Kendi manşetleri ile soruyoruz: Bu mu gazetecilik?

Dün, “Paralel Yapı”ya yönelik “operasyon” için, “Beklenen operasyon” diyenler de var, “Geç bile kalındı” diyenler de!.. Kabul etmek gerekir ki; dün yapılan operasyonu, “Paralel Yapı’nın kendisi de bekliyor”du... Çünkü, yazarımız Latif Erdoğan’ın da ifadesiyle, “Fuat Avni” kod adıyla “twit”ler atan; “Pensilvanya’daki Fethullah Gülen’den başkası değil”di!..

Çok önemli bir iddia...

FUAT AVNİ, GÜLEN Mİ?

Latif Erdoğan’ın bu iddiasını doğrulayan hadiseyi hatırlıyor olmalısınız...

Malûm, Fetullah Gülen, 9 Aralık 2013’te; “Amerika”dan şöyle bir mesaj gönderiyordu “Ankara’daki adamları”na;

“Bana akşam üstü bir telefon geldi. Burada akşamdı. Türkiye’de gece yarısıydı sanıyorum... Dediler ki nefsine uyarak bir yerde bar alüfte (hayat kadını) ile buluşmaya gidiyor. Ve aynı zamanda birilerinin de komplosu söz konusu olabilir.

Türkiye’de onu tanıyan bir arkadaşa telefon ettim. ‘Kalk dedim; gece yarısı deme, evine koş git.”

Bu, nasıl bir “Hoca”ydı, nasıl bir “Dinî cemaat lideri”ydi ki; Ankara’daki “bir adam”ın, “hangi fahişe”ye, “hangi saatte” gideceğini biliyordu!?!..

Demek ki;

Bir “Hoca” veya “Cemaat lideri” değil; “istihbarat örgütünün başı”ydı!.. Nerede ne olacağını, kimin ne yapacağını “an be an” takip ediyor, öğrendikleriyle de “adam”larını yönlendiriyordu!..

Dolayısıyla; “Fuat Avni” denilen şahıs da, pekâla “Fetullah Gülen’in bizzat kendisi” olabilirdi...

Nitekim, Fuat Avni denilen şahıs, geçtiğimiz Perşembe akşamı bir “twit” atmış; “Aralarında gazetecilerin de bulunduğu 400 kişi yarın şafak vakti gözaltına alınacak!” demişti...

Dediği gibi, “Cuma günü şafak vakti”nde operasyon yapılmadı, operasyon “Pazar sabahı”, yani dün sabah yapıldı ve aralarında Samanyolu Yayın Grubu Başkanı Hidayet Karaca ile Zaman Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın da bulunduğu 32 kişi hakkında “gözaltı kararı” çıkarıldı ve çoğu gözaltına alındı!..

ŞOVA ZEMİN HAZIRLANDI!

Dün ekranlardan izlediğiniz gibi;

Operasyonun başlaması ile birlikte, Samanyolu ve Zaman gazetesinin yanı sıra “Adliye” önlerinde de “sloganlı-pankartlı eylemler” yapılmaya başlandı!..

Hatta, birçok “Cemaat yanlısı” vatandaşa, “askerlik”te olduğu gibi “nöbet”ler yazıldığı ve onların da, bildirilen “yer” ve “saat”te “nöbet” tuttukları iddia edildi...

Sadece bu “organize olmaları” bile onu gösteriyor ki, karşımızda bir “cemaat” değil, “örgüt” vardır!..

“Fetullah Gülen” olduğu iddia edilen “Fuat Avni” adlı şahıs; “Yargı veya Polis’in içini çok iyi bilen birisi” olmalı ki; operasyonu “3 gün önceden” deşifre etti ve böylece “Paralel’in kamuoyu oluşturması”na, “Paralel medya”nın da “şov” yapmasına zemin hazırladı!..

“Hani nerede Paralel Örgüt?” diyorlardı ya, bundan alâ “örgüt” mü olur?..

“BU MU GAZETECİLİK?”

“Şov” dedik, oradan devam edelim... Ekrem Dumanlı’sından tutun, Faruk Mercan’ına ve Mustafa Ünal’ına kadar, dün, herkes “kamera”ların karşısına geçti ve dediler ki; “Bu operasyon dayanaksızdır!.. Bu operasyon hukuksuzdur!.. Bu operasyon demokrasiye ve medyaya darbedir!.. Biz, yılların gazetecisiyiz... Bir gazetecinin örgütle ne işi olabilir?”

Hani, atalarımız “Men dakka dukka” demişler ya, gerçekten de, “eden, buluyor!”

Bu arkadaşlarımız; “Odatv’ye yönelik operasyonlar”da gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan “gazeteciler” için, 6 Mart 2011 tarihli Zaman gazetesinde; “Bu mu gazetecilik?” manşeti atmamışlar mıydı?..

Bu arkadaşlar, o gazetecileri; “Kamuoyunun, Ergenekon dâvâları aleyhine yönlendirilmesi ve toplumsal olaylarla kaos ortamı oluşturulması için psikolojik harp taktikleri uygulamakla” suçlamıyorlar mıydı?..

Şimdi, kendileri de “aynı taktikleri uygulamakla” suçlanıyorlar!..

2011’de, o gazetecilere yönelik olarak; “Bu mu gazetecilik?” diye soran ve onları “örgüt üyesi” olarak lânse eden arkadaşlarımıza, bugün aynı soru soruluyor;

“Bu mu gazetecilik?”

Dün “hukuksuzluğa, adaletsizliğe, vicdansızlığa” çanak tutan sizlerin yaptığı “gazetecilik” miydi ki, bugün; “Gazetecilere bu yapılır mı?” diye soruyorsunuz?..

“Men dakka dukka!”

Gördünüz işte;

“Keser dönüyor, sap dönüyor, bir gün hesap dönüyor!”

Keşke, “salt gazetecilik” yapsaydınız, keşke “kirli ilişkiler ve kirli tezgâhlar” içine girmeseydiniz, keşke “insanları hedef gösterici haberler ve dizi filmler” yapmasaydınız da, bugün “gözaltı”na maruz kalmasaydınız!..

Hayır, sevinmiyoruz!..

Ama; maalesef, üzülmemizi gerektirecek bir icraatınız da olmadı!..

İŞARETİ GÜLEN ÇAKTI!

Hele hatırlayın... Fetullah Gülen, “2009 yılının Nisan ayı başları”nda herkul.org’da yayınlanan sohbetinde diyordu ki;

“Türkiye’de Hizbülvahşet’ten sonra bunu da icat ettiler. Yarın Tahşiye diye bir şey icat edebilirler, Allah korusun. Kitap okuyan Müslümanlarla, okudukları kitaplarla ayakta durmaya çalışanların içine sokmaya çalışabilirler. Kitapların sahibi zatın posterlerini evlerine asabilirler. Ellerine de Kalaşnikofları verirler. İki yerde eylem yaptırıp, ‘Demek ki fırsat bulunca bunlar da silaha sarılabilir’ derler. Çuvaldızı bile olmayan insanlara terörist damgası vurmak isteyebilirler.”

Bu sohbet, 8 Nisan 2009 tarihli Zaman gazetesinde, “Terör örgütü üretenler yeni tezgâh peşinde” başlığı ile haber yapılmış, yani “operasyon işareti” verilmişti!..

Ne enteresan değil mi;

Bu “vaaz”(!)dan, bu “sohbet”(!)ten sonra, Samanyolu Televizyonu’ndaki “dizi film”in 2 bölümünde “Tahşiye” adlı bir “örgüt”ten söz edilmeye başlandı!..

Bu, “resmen hedef gösterme”ydi!..

Nitekim;

Mustafa Kaplan adlı “gazeteci”nin evi 22 Ocak 2010 sabahı “şafak vakti” basılmış, Kaplan “gözaltı”na alınmış, daha sonra da tutuklanarak Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’ne gönderilmişti!.. Hem de, “Gizli Silahlı Terör Örgütü’nün yöneticisi ve üyesi” olmak suçlamasıyla!..

Evet, Mustafa Kaplan; sadece bir “gazeteci”ydi, “yazar”dı... Eline, hayatında “silah” almamıştı... Tek bir silahı vardı, o da “kalem”iydi!..

Zaten bu yüzdendir ki;

Hakkındaki “iddianame”de, bir tek “somut delil” yoktu... “Suç unsuru” olarak gösterilen bir kitabı ise, daha sonra; “Suç unsuru yoktur” denilerek kendisine teslim edilmişti...

O halde, niye 17 ay Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde tutuldu?..

Belki “çok komik” gelecek ama; niye “17 aydır tutukluydu”, biliyor musunuz;

“Basılmamış bir kitap” yüzünden!..

Efendim, olay şuydu:

Mustafa Kaplan’ın, 3 arkadaşı ile birlikte kurduğu “Tahşiye” isimli bir “yayınevi” vardı... İşbu yayınevi, Risale-i Nur’ları “şerh” etmekte ve o eserlere “haşiye” yapmaktaydılar... Zaten, yayınevinin adı da, bu yüzden “Tahşiye” idi...

Tahşiye adlı bu yayınevi, yeni bir kitabı basma aşamasındaydı... 

“İ’câz-ül Kur’an-1” isimli bu kitap, henüz baskıya hazır değilken, yani “redakte çalışmaları” devam ederken; polis tarafından “internet”ten indirilmiş ve “suç unsuru” olarak gösterilmişti!..

