• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

1 Kasım 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
1 Kasım 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Bu sözler kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Sözünü istifadelerinize sunuyoruz... (1 Kasım 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(٨٢) اَفَلَا یَتَدَبَّرُونَ الْقُرْاٰنَؕ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَیْرِ اللّٰهِ لَوَجَدُوا فٖیهِ اخْتِلَافًا كَثٖیرًا

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(82) Kur’an’ı inceleyip düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başka birinden gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık ve çelişki bulurlardı!

(Nisâ Suresi, 4/82)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı) 


TEFSİRİ:

Kur’an’a inanmayan, Allah ve resulüne itaat etmeyen gayri müslimlerin Kur’an üzerinde düşünmeye davet edilmeleri iki önemli gerçeğe dayanmaktadır:

a) Kur’an’ın eşsizliği (i‘câz) inancı, bir bilgi ve hidayet kaynağı olarak öneminin anlaşılıp tasdik edilmesi yalnızca müminlerin –imana dayalı– sübjektif değerlendirmelerine bağlı ve bunların sonucu değildir. Normal, akla ve mantığa sahip her insan düzgün düşündüğü ve Kur’an’ı peşin hükümsüz incelediği zaman bu sonuca varacaktır.

b) Kur’an’ı Allah’tan alıp tebliğ eden Resûlullah ona güvenmektedir. Yâre ve ağyâre onu sunarak incelemelerini, onun Allah’tan olduğuna aklen hükmettikten ve vicdanen kanaat getirdikten sonra inanmalarını istemektedir. Bunu isteyebilmektedir; çünkü onda hiçbir tutarsızlık ve çelişki yoktur.

Kur’an-ı Kerîm yaklaşık yirmi üç yıl içinde gece ve gündüz, kışın ve yazın, hazarda ve yolculukta, sıkıntıda ve rahatlıkta, darlıkta ve bollukta, savaşta ve barışta parça parça gelmiştir. Muhtevası fevkalâde zengin ve çeşitlidir. İnsan ve insaniyetle ilgili her konuya, varlığın başlangıç ve sonuna, yaratılış ve yok edilişe, ahlâkî erdemlere, fert ve cemiyet olarak insanla ilgili kurallara ve kanunlara, tarihî olaylara, kıssalara temas etmekte, insanları eğitmeye yönelik öğüt ve ibret tablolarına yer vermektedir.



Buna rağmen onun ne üslûbunda (eşsiz ifadesinde, edebî seviyesinde) ne de temas ettiği konular, getirdiği hükümler ve verdiği bilgiler arasında bir tutarsızlık, bir çelişki ve –kaynak farkı düşüncesine götürecek– bir farklılık vardır. İnansın inanmasın düz mantıkla düşünen herkesin Kur’an’ı inceleyerek ulaşabileceği bu sonuç, onun Allah’tan geldiğinin reddedilemez bir delilini teşkil etmektedir.

Şu halde onun davetini kabul etmeyenlerin bu tavır ve kararları, akıl muhakemesinden ve bilgiden ziyade kökleşmiş peşin hükümlere, beşerî zaaflara, aklıselimin işleyişini engelleyen duygu ve tutku hâkimiyetine dayanmaktadır. Nitekim “Kur’an’ı okuyup düşünmezler mi? Yoksa kalpleri üzerinde kilitleri mi var!” (Muhammed 47/24) meâlindeki âyet, sağlıklı düşünmeyi engelleyen bu psikolojik etkenleri daha canlı bir biçimde vurgulamaktadır. 

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 102-103 


 

HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallelahu Aleyhi ve Sellem)   

“Biri sana dil uzatır ve sende olmayan bir kusurla seni ayıplarsa, sen onu sahip olduğu kusurla dahi ayıplama. Onu, günahı kendine, sevabı sana olduğu halde terk et. Kimseye asla sövme.”

Kaynak: Câmiü’s-Sağîr, 1/66

 

GÜNÜN SÖZÜ:





GÜNÜN FOTOĞRAFI:


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın Sosyal Bilimci

NAMAZ: İNSANIN RABBİYLE BULUŞTUĞU EN GÜZEL AN İnsanoğlu dünyaya geldiği günden itibaren huzurun, mutluluğun ve güvenin peşinden koşar. Kimi huzuru parada, kimi makamda, kimi şöhrette, kimi de dünya nimetlerinde arar. Oysa insanın aradığı gerçek huzur, bazen başını secdeye koyduğu küçücük bir seccadenin üzerinde saklıdır. Çünkü namaz, yalnızca bedenin yaptığı birtakım hareketlerden ibaret değildir. Namaz, kulun Rabbiyle buluşması, gönlünü O'na açması, dertlerini O'na arz etmesi ve dünya telaşından sıyrılarak gerçek sahibine yönelmesidir. Namaz, insanı kötülüklerden uzaklaştıran en güçlü manevi terbiyelerden biridir. Yüce Allah, Ankebût Suresi'nin 45. ayetinde şöyle buyuruyor: "Şüphesiz namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar." Ne kadar güzel, ne kadar anlamlı bir ilahi uyarı! Demek ki namaz, yalnızca ahiretimizi kazanmak için değil, dünyada da iyi bir insan olmak için bize verilmiş büyük bir nimettir. Günde beş defa Allah'ın huzuruna çıkan bir insan, yaptığı davranışları da sorgulamalıdır. Biraz sonra Rabbimin huzuruna çıkacağım diyen bir insan, nasıl gönül rahatlığıyla yalan söyleyebilir? Nasıl bir yetimin hakkını yiyebilir? Nasıl komşusuna kötülük edebilir? Nasıl başkasının malına, namusuna ve şerefine göz dikebilir? Elbette namaz kılan her insanın hatasız olduğunu söyleyemeyiz. İnsan beşerdir, şaşabilir, günaha düşebilir. Ancak hakkıyla kılınan, şuuruyla yaşanan namaz, insanın vicdanını sürekli uyanık tutar. Hata yaptığında pişman olmasını, yanlışından dönmesini ve yeniden iyiliğe yönelmesini sağlar. Namaz kılınan evde huzur vardır, bereket vardır, Allah'ı hatırlamanın güzelliği vardır. Bir düşünelim... Sabah ezanıyla uyanan, abdestini alıp Rabbine yönelen bir aile... Anne babanın çocuklarına güzel örnek olduğu, sevginin, saygının ve merhametin eksik olmadığı bir yuva... Böyle bir evde yetişen çocuk, daha küçük yaşta hayatın yalnızca yemek, içmek, eğlenmek ve dünya malı biriktirmekten ibaret olmadığını öğrenir. Kendisine hayat veren, rızık veren ve her an gözeten bir Yaratıcısı olduğunu bilir. İşte asıl zenginlik budur! Bereketi yalnızca sofradaki ekmeğin çokluğunda, cebimizdeki paranın bolluğunda aramayalım. Bazen az bir kazançla mutlu olabilmek, bazen bir lokmayı ailece paylaşabilmek, bazen de akşam olduğunda evimizin kapısını huzur içinde kapatabilmek en büyük berekettir. Namaz insana şükretmeyi öğretir. Şükreden insan elindekinin kıymetini bilir. Elindekinin kıymetini bilen insan ise başkalarının sahip olduklarına haset ederek ömrünü tüketmez. Namaz kılan insan, hayatın zorlukları karşısında daha güçlü durur. Hepimizin derdi var. Kiminin geçim sıkıntısı, kiminin hastalığı, kiminin ailevi problemleri, kiminin de kimseye anlatamadığı gönül yaraları... Bazen insan öyle çaresiz kalır ki derdini anlatacak bir dost bulamaz. İşte böyle zamanlarda abdest alıp iki rekât namaz kılmak, ardından ellerini açıp Rabbine sığınmak ne büyük bir tesellidir! Çünkü insan bilir ki kendisini yaratan Allah, onun içinden geçenleri de bilmektedir. Namaz kılan insan hiç üzülmez mi? Elbette üzülür. Korkmaz mı? Elbette insandır, korkabilir. Fakat imanından aldığı güç sayesinde korkularının esiri olmamayı, üzüntüler karşısında ümidini kaybetmemeyi öğrenir. Onun en büyük dayanağı Allah'a olan güvenidir. Dünya üzerine gelse bile bilir ki hiçbir güç Allah'ın kudretinden üstün değildir. Namaz kılan insanın asıl üstünlüğü, başkalarına hükmetmesinde değil, kendi nefsine hâkim olabilmesindedir. Öfkelendiğinde kendisini tutabilmek, haksızlığa uğradığında adaletten ayrılmamak, kötülük gördüğünde kötülükle karşılık vermemek büyük bir ahlaki olgunluktur. İşte