• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler

Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Tevhid İlkesi Karşısında Cemaat ve Tarikatler' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı; 

Allahın varlığı ve birliği yani Tevhid, hayatta en yüksek hakikattir. Tüm mevcudad ve insanlığın bütün hikayesinin ve diğer hakikatlerin yegane kaynağıdır. Kur'an'nın 4 esası Tevhid, Nübüvvet, Haşir, Adalet ve İbadet olarak tespit oluşmuştur. Tevhid ise Kur'an esaslarının en esasıdır.

Herşey zıddıyla bilinir. Tevhidin zıddı şirk, yani Allah'a ortak koşmaktır. Affedilmeyecek tek günahda şirktir. (Kur'an 4/48, 4/116) Şirk-i hafi, gizli şirk dahi çok tehlikelidir. Mesela bir insan namazını başkasının takdiri için kılsa, cemaate gideyim potansiyel müşterilerle tanışırım dese, Allah rızası yanına başka rızalar da kattığı için bu şirk-i hafi olur. Sadece Allah'a değil, kendine menfaat sağlayıcılara dahi bir nevi tapınmış olur. Tevhid ile ihlas birebir örtüşür. Tevhidin majör sonucu ihlastır. Dini yalnızca O'na özgülemektir. Münhasıran Allahın eşşsizliğini anlatan sureye İhlas suresi denmesi herşeyi açıklar.

"İnsanlar helak oldu-alimler müstesna. Alimler de helak olduilmiyle amel edenler müstesna. Amel edenler de helak olduihlas sahipleri müstesna. İhlas sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar." Hadis-i Şerif


 

 

Tevhid'de zaaf, imanda zaaftır. İman asıl, (usül), namaz dahil tüm ibadetler füru, tali'dir. Hakiki iman olmadan diğer amel ve ibadetler sakıt olabilir. Kur'an söyleminde ve perspektifinde asıl mücadelenin iman-küfür değil, Tevhid-şirk mücadelesi olduğunu müşahede ediyoruz. Yüce kitabımız, ateist, deist, agnostiklerle pek ilgilenmiyor. Daha ziyade, zaten bir Tanrısı olan şirk ehli (müşriklerle) İsevi ve Musevilerle ilgileniyor. Ki, Hristiyan ve Yahudiler, ehl-i kitap olarak İslama en yakın inançlardır ve İslamla ayrışmaları da hayati önemdedir. Fatihada "mağdubin" ve "dallin", İhlasta teslise reddiye!

Halid bin Velid İslam ordularının komutanıdır. Komutasında hiçbir savaş kaybedilmememiştir. Müşrikliği zamanında, Uhud harbinde, İslam ordusu dahi onun stratejik hamlesi sebebiyle mağlup olmuştur. Sahabeler arasında "Halit komutasında hiçbir harbi kaybetmedik, kaybetmeyizde" fikri yayılmaya başlar. Halife Ömer bunu duyunca onu komutanlıktan azleder. Zira Tevhid hakikatine göre zafer ve mağlubiyet ancak Allah'ın takdiri ve yardımı iledir. Zararı yok, İslam ordusu çok yetenekli ve namağlup bir komutanı kaybetsin, ama Halit sayesinde kazanıyoruz esbabcılığı yeşermesin. Tevhid ilkesi askeri başarılardan da üstün bir değerdir. Halid bu azle bozulmamıştır.


 

Şu halde dini cemaat ve tarikatlerin en hassas olması gereken nokta da burasıdır. Öncelikle iman esaslarının esası Tevhide tam sadakat, fiil ve hizmetlerin buna uygun olması ve hizmet etmesi düsturu yüceltilmelidir. Sonra da "güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilen" Yüce Peygamberin Ümmeti olarak, güzel ahlak yayılmalıdır. Yayacak olanlar, önce kendi yaşamalıdır. Yoksa İslamın güzel ahlakını ilk önce mensupların ihlal etmesi olacak iş değildir!

