AK Parti Tekirdağ Milletvekili Mestan Özcan, “Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan bir şiir okuduğu için siyasi yasaklı hale getirilmiş, milletin vicdanında mazlum olarak yer almıştır. Ekrem İmamoğlu ise kendi ekibinin itiraflarıyla ortaya çıkan milyarlarca liralık yolsuzluk iddiaları nedeniyle yargı önündedir. Bu iki süreci yan yana koymak hem hukuken hem de vicdanen abestir” dedi.
AK Parti Tekirdağ Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Mestan Özcan, gündemdeki sıcak başlıklara ilişkin Akit’e dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik soruşturmalar, Ekrem İmamoğlu’nun açıklamaları, CHP’nin erken seçim çağrıları ve Türkiye’nin bölgesel gücü üzerine net mesajlar veren Özcan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan kıyaslamaların “abes” olduğunu vurguladı. Türkiye’nin son yıllarda karşılaştığı krizlere rağmen istikrarını koruduğunu belirten Özcan, muhalefetin söylemlerini sert sözlerle eleştirdi. İç politikadan ekonomiye, dış politikadan AK Parti’nin teşkilat yapısına kadar pek çok başlıkta çarpıcı tespitlerde bulunan Özcan, “Milletimizin feraseti her şeyin üzerindedir” dedi.
CUMHURBAŞKANIMIZ İLE İMAMOĞLU’NUN MUKAYESE EDİLMESİ ABESTİR
l Sayın Özcan, Ekrem İmamoğlu’nun “Bensiz bir seçim gayrı meşru olur” sözleri üzerinden İBB davasını ve soruşturmaları değerlendirir misiniz?
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu olarak yargılanmasının sebeplerini bütün Türkiye biliyor. Öyle gizli saklı bir şey de yapılmıyor. Yargılanmasının özünde de yine aslında kendi belediye meclis üyelerinin, kendi belediye başkan yardımcılarının onunla ilgili yaşanan o sıkıntılı süreçlerden etkilenen, olumsuz etkilenen, kendi siyasi candaşlarının, arkadaşlarının itiraflarıyla başladı soruşturma süreci. Davalar devam ederken iddianameyi hazırlayan savcılık, bunun dışında emniyetin ve adaletle ilgili kurumların her birinin çalışmaları neticesinde her konu kendi içerisinde aydınlığa kavuşuyor. Ortaya çıkan konuları okudukça, gördükçe, izledikçe toplum da aydınlanıyor aslında. İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı olduğundan beri Cumhurbaşkanlığı hayali kuruyor. Zannediyor ki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan gibi içeri girip kahraman olarak kısa sürede çıkacak. Fakat Cumhurbaşkanımız ile İmamoğlu’nun mukayese edilmesi abestir. Hatırlatmak gerekirse, Cumhurbaşkanımız, dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı iken bir şiir okuyor. Dönemin baskıcı yöneticileri ise onun önüne ket vurmak, onu siyasi yasaklı hale getirmek için kurdukları planı uyguluyorlar. Bir şiir okuyarak hangi insan içeride tutuklu kalabilir? Nitekim toplumun da buna bir tepkisi oldu. İstanbulluların özellikle bağırlarına bastıkları belediye başkanlarını cezaevine nasıl uğurladıklarını hepimiz gördük. Dolayısıyla ikisi arasında çok büyük fark var. İmamoğlu, büyük bir iddianameyle, milyarlarca dolarlık yolsuzluğun yapıldığı bir ekosistemle anılıyor.
ALLAH İDDİASINDAN YAKALARMIŞ İNSANLARI
CHP, yıllardır mesnetsiz de olsa, sürekli AK Parti iktidarını yolsuzlukla suçladı. Şimdiyse kendileri yolsuzluk davalarıyla anılıyorlar. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Allah iddiasından yakalarmış insanları. Ekrem İmamoğlu ekibi seçimlerden evvel ayakkabı kutularıyla hırsızlık yaptığımızı iddia ediyorlardı. Sonra gördük ki asıl baklava kutularıyla, uçaklarla, minibüslerle, çakarlı araçlarla parayı bunlar götürmüşler. Kameraları niye kapattıkları, sinyal kesici jammer cihazlarını niye taşıdıkları anlaşılmış oldu. Müthiş para transferlerinin, bavullar dolusu paraların, kule kule dizilen paraların el değiştirdiğini görüyoruz. Dolayısıyla İmamoğlu bunlar yüzünden şu anda tutuklu bir şekilde yargılanıyor. İddianamedeki deliller, bulgular mahkeme sürecinde ispatlandığında uzun bir süre içeride kalacak gibi görünüyor. Öte yandan, Cumhurbaşkanımızın diplomasının sahte olduğunu söylüyorlardı. İmamoğlu’nun diplomasının geçersiz olduğu ortaya çıktı ve iptal edildi. Çünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne sınav kazanmadan para verilerek kayıt yapılmış. Kaydın arkasından da yine o dönemki ilişkiler kullanılarak İstanbul Üniversitesi’ne geçişi sağlanmış. Dolayısıyla hak etmeden usulsüz bir diploma elde edilmiş. Onunla ilgili de işte biliyorsunuz kendi akrabaları onunla yaşadıkları polemikler neticesinde bunlarla ilgili suç duyurusunda bulunduğunda biz bunları öğrendik. Tabii yine toplumu bilgi anlamında yanıltmaya çalışan bir CHP ile karşı karşıyayız. Kendi arkadaşları savcılığa suç duyusunda bulunuyor. AK Partililere mal etmeye çalışıyorlar. Bizimle hiçbir alakası yok. Cumhurbaşkanımız bunu defalarca açıkladı. Kendi grup konuşmalarında bunu defalarca anlattı. Ama Cumhurbaşkanımızın anlattığı başka bir şey de şu; Burası bir hukuk devleti. Burası muz cumhuriyeti değil, hukuk devleti içerisinde kanunlar, nizamlar neyi emrediyor ise suçlu cezasını çekecektir. Toplumu farklı yerlere evirmeye çalışan bu insanlar hem toplumun vicdanında, hem de hukuk anlamında cezalandırılacaklardır.
CHP sürekli erken seçim istiyor. Böyle bir CHP seçimi kazanabilir mi sizce?
Cumhuriyet Halk Partisi, yerel seçimlerde gerçekten bir başarı yakaladı. Fakat bu başarı hikâyesini nasıl kullandığına bakmamız gerekiyor. Çünkü millet fırsatı verir. Dediğimiz gibi bu necip millet neyin ne olduğunu çok iyi bilir. Ne zaman ne yapacağını da çok iyi bilir. Şimdi bunlara bu fırsatı verdi. İstanbul gibi, Ankara gibi, İzmir, Bursa, Balıkesir, Adana, Mersin, Tekirdağ gibi büyük şehirleri CHP’ye emanet etti. Fakat CHP buralarda çok kötü sınav verdi. Trafik, alt yapı felaket. Susuzluktan perişan oluyoruz. CHP’ye sorarsanız yağmur yağmadı, kar yağmadı diyorlar. Ama CHP’li belediyeler barajlardaki mevcut suyu şebekeye vermekten acizler. Alt yapı yatırımlarını, onarımları yapmaktan acizler. Kayıp kaçak oranları bazı şehirlerimizde yüzde 50’leri aşıyor. Bunların hepsinin planlı, projeli bir şekilde tasarlanması gerekiyor. Bunlara bakıyorsunuz, bunların ideallerinde başka şeyler var. Vatandaşın aklını alalım, gençleri kandıralım. Müzik şölenleri, konserler. Ama altyapı konularında berbatlar. Tekirdağ’da su kayıp kaçak oranımız yüzde 50’lerin üzerinde. Bunların kafaları değişmez. Ama milletimiz bunlara puanı veriyor. İdeolojik karşıtlıkla bir yere varılmaz. Bu ideolojik karşıtlığa da teslim olunmamalı. Özellikle ben gençlere seslenmek istiyorum. Yetmişli, seksenli ve doksanlı yılları bir incelesinler. 2002’den sonra yaşadığımız ülkeye bir baksınlar. Etrafımızdaki ülkelerle mukayese etsinler ve ondan sonra kararlarını versinler. Biz toplumun her kesimini kucaklamaya çalışan, muasır medeniyet seviyesinin ötesine geçmek için gayret eden bir ekip var AK Parti’nin ve Cumhur ittifakının içerisinde. Dolayısıyla gençler özellikle bu mukayeseyi yaparak karar vermeli. Ben şu anda bir genel seçim olsa kesinlikle Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçimi kaybedeceğini hatta birkaç parçaya bölüneceğini söyleyebilirim. Tabii bunu söyleyince CHP’li idareciler şunu diyeceklerdir; “Gelin o zaman erken seçim yapalım.” Ancak, erken seçim yapmamızı gerektirecek bir konjonktür yok bugün. Böyle bir lider, böyle bir teşkilat, böyle bir hükümet bu kadar aktif çalışırken, her şey yolunda giderken biz niye seçim yapalım? Cumhurbaşkanımız başından beri ortaya koyduğu “Bu ülkede her şeyi normalleştireceğiz. Seçimler de vaktinde olacak” ilkesini, istikrar adına sürdürüyor. Seçimler zamanında yapılacak. Seçim zamanında vatandaşımıza gidelim, kucak açalım. Vatandaşımız kimi uygun görürse seçsin. Zaten demokrasi de budur.
