--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bize Bir Muhalefet Lazım: Siyasetsizlik Sarmalından Millete Sahip Çıkmaya

Hüseyin Demir
Hüseyin Demir
0

Türk düşünce hayatının en köklü meselelerinden biri, hiç şüphesiz "süreksizlik" ve gerçeğe gözlerini kapatan ideolojik tekelciliktir. Sezer Tansuğ’un o veciz benzetmesiyle, “camide fresk arayan adam” misali, zihnindeki soyut şablonları bu topraklara zorla giydirmeye çalışan bir aydın ve siyasetçi tipiyle karşı karşıyayız. Kendi hayalindeki toplumu bulamayınca sosyolojiye öfke duyan, milletin değerleriyle kavgayı bir yöntem sanan bu anlayış; ne yazık ki bugün muhalefetin en temel kronik rahatsızlığı hâline gelmiştir.

Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta dile getirdiği o haklı sitem tam da bu noktada düğümleniyor: “Türkiye’nin en büyük talihsizliği, vizyoner bir muhalefete sahip olamamasıdır.”

Bugün geldiğimiz noktada muhalefet, milletin dertleriyle dertlenmek, kuşatıcı politikalar üretmek ve toplumsal dokuyla hemhal olmak yerine; siyasetsizliği bir konfor alanı olarak benimsemiştir. Halkın taleplerinden, inancından, tarihsel birikiminden ve beklentilerinden kopuk bu eda, muhalefet etmeyi yalnızca "karşı çıkmak" ve "reddetmek" zannetmektedir. Oysa toplumdan azade, köksüz ve referanssız bir itiraz, siyasi bir alternatif üretmek şöyle dursun; kendi içine kapanan ve çürüyen bir yapıya dönüşmeye mahkûmdur.

Bu çürümenin ve halktan kopukluğun neticelerini sadece fikir alanında değil, somut pratiklerde de acı bir şekilde görmekteyiz. Son dönemde kamuoyuna yansıyan gayriahlaki ilişkiler, yerel yönetimlerdeki liyakatsizlikler, şeffaflıktan uzak parasal ilişkiler ve yolsuzluk iddiaları, muhalefetin ahlaki zeminde de ciddi bir sarsıntı yaşadığını gözler önüne sermektedir. Hizmet üretmekle yükümlü olunan makamların şahsi ve zümrevi çıkarlara heba edilmesi, delege pazarlıklarının ve rant kavgalarının gölgesinde kalan belediyecilik anlayışları, milletin güvenini derinden yaralamaktadır. Millete hizmet vesilesi olan siyaset, maalesef bu anlayışın elinde ahlaki bir irtifa kaybına uğramaktadır.


Peki, bu kısırdöngü nasıl aşılır? Gerçek muhalefet nasıl olmalıdır?

Üstad Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu idealinde, bu toprakların ruhunu ve diriliş dinamiklerini tarif ederken şöyle der:

"Kökü mazide olan ati..."

Gerçek bir muhalefet, bu milletin mukaddesatına, tarihine ve ruh köküne düşmanlık ederek değil; o kökten beslenerek yeşermek zorundadır. Muhalefet etmek, devlete ve millete yabancılaşmak değil; aksine milletin öz değerlerini bayraklaştırarak daha iyiyi, daha adili ve daha güzeli arama yarışına girmektir.

Üstad’ın çizdiği mefkûre çerçevesinden bakıldığında; ahlaktan, haysiyetten ve milli duruştan taviz vererek yapılan bir siyasetin bu topraklarda geleceği yoktur. Gerçek muhalefet:


1.     Milletin Değerleriyle Barışık Olmalıdır: Milleti dönüştürülmesi gereken bir "kitle" değil, baş tacı edilecek bir "irade" olarak görmelidir. Zihnindeki ideolojik kalıpları topluma zorlamak yerine, toplumun vicdanına kulak vermelidir.

2.     Siyasi ve Ahlaki Bir Duruş Sergilemelidir: Dedikodudan, kaset siyasetinden, şaibeli mali ilişkilerden ve anlık popülizmden medet ummak yerine; dürüstlüğü ve şeffaflığı temele oturtmalıdır.

3.     Eleştirirken Alternatif Sunabilmelidir: İktidarın her icraatına körü körüne reddiye dizmek yerine, "daha iyisini nasıl yaparız?" sorusuna somut ve nitelikli projelerle cevap verebilmelidir.

Yerli ve milli bir anlayışla, ahlaki ilkeleri merkeze alan, milletin değerleriyle kavga etmek yerine onunla aynı hizada duran bir muhalefet; sadece muhalefetin değil, bütün bir Türkiye’nin kazancı olacaktır. Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda ülkemizin ilerlemesi, ancak iktidarın dinamizmi kadar muhalefetin de yerli, milli ve ahlaki bir seviyeye ulaşmasıyla taçlanacaktır.

Kendi sığ ezberlerine hapsolmuş, milletinden ve ahlaktan kopmuş bir muhalefet anlayışı yerini; Necip Fazıl’ın özlemini çektiği "surda mukaddes gediği açacak" yerli, birleştirici ve yapıcı bir akla bırakmalıdır.

Selam ve dua ile.

Hüseyin Demir Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle