• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Trump da Netanyahu da kaybetti! Katilleri sandık çarptı

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Trump da Netanyahu da kaybetti! Katilleri sandık çarptı

Gazze’yi kan gölüne çeviren, sudan sebeplerle İran’a saldıran, Lübnan ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü ihlal eden İsrail’in eli kanlı bebek katili Binyamin Netanyahu’nun peşine takılan ABD Başkanı Donald Trump’ı da sandık çarptı. Temsilciler Meclisini ve Senatoyu kaybeden Trump, siyaseten ‘topal ördek’ konumuna düşerken, Michigan’da siyonist lobiyi yerle bir eden Abdul el-Sayed, ABD’nin ilk Müslüman senatörü seçildi.

MUHAMMET KUTLU  ANKARA

Gazze ve İran başta olmak üzere Müslüman ülkeleri kana boğan ABD Başkanı Donald Trump ve ortağı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bir hafta arayla yapılan seçimlerde seçmenlerden okkalı birer tokat yerken, her iki lider de adeta sandığa gömüldü. ABD Başkanı Donald Trump ara seçimlerde büyük bir hezimet yaşayarak, Temsilciler Meclisini ve senatoyu kaybetti. İsrail’in peşine takılarak Gazze’deki soykırıma tam destek veren, terör devleti ile birlikte İran’a saldıran ve küresel enerji krizini tetikleyen Trump’a halk sandıkta cezayı kesti. Cumhuriyetçiler hem Temsilciler Meclisi hem de senatoda çoğunluğu kaybederken, ABD siyasi tarihi açısından da birçok ilk yaşandı. New Jersey’de Cumhuriyetçi rakibi Gregg Mele’yi yenen Demokrat Adam Hamawy, eyalet tarihindeki ilk Müslüman Temsilciler Meclisi üyesi oldu. ABD’de Trump yönetiminin göçmenlik geçmişiyle ilgili soruşturma yürüttüğü Somali asıllı Müslüman Demokrat Kongre üyesi İlhan Omar da, Minnesota’daki ara seçimlerde büyük farkla kazandı. Michigan eyaletinden Filistin asıllı Kongre üyesi Rashida Tlaib de Cumhuriyetçi rakibi James D. Hooper’ı geride bırakarak yeniden seçildi. İsrail’de 27 Ekim 2026 tarihinde gerçekleşen genel seçimde de Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki sağ-fanatik blok parlamento çoğunluğunu kaybetti. 120 sandalyeli İsrail Meclisi’nde (Knesset) hükümet kurabilmek için 61 sandalye gerekirken, hiçbir ana blok tek başına çoğunluğa ulaşamadı. Netanyahu’nun sağ fanatik bloğu 53 sandalyede kalırken, Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloğu 48 vekillik çıkarabildi. Seçmen katılımı yüzde 77.9 ile son yılların en yüksek seviyelerinden birine ulaşırken, özellikle Arap seçmen katılımındaki ciddi artış, parlamentodaki dengeleri değiştirdi. 19 sandalyeye ulaşan Arap partileri, koalisyon senaryolarında kilit konumuna geldi.


 

“SEÇİMLER SOYKIRIM POLİTİKALARINI ADETA SANDIĞA GÖMDÜ”

Akit’e konuşan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Ali Fuat Gökçe; “Günlerdir konuşulan ABD ve İsrail seçimleri yapıldı. Seçim sonuçlarında vicdan mı galip geldi ekonomik gidişat mı galip geldi şeklinde düşünülürse ikisi açısından net bir cevap vermek aslında mümkün değil. Ama ikisinin karışımı ekonomik durumun daha belirgin olduğu sonuçlar ortaya çıktı. İki ülkede yapılan seçimler son beş yılın baskı, tehdit ve soykırım politikalarını adeta sandığa gömdü. İsrail seçimlerinde Netanyahu birinci parti çıktı ama hükümet kuramıyor. Diğer partiler Netanyahu ile birlikte aynı hükümette ve soykırım politikasında yer almak istemiyorlar. İsrail halkından beklenen Netanyahu’ya hezimet yaşatmaktı ama olmadı. Arap partileri sandalye sayılarını yükseltti. Diğer partiler de Netanyahu ile birlikte anılmak istemiyorlar. İsrail seçimlerinden sonra aklımıza ‘acaba Trump, Netanyahu başkanlığında Eisenkot ile bir koalisyon için tarafları zorlar mı?’ düşüncesi gelmişti. Ancak ABD seçimleri Trump’ın canını çok acıttı. Trump bu saatten sonra Netanyahu’ya karşı daha dikkatli olmak zorunda kalacaktır. Trump’ın ortalama olarak ayda bir yaptığı ‘Ben İran’a saldırmaktan pişmanlık duymuyorum’ minvalindeki açıklaması, aslında pişman olduğunu kamufle edecek türden sarf edilen sözlerdir. ABD seçimleri, Trump’ın hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da elini kolunu bağladı. Üst düzey atamalar dahil olmak üzere dış politikada istediği kararları alma imkanı sınırlandı. ABD seçmeni Trump’ın dış politikasını ki özellikle İran politikasını kendisine yansıyan ekonomik sonuçları ile psikolojik sonuçları bakımından değerlendirdi. Halkın siyasete duyarlı olmayan kesimi İran savaşının ekonomik sonuçları sebebiyle muhtemelen cebinden çıkan paraya odaklandı. Siyasete duyarlı olan kesimi ise İran savaşında istenilen başarının elde edilememesi, ABD Donanmasının amiral gemilerinin isabet alması, uçaklarının vurulması, kendisinin koruma sözü verdiği ama koruyamadığı Körfez ülkelerinde itibar kaybı gibi birçok konuda değerlendirme yaptı ve sandığa gitti. 28 Şubat’tan önce daima ‘ABD donanmasına bağlı bir geminin ya da hava kuvvetlerine ait bir uçağın değil batması ya da düşmesi, isabet bile alması Trump’a yazar’ diye belirtmiştik. Çünkü ABD Ordusu İkinci Dünya Savaşından sonra özellikle Deniz Kuvvetlerinde kayıplar yaşamadı. Devasa Donanma ABD’nin hegemonik dış politikasının başrol unsuruydu. Onun yara alması psikolojik bir kırılma yapacaktı. İşte ABD’de bir kısım siyasete duyarlı ve dış politikayı takip eden seçmen de bu hassasiyetle sandığa gitti ve bu sonuç ortaya çıktı. Tabii ABD seçimlerinde Demokratların her iki Meclis’te çoğunluğu sağlaması Gazze ve İslam Dünyası üzerinde ABD politikasının değişeceği anlamına gelmez. Netanyahu Gazze’de soykırıma başladığı zaman işbaşında olan Biden hükümetinin Demokratlar olduğunu unutmamak lazım. Onların her biri birdenbire Yahudi olmuştu. Dolayısıyla ABD seçimlerinin sonuçları bakımından ekonomik durum ile İran karşısında psikolojik bakımdan alınan sonuçlar etkili olmuştur. İsrail seçimlerinde de Netanyahu’nun aldığı oy halen İsrail halkının bir kısmının sahip olduğu düşünceyi yansıtmaktadır. Ancak yine de ‘mazlumun ahı yerde kalmaz’ sözü gerçekleşti diyebiliriz. Ama bu politikaların bittiği anlamına gelmez. Bir Afrika atasözünde, ‘Aslanlar kendi hikâyelerini yazmadıkça, avcıların hikâyelerini dinlemek zorunda kalır’ denildiği gibi İslam Dünyası kendi aslanlarını ortaya çıkarıp kendi hikâyesini yazmazsa daha çok avcı hikâyesi dinler. Ancak aslanlar Mekke İttifakından başlayan ve Bedir Mutabakatına giden süreçte kendi hikâyelerini yazmaya başladı. Velhasıl bu iki ülkeyi ençok korkutan da aslanların hikâyelerini dinleyecek olmalarıdır” değerlendirmesinde bulundu.


 

“GAZZE’DE YAPTIKLARI SOYKIRIMIN BEDELİNİ ÖDEDİLER”

Filistinli Gazeteci Hasan Tahravi de şu görüşleri aktardı: “İsrail’de ve Amerika’da yapılan seçim sonuçları mazlumların ahının katilleri tuttuğunu gösteriyor. Çünkü Netanyahu da 3 yıldan beri her gün onlarca Filistinli öldürüyor. 80 bine yakın şehid var Filistin’de. 200 bini aşkın yaralı var. Bunun dışında Lübnan’da, İran’da, Yemen’de, Müslüman coğrafyasının her yerinde terör estiriyor bunlar Amerika’yla birlikte. Trump zaten bu soykırımın ortağı. Bu yapılan seçimlerde görünen bir şey, soykırımcı İsrail’i destekleyen kim varsa kaybediyor. Bu halkların en azından insancıl olarak baktığını gösteriyor yaşanan mezalime. Yani insanları bunları cezalandırıyor. İsrail’de bile Netanyahu cezalandırılıyor. Amerika’da zaten net bir şekilde cezalandırıldığını görüyoruz soykırıma ortak olan Trump yönetiminin. Amerika’da siyonistlerin etkisi gittikçe azalıyor. Müslüman adaylar öne çıkıyor. Filistin asıllı, Mısır asıllı, Hindistan asıllı isimler seçimleri kazanıyor. Daha önce yoktu böyle bir durum Amerika’da. Bunu yapılan soykırımın, Netanyahu’nun yaptığı zulmün bir sonucu olarak da görmek lazım. İnsanlık vicdanı cezalandırdı bunları. ABD’nin İsrail ile birlikte sürekli ‘bunlar terörist’ diyerek Irak’a, Afganistan’a saldırmaya başladığından beri hep aynı bahanelerle Müslüman halkları vuruyorlar. Aynı şekilde 3 yıldır ‘Hamas terörist’, ‘Hizbullah terörist’ diyerek katliamlar yapıyorlar. Onlar ‘terörist’ diyerek öldürüyorlar ama şehit edilenlerin çoğunun masum bebekler, çocuklar, kadın ve yaşlılar olduğunu herkes görüyor. Artık Amerika’da bile halk bu yalanlara ikna olmuyor. Amerika halkı artık öyle bir noktaya geldi ki ‘bize ne Netanyahu’dan’ demeye başladı. Yani durmadan Amerikan halkının paralarıyla alınan silahları İsrail’e gönderip, masum sivilleri katlediyorlar. Üstüne bir de İran’a saldırmaları yüzünden patlayan Hürmüz krizi nedeniyle artan petrol fiyatları başta Amerikan halkı olmak üzere tüm dünyada tepki çekiyor. Yani bu Amerika’nın savaşı bile değil. Netanyahu’nun kendi hırsı yüzünden başlattığı savaşlar için Amerikan halkının cebinden çıkan paralar tepki oylarıyla bu seçim sonucunu doğurdu. İsrail seçimlerinde de Netanyahu kaybetti. 19 Arap vekilin seçilmesi de Netanyahu’ya ceza oldu. Hükümeti kaybetti. Geri dönme imkânı yok. Arap seçmenler 19 sandalye ile Netanyahu’nun hükümet kurma şansını elinden aldılar. Koz artık Arap milletvekillerinde. Bu da Arap seçmenin soykırımcılara verdiği bir ders oldu. Eisenkot’un Arap oylarının dışarıdan desteğiyle kuracağı hükümet, ne kadar Filistinlilere saldırmak istese de bunu yapamayacak. Çünkü 19 Arap milletvekili desteğini çekerse hükümet düşer. Bu nedenle Eisenkot iktidara gelirse en azından Netanyahu kadar masum Filistinlilere saldıramayacak. Özetle bir hafta içinde soykırım ortağı İsrail ve ABD hükümetlerine seçmen büyük bir ders vermiş oldu. Gazze’de yaptıkları soykırımın bedelini ödediler. Bu açıdan her iki ülkede gerçekleşen seçimlerin sonuçları olumlu olmuştur. İnsanlık adına az da olsa bir umut ışığı doğmuştur diyebiliriz”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Saliha nur arkaya

Darısı bizim başımıza olsun artık, tüm avrupa ve dünya bu konuda değişiyor. Kendini yenileyemeyen siyaset değişiyor, biz de değişmek zorundayız, sağı solu yok bu işin, ülkemiz var olsun yeterki.

