Günlük Hayatımızda Tevhid ve Şirk (7)
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal 'Günlük Hayatımızda Tevhid ve Şirk! (7)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
Yıllar önce kızım ilkokul üçteyken, "Baba, insanları Atatürk mü yarattı?" diye sordu. "Nereden çıktı bu?" dedim. Arkadaşı öyle söylemiş. Eh, Andımız ve "Ey bize bugünümüzü sağlayan ulu Atatürk!" kudret-i mutlakasından başkası beklenmezdi! Okulun iki katı arasındaki merdiven boşluğuna asılmış, sırf belden yukarısı 5 metre bir Atatürk tablosu asılıydı. Çocuk muhayyilesinde, 10 metrelik bir tanrı-dev oluşuyor olmalı.
Keza yıllar önce Yıldıray Oğur yazmıştı; 10 Kasım gibi, Atatürk’ün çok anıldığı, (tazim ve tespih edildiği) günlerde bir kız çocuğu "Atatürk içimizde yaşıyor, eğer su içersem boğulur" diye su içmeyi reddediyormuş. Psikoloğa götürmüşler, psikolog; "iyi ama Atatürk yüzme biliyor, içinde boğulmaz." diyerek çocuğu ikna etmiş.
İlkokul üçteydim. Teneffüste, avlumuza bitişik lisenin bir hocası bize sordu; "Atatürk öldü mü yaşıyor mu?" "1938'de Dolmabahçe sarayında saat 9'u 5 geçe öldü" dedim. Yanımdaki iki kız; "Haayırr, ölmedi, kalbimizde yaşıyor" dediler. Hoca onlara aferin dedi. Böyle durumlarda realiteyi anlatan cevaplar yanlışmış. Ben de içimden dedim; "Madem ölmedi, 10 Kasımlarda yaptığımız nedir? O tarihte neyi kutluyorsunuz o zaman?" Bir de siyah önlüğümüzün beyaz yakalığını da mutlaka çıkarırdık ki, kara matem gününde yakada da olsa beyaz olamazmış! Ortaya bir büst konur, iki yanında meşaleler yanardı. Her zaman böyle bir tablo olmaz diye, büstün önünde arkadaşımla fotoğraf çektirmiştik. Yılda bir tecelli eden doğa olayı çünkü! Ardahan Damal'da da silüeti yansıyor ya.
Siz, "Bunlar sembolik şeyler, biraz yüceltmeden, azıcık şirkten, koyu bir Kemalist endokrinasyondan zarar gelmez diye düşünebilirsiniz. Fakat bunlar yetişkin olmayanların ruhlarında onulmaz yaralar açabilir, gerçeklikten tamamen koparabilirler. Kaldı ki, yetişkin travmaları da ortada. Çok iyi hatırlıyorum, ortaokul ve lise yıllarında bu tür törenler gençler için büyük ölçüde hakikattar bulunmaz, "off, bitse de gitsek" den fazlasını teşkil etmez! "Türküm doğruyum" ile Kürt çocuklar Türk yapılamadıkları gibi, kimseler de doğruluğu Andımız'dan öğrenmedi. Türke karşı Türk propagandası da yapmacıktır, hakikatsizdir. Kürtleri ise doğal olarak ajite edebilir. Cumhuriyet elitleri insanı ve toplumu ne kadar hafife almışlar. Propaganda, talimatlar ve andımızla yeni bir din ve halk yaratabiliriz sanmışlar.
Mustafa Kemal'in "Söylev ve Demeçler"inden anlıyoruz ki, o bir naturalist, pozitivist ve tabiatçıdır! Özellikle Fransız pozitivistlerinden etkilenmiştir. O, bir insanı değil Tanrı, Peygamber dahi kabul etmez. Auguste Comte pozitivizmin en önemli teorisyeni ve temsilcisidir. Üç Hal Kanunu'nu iddia etmiştir. İnsanlık 1- Teolojik Dönem: Çocukluk devri, doğaüstü ve tinsel inanış. a- Fetişizm, Animizm b- Politeizm c- Monoteizm (Tek Tanrıcılık) 2- Metafizik dönem: Gençlik devresi 3- Pozitif Dönem: Olgunluk devri. Bu tabloya göre, bir insanın Tanrı olması olacak şey değildir. İnsan doğanın aciz bir parçasıdır. Atatürkten sonra ortaya çıkan Kemalist Antropomorfizm onun anlayışına tamamen ters, üstelik çok geriye gidiştir de! O tabiatı yaratıcı kabul ederken, inananları, takipçileri; "hayır Tanrı sensin" diyor. Hz. İsanın Allah tekdir derken, takipçilerinin "sen de oğlusun" demesi gibi!
Tanrı-Türk, Emil Ludwig'e verdiği bir röportajda; "Türk tabiattan başka hiçbir şeyi kutsal tanımaz." derken Kemalist takipçileri ona rağmen kendisini Tanrılaştırmışlardır. Moiz Kohen adlı Selanikli bir Yahudi Haham'ın oğlu "Türkün Yeni Amentüsü"nü yazmıştır. "Kemalizm"in kitabını, yani sistematik ideolojiyi de o kaleme almıştır, neden?
