açıklamalarını, askeri tehditlerini, yanı başımızdaki askeri üsse yapılan saldırıyı…

Ve daha nicelerini görmezden gelip…

Türkiye’nin “İslam İttifakı” çabalarına ret oyu verdiniz…

Çünkü İran ile çatışma riski doğabilir imiş…

Ki İran’ın da Mekke Anlaşması’na katılması söz konusu.

Mesela İran’ın Dakka Büyükelçisi Celil Rahimi Cihanabadi, üyelik teklifi gelirse kabul edeceklerini söyledi.

Hakan Fidan, 31 Ağustos'ta ittifakın genişlemeye açık olduğunu ve yeni ülkelerin katılımı için bir yol haritası üzerinde çalışıldığını açıklamıştı. 

Bana göre belirleyici mesele İran ile Suudi Arabistan'ın güvenlik konusunda ortak bir anlayışa ulaşıp ulaşamayacağı.

Türkiye ve Pakistan bunu sağlayabilirse… yani İran ve Suudiler anlaşır da Tahran da ittifaka girerse…

Fatih Erbakan’ın müthiş öngörüsü tepetaklak olacak.

Yahu bir de şu var…

Husiler Suudi Arabistan’ı vuruyor, değil mi?

Peki biz savaşa giriyor muyuz?..

Başından itibaren diplomatik yolla çözmeye çalışıyoruz…

Demek ki Müslümanlarla savaşmaya meraklı değiliz.

Yahu hadi her şeyi geçin…

Biz neden Allah’ın ipine sımsıkı sarılamıyoruz abicim?


Alenen “İslam İttifakı” kurulmaya çalışılıyorken, aşırı zayıf bir sebeple neden buna karşı çıkarsın ki?..

Hem de “İslami siyaset” ve “ahlak, maneviyat” vurgusu yapan bir partiyken…

Neden Hamas’a terörist diyenlerle aynı safta olursun Fatih bey, neden yahu?..

Kendi partisinde nefsine yenik düşen Fatma Betül gibileri kapının önüne koyanlar dururken, neden hakkında 4 bin sayfa iddianame olan yolsuzluk şüphelisi için miting düzenleyen insanlarla aynı masaya oturuyorsun?..

Suriye’de yüz binlerce masumu katleden bir manyağa başından beri karşı çıkıp, milyonlarca mazluma ev sahipliği yapan ve bu yüzden oy kaybını bile göze alanlar dururken…

Neden “Esed’le görüşmeliyiz” diyerek her fırsatta mazlumları Türkiye’den kovmak isteyenlerle aynı kefeye giriyorsun?

Herkesin hatası var. Kabul.

Ama genel seçimlerde, “Ehven olanı seçmek Milli Görüş’ün yoludur” diyerek, Cumhur İttifakı’ndaydın…

Ne değişti?

Ne diyelim…

Bu ayeti unutmamakta fayda var: “Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin; yoksa korkuya kapılırsınız ve kuvvetiniz elden gider. O halde zorluklara sabredin; çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal, 46)

 

Muhammet Seyfullah Maden Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle