Din hizmeti ve bu hizmetin erleri(2)
Din hizmeti ve bu hizmetin erleri (2)
İlhan Oral
Allah Bâki’dir. Kul fânidir. Allah Hayy ve Kayyûm’dur, Samed’dir, emri ve hükmü mütemadidir. Kul fâni olduğu için gelip geçicidir, yetersizdir ve muhtaçtır.
Muhtaç ve gelip geçici insan denen canlı varlığa, kendini tanıyıp yönetmesi için akıl denen yönetim ve denetim merkezi programlanmıştır. Bu yönetim ve denetim merkezini, daha verimli kullanması için de kendine emsalsiz bir kullanma kılavuzu verilmiştir. Bunu Kâinat mülkünün mutlak sahibi Bâki Allah Teâlâ hayattaki kullarına geçici olarak vermiş ve gereğini de onlara bırakmıştır. Yollarını seçme hakkı vermiştir.
Sonradan gelen nice insan kitlesi bunun mana ve hikmetini idrak edememiştir. İnsan çoğu zaman zorlanarak görevini yapamaz duruma düşer. Bazen de kargaşa çıkararak kan döker. Fakat insanlar o ellerindeki mülkün esas sahibini tanımadıkları için kendilerine ait olduğunu zannederler. Üstelik ellerindeki malın ve mülkün kendilerini ebedî yaşatacakları gafletine gömülürler. Ölürken uyanırlar. O anda mal ve mülk elinden çıkmış olur. Böylece insanlardan hiçbiri edindiği mülkü sürekli olarak mülkiyetinde tutamıyor ve benim dediği mülkü hiç iradesini kullanmadan terk ediyor.
İnsan hayatta iken mülk uğruna dostuna, akrabasına, komşusuna saldırır, zulmeder, haramlar içine gömülerek girdaba kapılır. Hem ağır haramlar yükünün sorumluluğunu yüklenir gider. Bunca sakıncalı haramları varislerine belâ olarak bırakır. Haram hortlar, şeytanlaşır ve çirkin programını uygulama trendine girerek varisleri birbirine düşman eder. Haram katliamına kurban edilmiş olurlar. Hele cinayetler toplum içinde sargın halini alınca artık huzur ve güven kalmaz.
İnsan gittiği ahiret yurdunda, dünyada iken zulmettiği insanın hakkını helal etmesini bekler. Allah’ın da affına muhtaç olduğunu açık ve net olarak anlar. Fakat bunu anlaması ona hiçbir artı değer kazandırmaz. İşte bunun için de dünya hayatında kullanma kılavuzunu tam ve aslına uygun kullanmaları gerektiği hakikati bütün canlılığı ile kendini gösterir. İşte bütün sancıların, dertlerin ve ıstırapların reçetesi yalnızca Rabbimizin gönderdiği Kitapta bulunur. O Kitap âşık yiğitlerindir.
Bunun için de Rabbimiz kullarına çok önemli talimat verir. Rabbimiz bu talimatı uygulayan kullarına teminat vererek insanlara yapmaları gerekeni bildirir;
“Sizden hayra davet eden bir ümmet (lider kadro) olsun. Bunlar ma’rufu emrederler, münkerden nehyederler. İşte felâha erenler (dünya ve âhiret saadet selametine kavuşanlar) bunlardır.” (Ali İmran:3/104) Peşinden bunu teyit eden bir diğer ayette ise bu lider kadronun önderliğinde ümmetin üstün değerleri zikredilmektedir.
“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten çekindirip vaz geçirirsiniz. Allaha inanıyor ve güveniyorsunuz. Ehli kitap Yahudi ve Hıristiyanlar da inansaydılar kendileri için elbette hayırlı olurdu. İçlerinde iman edenler vardır. Fakat onların çoğu dinden çıkmış fâsıklardır.” (Ali İmran:3/10)
Evet, “En hayırlı ümmet” elbette son peygamber Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin ümmetidir. Ondan önce gelip geçmiş yüz yirmi dört bin peygamber ve öncü müminlerinin tamamı, bu dinin tevhid yumağıdır. Tevhid yumağı erlerinin her biri birbirlerine kopmaz bağlarla irtibatlıdırlar. Şanı ve şerefi yüce son Peygamber Tevhid yumağı erlerinin son temsilcisidir. Onun düsturu Kur’an’dır.
Bu Kitabı “unutup” “sırtlarının ötelerine atmayanlar” Büyük Davanın hizmet erleridir. Tüm peygamberlerin sistemi de budur. Onlar hizmet erlerinin yiğitleridir. Yüz yirmi dört bin peygamberin hepsi bu ikrar, teslimiyet ve hizmette idi.
Biz bunun neresindeyiz? Sahi neresinde? Esselamu aleykum