Marksist Prof. Dr. Fikret Başkaya; "Yüceltme mistifikasyon yaratmak içindir. Böylelikle tarihsel olaylar çarpıtılmak istenir. Tarihsel olayları çarpıtmaktan amaç da sınıfsal çıkarları gizlemektir. Tarihsel olayların çarpıtılmasında bir liderlerin kişiliğinin arkasına gizlenmek ekseri başvurulan bir yoldur. Bir Osmanlı paşasını yarı-ilah durumuna getirenler, elbette bunu boşuna yapmadılar. Sınıfsal çıkarların bir gereği olarak Mustafa Kemal'i putlaştırdılar. Aslında paşanın putlaştırılmasının nedeni, başarılan şeylerin büyüklüğünden çok, emekçi kitlelerden gizlenmesi gerekenin öneminden kaynaklanıyordu." Böylelikle Marksistlerin Mustafa Kemal'e neden "Burjuva Kemal", "Gardırop devrimcisi" dediklerini izah ediyordu. Sosyalizm çökünce, çoğunluğu Kemalizm'de karar klıdılar. Kemalizm bir müddet daha gidebilirdi!
5 Ağustos 1935 tarihli Cumhuriyet manşeti: "ATATÜRK YARIM BİR İLAHTIR; Türklerin babasıdır." "Hiçbir devlet şefi için hayatında bu kadar heykel dikilmemiştir, ne Mus ollininin, ne Hitlerin, ne de Leninin anıdları onunkilerle ölçülemez." Bu gerçekte, Atatürk’e bir övgüden çok sövgü demek değil mi? Musollini, Hitler ve Lenin örnek alınması ve geçilmesi gereken mi, yoksa kaçınılması gereken liderler mi?
"Atatürk’ün tapkınıyız! Herşeyde Atatürk, Yerde O! Gökte O! Denizde O! var da O, yok da O! Herşeyde O! Atatürk! Yerdedir, göktedir, sudadır, alandadır, diktedir, pusudadır. Görünmezi görür! Bilinmezi bilir! duyulmazı duyar! Sezilmezi sezer! ezilmezi ezer! Herşeyde Atatürk! Elimizi yüzümüze, gönlümüzü özümüze kapıyoruz. BİZ SANA TAPIYORUZ! BİZ SANA TAPIYORUZ! VARSIN, TEKSİN, YARATANSIN! SANA BAĞLANMAYANLAR UTANSIN!" (Aka Gündüz şiiri)
Görüldüğü gibi Atatürk’ü sevmek, saymak ilkelerini, yani CHP'nin 6 okunu benimsemek, CHP'li olmak asla yetmiyor. Onun Tanrılığını, yarı tanrılığını, en azından kutsal yanılmazlığını ve Türkiye ve herşeyi yoktan var ettiğini kabul etmeyenler ona gerektiği kadar inanmıyor ve hak ettiği saygıyı göstermiyor demektir. Burada şirki de aşan dalalet zahirdir! Peygamber veya yarı tanrı değil, bildiğimiz Tanrı! Bütün bu şiirler sanki şöyle bitmelidir; Atatürk’ün tapkınıyız/ Biz bu işin sapkınıyız/ Namus nedir bilmeyiz biz/ Her dişinin çapkınıyız!
Habibullahı (Allahın en sevdiğini), Rahmetenlilalemini (Alemlere rahmet olarak gönderileni), (Enbiya 107) abdühu ve resuluhu olarak, yani önce kul, sonra elçi olarak tanıdık. "Siz beni, hakkım olan derecenin üzerine yükseltmeyiniz! Çünkü Yüce Allah beni resul edinmeden önce kul edinmişti." ( Hadis, Hakim) "Ben de sizin gibi bir insanım" (Heysemi) "Ben kral bir Peygamber değil, kul bir Peygamber olmayı isterim. (Hanbel) Kendisine;Ya Resullahla! 'Odun toplamana lüzüm yok, biz toplarız' denildiğinde; "Sizin benim işimi de yapabileceğinizi biliyorum. Fakat ben size göre imtiyazlı bir durumda bulunmaktan hoşlanmam. Çünkü Allah Teala kulunun arkadaşları arasında imtiyazlı durumda olmasını sevmez. (Kastallani) Yanına gelen adamın titremesi üzerine; Sakin ol, ben bir kral değilim, sadece Kureyşli kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum." (İbn-i Mace)
Milli Görüşçü YRP ve SP, Süleymancılar, marjinal nurcu grup, Furkan Vakfı, altılı, dokuzlu masalar ve diğer İslami oluşumlar! Tevhid ile şirk arasında tercihiniz nedir? Mustafa Kemal'in askerleri misiniz? Türkiye laiktir laik kalacak mıdır? İran ve Suriyenin "Ali İlahtır" diyen Nusayrilerini ve Baas rejimini, halen Muvahhid Sünniler olarak destekliyor musunuz? İran ve dallinden Nusayri katliamlarını, zulümlerini ve soykırımını hangi adalet anlayışı ile alkışladınız? İnsan bazen savrulabilir de, bu kadar mı savrulur?
Ahir zamanla ilgili hadislerde yer alan, dehşetli ahir zaman fitnesi hususunda, büyük fitnenin mi, mukabilinin mi yanındasınız? Büyük fitne (Süfyan), aynı zamanda şirk ideolojisi değil mi?