Ahmet Davutoğlu: Bu büyük bir kayıp
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Yeni parti iddialarıyla gündeme gelen eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, dünya sistemleri analizi ile bilinen sosyolog ve ekonomi tarihçisi Immanuel Wallerstein'in ölümünün ardından dikkat çeken bir paylaşımda bulundu.
Son günlerde yaptığı açıklamalarla yeni parti kurması beklenen eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, ABD’li ünlü sosyolog ve ekonomi tarihçisi Immanuel Maurice Wallerstein'in ölümüyle ilgili bir açıklama yaptı.
Ahmet Davutoğlu, Wallerstein'in ölümüyle ilgili olarak yaptığı paylaşımda, "Dünya sistemi temelinde özgün teorik çerçeve sunan, Osmanlı tarihiyle ilgili yeni yaklaşımlar getiren Immanuel Wallerstein’in ölümü düşünce dünyası için büyük kayıp. Şahsen de tanıştığımız bu düşünürün eksikliği küresel düzende sarsıntılar yaşanırken daha fazla hissedilecektir" dedi.
Wallerstein kimdir?
ABD’li sosyolog ve ekonomi tarihçisi Immanuel Maurice Wallerstein önceki gün yaşamını yitirdi. Wallerstein, “Dünya sistemleri analizi” adını verdiği metotla tarihe, sosyolojiye ve ekonomiye çok önemli bir perspektif kazandırdı. Soğuk Savaş döneminde oluşmuş “üçüncü dünya” kavramını reddeden Wallerstein, dünyanın karmaşık bir ekonomik değişim ilişkileri ağına bağlı tek bir dünya olduğunu savundu. Bu düzeni sermaye ve emek arasındaki ilişkiye dayanan, sınıf perspektifinden faydalanarak açıkladı.
Dünya Sistemi Teorisi nedir?
Dünya sistemi teorisi, dünyanın merkez ve çevre olarak bölündüğünü savunur. Bu ayrışmada, merkez ve çevre arasında yapısal ve kurumsallaşmış bir “işbölümü” bulunmaktadır: Merkez, yüksek düzeyde teknoloji gerektiren ileri düzeyde ürünler üretirken; çevrenin rolü, merkeze ham madde, tarımsal ürün, ve ucuz işgücü sağlamaktır. Merkez ve çevre arasındaki değişim eşit olmayan şartlarda gerçekleşir. Çevre ürünlerini ucuz fiyatlardan satmak zorundadır fakat buna karşılık merkezin ürünlerini daha pahalı almak zorundadır. Bazı durumlarda, çevre ve merkez bölgeler aynı coğrafi alanda çok yakın işbirliği içinde olabilir. Ayrıca, yarı çevre adı ile adlandırılan merkeze göre çevre, çevreye göre merkez eğilimi gösteren bölgeler de vardır. 20. yüzyılın sonlarında bu bölge Türkiye, Doğu Avrupa, Çin ve Brezilya gibi alanları kapsayacaktır. Dünya-sisteminin başlangıcından itibaren sürekli genişlemesi ve bunun etkisi sürekli bir şeylerin metalaşmasıdır. Doğal kaynaklar, toprak, emek ve insan ilişkileri aşama aşama kendi özgün değerinden soyutlanır ve ona bir değişim değeri belirleyen pazarda metaya dönüşür.
Metalaşanların arasında insan emeği de dahildir. Dünya sistemleri teorisinin tarif ettiği merkez 1945’ten beri dünyanın egemen gücü olan ABD’dir. Bunun yanında Wallerstein, ABD’nin 1980’den beri düşüşte olan bir hegemon olduğunu savunmuştur. 1990’larda bu tezi eleştirilse de 11 Eylül ve ardından gelişen Irak Savaşı tezinin doğruluğu konusunda veriler olarak kabul görmüştür.
Wallerstein, genel olarak kapitalist dünya ekonomisinin gelişimini, dünya nüfusunun büyük bir kısmına zararlı olarak görmüştür. Eserlerinde, Marx’a benzer şekilde, kapitalizmin yerini sosyalist bir ekonominin alacağını iddia etmiştir. Wallerstein’ın teorileri, yalnızca neoliberal veya muhafazakâr çevrelerden değil, iddialarının bazılarının tarihsel olarak yanlış olabileceğini söyleyen bazı tarihçilerden de sert eleştirilere neden olmuştur. Dünya sistemleri teorisinin insanlığın kültürel boyutunu ihmal etme eğiliminde olduğunu öne sürülmüştür.
Son yirmi yılda, Wallerstein, modern dünya sisteminin entelektüel temellerine ve evrensel insan davranışı teorilerine odaklandı. Ayrıca, sosyoloji, antropoloji, siyaset bilimi, ekonomi ve Avrupa-merkezci olarak kabul ettiği beşeri bilimler arasındaki disiplinel bölümle tanımlanan “bilgi yapılarına” da ilgi gösterdi. Bunları analiz ederken, Ilya Prigogine gibi teorisyenlerin “yeni bilimlerinden” oldukça etkilenmiştir.