BİZ MİLLETE HİZMET ETTİĞİMİZ MÜDDETÇE CHP İKTİDAR YÜZÜ GÖRMEZ
Seçimlerde AK Parti’nin nasıl bir sonuç alacağını öngörüyorsunuz?
Cumhuriyet Halk Partisi uzun yıllardır iktidarda değil. 2002 yılından itibaren iktidarı istiyorlar. Fakat topluma uzak oldukları için millet bunlara oy vermiyor. Millet üst üste Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve onun davası olan AK Parti’ye oy veriyor ve AK Parti’yi 23 yıldır orada iktidarda tutuyor. Tabii son yerel seçimlerde AK Parti’nin oylarının düştüğünü, Cumhuriyet Halk Partisi’nin oylarını arttığını görüyoruz. Ama her iki seçimi birbirinden ayrı değerlendirmemiz gerekiyor. Türk toplumunun feraseti, duruşu asla küçümsenmemeli. 1999 seçimlerinde üçlü koalisyonu iktidara getiren de bu Türk milleti. Bu Türk seçmeni. Onları 2002 seçimlerinde barajın altına düşüren de Türk toplumu. Türk seçmeni. Bugün AK Parti’yi yirmi üç yıldır iktidarda tutan, tek başına iktidar yapan da yine bu Türk toplumu ve bu seçmen. Biz de şuna bakıyoruz. Biz AK Parti olarak milletin bağrından çıkmış bir parti olarak milletimizi kucakladığımız, milletimizin yanında durduğumuz, onların kültürünü, örfünü, ananesini, dinini, diyanetini sahiplendiğimiz sürece toplum bizi kucaklayacaktır. Yani biz bu anlayışla devam ettiğimiz müddetçe yine CHP iktidar yüzü görmez.
CUMHURBAŞKANIMIZIN ŞU ANDAKİ EN BÜYÜK HEDEFİ YENİ BİR MEDENİYET KURMA AŞAMASINA GEÇMEK
Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada büyük bir etkiye sahip olmaya başlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye kendi sınırlarının ötesinde çok etkili ve güçlü. Bugün Suriye’yle işbirliği yapıyor. Gazze’de etkili oluyor, Pakistan’la işbirliği yapıyor. Irak’la aynı keza aynı. Masada her zaman biz varız. Bugün biz olmadan hiçbir şey konuşulmuyor. Türk Cumhuriyetleriyle yeni bir güç birliğinden bahsediyoruz. Balkanlarda söz sahibiyiz. Libya’da söz sahibiyiz. Afrika’da söz sahibiyiz. Tunus’ta söz sahibiyiz. Somali, Etiyopya, İki ülkeyi barıştırıyoruz. Afrika ile ticaretimizi son 15 yılda 18 kat arttırmışız. Arttırmaya devam edeceğiz. Yani bugün Türkiye kendi sınırlarının ötesinde çok daha başka şeyler konuşuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu ülkede iyileri topladı ve iktidar yaptı. İyileri toplayıp iktidar yapmasıyla birlikte gençlere bir özgüven aşıladı. Ve bana göre de Cumhurbaşkanımızın şu andaki en büyük hedefi ve ideali yeni bir medeniyet kurma aşamasına geçmek. Tabii bunun için problemlerin, sorunların da çözümü ve gelecekle ilgili konuları konuşuyor olmamız gerekiyor. Bunun için de “Terörsüz Türkiye” sürecini başarıyla sonuçlandırmaya gayret ediyoruz. Gönül coğrafyası adını verdiğimiz coğrafyalarda kardeş ve dost ülkelerin, Türkiye’nin gücünü arkasında hissettiği andan itibaren her şeyin, bütün mekanizmanın lehimize döneceğini çok iyi biliyoruz Artık iletişim çağındayız. Yeni jenerasyon artık, medya üzerinden birbirleriyle çok etkileşim içerisindeler. Artık insanlar savaştan falan bıktılar. Ortadoğu deyince insanların aklına kan, gözyaşı, terör, toz, duman, savaş geliyor. Yokluk, acziyet geliyor, geri kalmışlık geliyor. Sorunları aşarken belki de Ortadoğu’nun ismini değiştirmemiz lazım. Kalbülarz mı diyeceğiz artık? Merkez coğrafya mı diyeceğiz? Artık bir şey dememiz gerekiyor ve bununla ilgili stratejilerimizi ortaya koymamız gerekiyor. Bunun için de bugün en önemli ihtiyacımız, ülkenin içerisinde birliğin sağlanması. Biz Türk, Kürt, Arap, Sünni, Alevi ne bileyim Abaza, Muhacir, Gacal, Manav, Boşnak birlik içinde ülkemizi ve bölgemizi geliştirmemiz, yükseltmemiz lazım. Türkiye’nin itibarını yönetmekten daha önemli başka hiçbir işimiz yok.