Ancak, “henüz yayınlanmamış bir kitap”tan dolayı bir yazarı suçlamanın “abes” kaçacağı düşünülmüş olmalı ki; Mustafa Kaplan’ın ifadesine göre; kendisinin yayınevi ortağı Burhan Bozgeyik’in kayınvalidesine ait olan ama boş tutulan bir “dershane-misafirhane”ye “3 adet el bombası ve mermiler” konulmuştu!..

Ancak, bu senaryo tutmamıştı...

Çünkü, 9 Mart 2011’de yapılan duruşmada, “bomba araması”nda bulunan “üç polis”in tanık olarak dinlenmesi sonucunda; “memurların çelişkili ifadeler verdiği, kamera ve gözlemci olmadan, hukuksuz arama yaptıkları, bulunan bomba ve mermilerin üzerinde sadece polislerin parmak izinin bulunduğu” tutanaklara geçmişti!..

Ama, buna rağmen; Mustafa Kaplan, tutuklanmış ve hapse atılmıştı!..

Bunun, “henüz yayınlanmamış bir kitap”tan, evet “İ’câz-ül Kur’an-1”den dolayı mı, yoksa yayınevinin adını taşıyan “Tahşiye” isminden dolayı mı olduğu, hâlâ meçhuldü!..

Birileri, yayınevinin adını taşıyan “Tahşiye”den hareketle “Tahşiyeciler” diye bir “örgüt” mü icat etmişti acaba?..

Şu hâle bakın;

Fetullah Gülen, Pensilvanya’dan “işaret” veriyor, Samanyolu televizyonu bu işareti alıp “dizi filmde hedef” gösteriyor, Zaman ve Bugün gazeteleri “Tahşiye” ile ilgili “haber ve yorum”lar yapıyor, “Yargı ve Emniyet’teki Paralel Cunta” da, bu “işaret”in gereğini yerine getirip, Mustafa Kaplan’lara operasyon yapıyor!..

“Hani örgüt?” diyorlardı ya;

“Al sana örgüt!”

Pensilvanya “işaret” veriyor, “Paralel Medya” hedef gösteriyor, Yargı ve Emniyet de, “gereğini” yapıyor!..

ÇOK CAN YAKTILAR!

Bunun gibi, nice “masum insan” gözaltına alındı, tutuklandı, içeri atıldı!.. Çetin Yıldırım adlı eski müftü gibi, hâlâ “hapiste çürüyenler” var!..

Lütfen dikkat; 

Dünkü operasyonun, “Tahşiye’ye tuzak kurulması” ile de ilgisi vardır!..

Kaldı ki, Mustafa Kaplan gibi, nice “Cemaat muhalifi” vardır ki, hepsine “operasyon” yapılmıştır!..

Peki; bu, “muhaliflerini sindirmek” için sürekli operasyonlar yapan bir cemaat, “örgütsel bir yapı” değil midir?..

Tekrar soralım;

“Bu mu gazetecilik?!?”

Selâm ve saygılarımızla...

YORUMLAR
600

Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Mehmed Selçuk ALP

Ali YILMAZ kardeşime aynen katılıyorum. Üstüne bir de ben daha ağır suçalamalarda bulunuyordum. Hatta herhalde bir on yıldır da Çağımızın Lawrence'ı olduğunu söylüyorum.

Cevapla

paralel

söylediklerini aklın alıyorsa IQ seviyen kaç acaba merak ediyorum aynur hanım

Cevapla

Mlym 59

Saman Gazete Medyası.

Cevapla

aydin soy

Yahudi tetikçileri vuruldu şükürler olsun

Cevapla

aynur

devlet baskanimiz gec gördü diye bisey yok,o basindan beri biliyordu,simdi sov yapiyorlar! biz aldandik numarasi cekiyorlar !

Cevapla

İSMAİL YAŞAR

HELAL OLSUN SİZE NE KADAR GERÇEKÇİ BİR YAZI OLMUŞ, KUTLARIM BU YAZIYI HERKESİN OKUMASI VE CEMAATE ONA GÖRE YAKLAŞMASI LAZIM.

Cevapla

wellness

Sevgili Hasan Ağabeyim, yine taşı gediğine cuk diye oturtmuşsunuz. Sizin bu stilinize hayranım inan ki. Yüce Mevlam size, elinize, dilinize, yüreğinize, klavyenize ve kaleminize sağlık, sıhhat ve afiyet versin. Amin

Cevapla

ali yılmaz

Hocam selamlar ben herşeye amenna diyorumda 1996 yılında gittim.bunları gördüm.1997 yılında bunlar cemaat degil para toplama merkezi diye herkes e de dikkatli olun uzak durun dedim.ben bir saf vatandaş olarak bunu anladım.ama devlet başkanımız neden bunları çok geç gördü yada gördüm ama köprüyü geçene kadar dayı dedim desin

Cevapla

Hasan Karakaya
Hasan Karakaya Tüm yazıları için tıklayın »