namazın insana kazandırması gereken güzelliklerden biri de budur. Öyle insanlar vardır ki servetleri çoktur ama huzurları yoktur. Makamları yüksektir ama gönülleri dardır. Her istediklerini satın alabilirler fakat bir türlü iç huzurunu bulamazlar. Bir de mütevazı bir hayat yaşayan, helal lokmasıyla geçinen, beş vakit namazını kılmaya çalışan insanlar vardır. Belki büyük servetleri yoktur ama gönüllerinde tarif edilmesi zor bir huzur taşırlar. Çünkü onlar mutluluğu yalnızca sahip olduklarında değil, Rablerine olan yakınlıklarında da bulurlar. Burada özellikle anne babalara seslenmek istiyorum. Sevgili anne babalar! Çocuklarımıza güzel elbiseler alıyoruz, iyi okullarda okumalarını istiyoruz, gelecekleri için gece gündüz çalışıyoruz. Bunların hepsi elbette kıymetlidir. Fakat çocuklarımıza namazı, doğruluğu, dürüstlüğü, kul hakkından sakınmayı ve Allah sevgisini öğretemezsek manevi eğitimlerinde önemli bir eksiklik bırakmış olmaz mıyız? Çocuklarımıza namazı sevdirelim. Onları korkutarak değil, güzel örnek olarak ibadete alıştıralım. Bizi namaz kılarken görsünler. Secdeden kalktığımızda daha merhametli, daha sabırlı, daha güler yüzlü olduğumuza şahit olsunlar. Unutmayalım ki çocuklarımız bizim söylediklerimizden çok, yaptıklarımızdan etkilenirler. Bir de namaz kılmayan kardeşlerimize birkaç söz söylemek istiyorum. Belki yıllardır namaz kılmıyorsunuz. Belki işlerinizi bahane ettiniz, belki dünya telaşına kapıldınız, belki de bir türlü başlayamadınız. Ama unutmayınız ki Allah'ın rahmet kapısı açıktır. Namaza başlamak için yaşlanmayı, emekli olmayı veya bütün dünya işlerinin bitmesini beklemeyiniz. Çünkü dünya işleri hiçbir zaman bitmez. Bugünün işi yarına, yarının telaşı öbür güne uzanır. Bir bakarsınız ki ömür dediğimiz sermaye tükenivermiş. Oysa bir insanın hayatındaki en güzel değişim, bazen aldığı samimi bir kararla başlar. Bugün bir abdest alıp seccadenin başına geçmek, yarın bambaşka bir hayatın kapısını aralayabilir. Namaz, insana yalnızca nasıl ibadet edeceğini değil, nasıl insan olması gerektiğini de hatırlatır. Alnını secdeye koyan insan, kibirden uzaklaşmayı öğrenmelidir. Allah'ın huzurunda eğilen baş, insanlara karşı büyüklük taslamamalıdır. Ellerini dua için açan insan, aynı elleri mazluma yardım etmek için de uzatmalıdır. Namaz kılıp da insanları kırıyorsak, kul hakkı yiyorsak, yalan söylüyorsak, yetimi incitiyorsak namazımızın ahlakımıza ne kadar yansıdığını yeniden düşünmeliyiz. Çünkü güzel bir Müslüman olmanın yolu, ibadetle güzel ahlakı birbirinden ayırmamaktan geçer. Son olarak şunu söylemek istiyorum: Dünyada hiçbir servet, hiçbir makam ve hiçbir şöhret insana sonsuz güvence veremez. Bugün sahip olduklarımız yarın elimizden çıkabilir. Sağlığımız bozulabilir, sevdiklerimizden ayrılabilir, hiç beklemediğimiz imtihanlarla karşılaşabiliriz. Fakat Rabbine gönülden bağlanan insan, bütün bu zorlukların içinde tutunacak manevi bir dayanak bulur. Gelin, evlerimizi namazla, gönüllerimizi imanla, sofralarımızı helal lokmayla, hayatımızı güzel ahlakla güzelleştirelim. Gelin, çocuklarımıza yalnızca mal mülk değil, sağlam bir iman ve tertemiz bir ahlak miras bırakalım. Ve unutmayalım: Namaz insanı Allah'a yaklaştırdıkça, insan da kötülüklerden uzaklaşmalıdır. Namazın güzelliği yalnızca seccadede değil, seccadeden kalktıktan sonraki davranışlarımızda da görülmelidir. Ne mutlu alnı secdeye varanlara! Ne mutlu namazıyla ahlakını güzelleştirenlere! Ne mutlu Allah'ın rızasını kazanmayı dünya nimetlerinin üzerinde tutabilenlere! Yüce Allah bizleri, evlatlarımızı ve bütün neslimizi namazını dosdoğru kılan, güzel ahlak sahibi, merhametli ve hayırlı kullarından eylesin. Âmin.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23