Efendim, büyük servetler yığalım, holdingler kuralım, devlete sızalım, hizmette kullanırız. Sıkı bir hiyerarşi ile topluluğumuzu zabt-u rabt altına alalım, liderin emirlerine sorgulanmadan tam itaat sağlansın, en ufak bir çatlak ses çıkmasın. Farklı düşüneni kovalım, yaptırımlar uygulayalım. Bunu sağlamak için büyüğümüzü daha da büyütelim, yüceltelim, kutsayalım, kusursuz ve yanılmaz sayalım. En yüksek makamları atfedelim, manevi hatta maddi olarak "kodummu oturtan" kudretlerle donatalım. En üstün, en mübarek, en mükemmel biziz diyelim. İsa, Mehdi, Mesih bizden olsun, bizim dışımızdakiler nakıs, zayıf, düşük sayılsın. Onlarla değil irtibat, ortaklık, temasımız dahi olmasın. Biz varken onlar niye olsun? Tüm kalabalıklar, servetler, enerjiler bizde toplansın. Ötekiler büyük potansiyelden birşey koklamasın! Bu hal, tevhid ve ahlak hususunda ciddi zaaflar barındırmıyor mu?


 

Efendim, bu büyük servetler, hazineler, kişinin değil tarikatin! Bu büyük bir kandırmaca. Zira tapular, lider ve yakınlarının üzerine kayıtlı. Servete onlar hükmediyor ve kullanıyor. Adalar, yarış atları dahi var. Tabanın haberi, kontrolü, dahli, denetimi yok! Fakirlere de yardım da yapılmıyor.

Bunlar abartılı gelebilir ancak, en büyük ve zahiren başarılı gruplar Fetöcülük ve Süleymancılıkta bunları müşahede ettik. Muhtemel ki, diğer gruplar da değişik dozlarda bu tür zaaflar taşıyor olabilirler, çok hassasiyet lazımdır. Öyle aşırı gidildiki, cemaat ve tarikatlerin bazısı suç örgütüne dönüştü. Allah rızası için ve iyiniyetle dahil olanlar, fedakarlık yapanlar, yani taban, en ağır şekilde istismar edildiler. "Tabanı İbadet, ortası ticaret tavanı ihanet" örgütlere dönüşüp, müstakim İslami cemaat ve tarikat vasıflarını kaybettiler! Tabanı, masum kitleleri, tenzih ediyoruz.


 

Büyük şirketler, bankalar, tv'ler, en çok satan gazeteler, altınlar, dövizler, şirketler grupları, yalılar, köşkler vs. vs. Halbuki sahih bir İslami yapı öncelikle dünyevileşme belasına karşı müteyakkız olmalı, siyasete, ticarete, dünya ve dünya kudretine bodoslama dalmamalı değil mi? Geleneksel İslam tasavvufu az ile yetinmeyi, tevazu ve mahviyeti, "bir lokma bir hırka"yı salık vermiyor mu? Böyle çalışan, muazzam servet ve imkanlar biriktiren dini _ veya dini görünümlü _ yapılar dünyevileşmenin dibini bulmazlar mı? Bulmadılar mı? Bu ise ahlaki zaaflara davetiye değil mi?

Öylesine dünyevileştiler, zıvanadan çıktılar, güç sarhoşu oldular ki, kriminalize birer suç örgütü vasfına büründüler. Değil İslami, ahlaki, geleneksel değerler; yerli ve milli olmayı, İslama, ve Müslüman Türkiye'ye aidiyetlerini dahi yitirdiler. Gerçekten sahih, hayırlı, yerli ve milli dini yapılar, neden merkezlerini ABD ve Pensilvanya'ya, Almanya ve Kölne taşır? Neden asıl kaynakları, kökenleri, faydalandıkları potansiyelleri olan Müslüman Türkiye'yi güvenli bulmazlar da, Hristiyanlara sığınırlar? Ne karşılığı? Hangi menfaatlerle? Nasıl ilişkilerle?


 

Bir altın kuralı hatırlayalım; "Böylesine kalabalık, büyük, etkili, mobilize sosyal yapılar, İstihbarat teşkilatlarının ilgisini çekmeden olmaz!" Eğer Türkiye üzerinde hesaplar yapıyorsanız, ki yapmadan olmaz! Bu yapıları kontrol eder, yönlendirir ve kullanırsanız çok ucuza, sosyoekonomikpolitik manipülasyonlar yapabilirsiniz! Askeri masraf, can ve mal kayıpları maliyetlerine girmeden yabancı bir ülkede at koşturabilirsiniz. PKK, DHKP-C vs, terör örgütleri kadar, hatta onlardan daha kullanışlılardır. PKK ile yalnız Güneydoğu'yu, FETÖ ile tüm Türkiye ve İslam dünyasını ele getirebilirsiniz! 15 Temmuz’da olduğu gibi! Devam edeceğiz...

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Kahraman

Yeter ya cemaat başka tarikat başka. Lütfen birbirine karıştırmayalım. Hak Tarikatlar olmassa islam biter. Dım Dızlak kalırız.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23