15 YIL İÇİNDE YAŞADIKLARIMIZI ÖNCEDEN BİLSEYDİK “BU ÜLKE DAĞILIR” DERDİK
Muhalefet, geçim sıkıntısını, asgari ücreti ve emekli maaşlarının düşüklüğünü kullanarak çok eleştiride bulunuyor. Bununla ilgili görüşünüzü alabilir miyiz?
Sorunlarımız var mıdır? Eksiğimiz var mıdır? Tabi ki vardır. İnsanın olduğu yerde hata, yanlış, eksik olabilir. Fakat Türkiye’yi değerlendirirken aslında büyük resme bakmamız gerekiyor. Şunu anlatmaya çalışıyorum. Kuzeyimizde Rusya Ukrayna savaşı devam ediyor. Hemen doğumuzda biliyorsunuz Hindistan-Pakistan arasında çok yakın bir zamanda yaşanan bir savaş. Ermenistan-Azerbaycan savaşı. Hemen güneyimizde Irak’ta yaşananlar, oradaki istikrarsızlıklar. Suriye’nin başına gelenler, milyonlarca insanın vefatı, göçü. Katil Netenyahu ve bunların işbirlikçilerinin yaptığı soykırım saldırıları altında inim inim inleyen Filistinli kardeşlerimiz, Gazzeli kardeşlerimiz. Amerika’ya bakıyorsunuz, “Kanada benim, Grönland benim” diyor. Venezuela’da yaptıklarını hep beraber izliyoruz. Dünya başka bir yere evriliyor. Hepimiz bunun farkındayız. Dışarıda durum çok kötü. Türkiye olarak ise ayrıca şu geçtiğimiz on beş yıl içerisinde çok farklı şeyler yaşadık. 15 yıl evvel birlikte oturup sohbet etsek ve desek ki; “15 yıl içerisinde Gezi Parkı eylemleriyle sokaklar karışacak. Yargıda bir ihtilal olacak. 17-25 Aralık operasyonları yaşanacak. E muhtıralar olacak. 15 Temmuz darbesi olacak. 250 insan şehit olacak. Pandemi gelecek. Pandemiden sonra orman yangınları, sel felaketleri ile sarsılacağız. En son 11 ilin, 128 ilçe ve 4 bin küsur köyün yıkıldığı, elli beş bin insanın bir gecede rahmeti rahmana kavuştuğu bir depremi yaşayacağız” deseydik. Vallahi billahi o gün, “15 yıl içinde bunlar olduysa, bu memleket dağılır gider. Memurun maaşını veremez, emekliye para ödeyemez. Ne bileyim ilaç kuyrukları, yağ kuyrukları gene baş gösterir. Hatta emperyal güçler gelir içeride kargaşa çıkarır bizi dağıtırlardı” diye büyük bir karamsarlığa kapılabilirdik. Ama Türkiye, istikrarın sembolü, dünyada da itibarın sembolü olan bir liderle tüm bu olayları atlatmayı başardı. Türkiye dünyada güvenli bir liman. Bütün dünyada kaos, kargaşa var. Bizim etrafımızda kaos ve kargaşa var. Ama Türkiye’ye gelip bakın, dimdik ayakta. Üstüne üstlük 1 buçuk trilyon dolarlık Gayri Safi Yurt İçi Hasıla ile yüksek gelirli ülkeler ligine girmiş. İşçiler, memurlar, emekliler maaşlarını zamanında alıyor. Emeklimiz hastanede ücretsiz tedavi olabiliyor, ilaçlarını ücretsiz alabiliyor. 65 yaş üstü istediği gibi toplu ulaşımı kullanabiliyor. Muhalefetin köpürtmesine gerek yok. Emekli maaşları istediğimiz seviyede değil. Ama bakın biz yumurta küfesi ile dolaşan bir iktidarız. Her şeyi bilinçli yapıyoruz, programlı yapıyoruz ve bir bütçe nizamıyla yapıyoruz. Bugün 2026 bütçesini açıklarken, iki buçuk trilyon civarında bir yatırım bütçesinden bahsediyoruz. Bu yatırım bütçesini komple kenara bırakırsak, 17 milyon insana da 10’ar bin lira zam yaparsak çivi dahi çakmadan bir yılı geçirmemiz gerekir. Bunun yerine kaynağımızı nasıl artırabiliriz, giderlerimizi nasıl kısabiliriz, bütçemizi nasıl disipline edebiliriz? Bu ciddiyeti bozmadan bütün emeklilerimizi kucaklayalım istiyoruz. Bakın 2026 yılı bu saydığımız birçok olumsuzluğun artık yavaş yavaş bir bulut gibi önümüzden dağıldığına şahitlik edeceğiz.