Recep Aydın Sosyal Bilimci

Zulümle Yükselenin Sonu, Mazlumun Ahıyla Gelir Küresel emperyalizmin ve acımasız sömürü düzeninin merkezinde yer alan Amerika Birleşik Devletleri, insanlık tarihine ne yazık ki kan, gözyaşı, işgal ve talanla anılan karanlık bir miras bırakmıştır. Uzun yıllardır dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye, devletleri baskı altına almaya ve milletlerin kaderine müdahale etmeye çalışan bu güç, bugün kendi oluşturduğu düzenin ağır sonuçlarıyla yüzleşmektedir. Oysa tarih bize defalarca göstermiştir ki zulüm üzerine kurulan hiçbir iktidar sonsuza kadar ayakta kalamaz. Çünkü zulümle abad olanın sonu berbat olur. 3 Kasım 2026 itibarıyla ortaya çıkan gelişmeler de Amerikan hegemonyasının ciddi bir sorgulanma, güç kaybı ve gerileme dönemine girdiğini göstermektedir. Yaşananlar yalnızca siyasi dengelerde meydana gelen sıradan bir değişim ya da seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı geçici bir tablo değildir. Bu durum, yıllardır dünyanın farklı coğrafyalarında ezilen, sömürülen ve adaletsizliğe uğrayan milyonlarca insanın biriken öfkesinin ve feryadının bir yansımasıdır. Girdiği ülkelere özgürlük, demokrasi ve barış götüreceğini söyleyen ancak geride çoğu zaman yıkılmış şehirler, parçalanmış toplumlar ve istikrarsız devletler bırakan bir anlayışın bugün yaşadığı güven ve itibar kaybı tesadüf değildir. Irak'tan Orta Doğu'nun diğer ülkelerine, Latin Amerika'dan dünyanın farklı bölgelerine kadar uzanan müdahaleler, bu emperyalist zihniyetin gerçek yüzünü defalarca ortaya çıkarmıştır. Kimi zaman güvenlik gerekçeleri, kimi zaman demokrasi söylemleri, kimi zaman da hayalî tehditler öne sürülerek ülkelerin yönetimleri hedef alınmış, halkların iradesi hiçe sayılmış ve doğal kaynakları üzerinde büyük hesaplar yapılmıştır. Bu anlayışın insanlık vicdanında açtığı en derin yaralardan biri ise Gazze'de yaşanan insanlık dramıdır. Kadınların, çocukların ve savunmasız sivillerin katledildiği, şehirlerin enkaza çevrildiği bir ortamda İsrail'e sağlanan siyasi, askerî ve ekonomik destek, Amerika'nın insan hakları ve demokrasi konusundaki söylemlerinin ne kadar tartışmalı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bir taraftan insan haklarından söz edip diğer taraftan masum insanların ölümüne yol açan politikaların arkasında durmak, hiçbir vicdanın kabul edebileceği bir tutum değildir. Unutulmamalıdır ki mazlumun ahı yerde kalmasa da zalimin saltanatı sonsuza kadar sürmez. Başkalarının gözyaşları üzerine kurulan refahın, kan ve sömürüyle beslenen gücün kalıcı olması mümkün değildir. Bugün belki güçlü görünenler, yarın tarih önünde hesap vermekten kurtulamayacaklardır. Sonuç olarak, dünya düzenini kendi çıkarlarına göre biçimlendirmeye çalışan, enerji kaynakları ve stratejik menfaatler uğruna ülkeleri çatışmaların içine sürükleyen emperyalist anlayış artık eskisi kadar rahat hareket edememektedir. Yıllarca dokunulmaz kabul edilen Amerikan gücü, yükselen yeni aktörler, değişen uluslararası dengeler ve kendi politikalarının doğurduğu sonuçlar karşısında ciddi sınamalarla karşı karşıyadır. Güç sarhoşluğunun doğurduğu kibir, zamanla devletleri kendi gerçeklerinden uzaklaştırır. Başkalarının haklarını yok sayanlar, bir gün kendi güçlerinin de sorgulandığını görürler. İşte bu nedenle tarihin değişmeyen bir hükmünü yeniden hatırlamakta fayda var: Hiçbir zalim, gücüne güvenerek sonsuza kadar hüküm süremez. Mazlumun gözyaşını görmezden gelenler, bir gün o gözyaşlarının hesabıyla yüzleşirler. Çünkü makamlar geçici, güçler değişken, imparatorluklar fânidir. Fakat zulmün bıraktığı izler ve mazlumun ahı kolay kolay silinmez. Zulümle yükselenlerin düşüşü, çoğu zaman kendi kibirlerinin içinde başlar. Mazlumun ahı ise zalimin en güçlü olduğunu sandığı anda bile onu takip eder.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23