Uçan kerhanenin de maketini yapıp ziyarete açacak mısınız?
Uçan kerhanenin de maketini yapıp ziyarete açacak mısınız?
YÜKSEL TOKUR
İki Siyonist ve terörist ülke Amerika ve İsrail’in dünyayı nasıl ateşe verdiklerini dehşetle izliyoruz uzun zamandır.
Ateş çemberiyle çevrildiğimiz ve tehlikenin kapımıza dayandığı bir zamanda, ülkemin Ana Muhalefet partisinin içine düştüğü zelil durum gerçekten bizi üzüyor.
Türkiye'de kendisini tutuklayabilecek, yargılayabilecek hâkimin olmadığını söylüyordu. Çünkü geleceğin Cumhurbaşkanı olacaktı!
Daha doğrusu; Ukrayna’da şovmen Zelenski modeliyle onu başımıza musallat etmek isteyenler kulağına öyle üflüyorlardı. Arsız cesaretini de yine onlardan alıyor olmalı..
Kendi çalışma arkadaşlarının “birlikte yaptık” itirafı, HTS kayıtları, rüşvetlerin banka dekontları, MASAK raporları, milyarlık villalar, para kuleleri kamera kayıtları ortada.
Aslında; o da, kitlesi de biliyor savunulacak taraflarının olmadığını. Onun için işi çirkefliğe getirip Savcıya, Hakime, Bakana, Cumhurbaşkanına ve medyaya sataşıyor. “Bedelini ödersiniz” diyerek tehdit ediyor. Sen hele yaptıklarının bedelini öde..
“O tek kişinin (Erdoğan) yüreği yetiyorsa içerdeki herkesi bıraksın, sadece benimle hesaplaşsın” demiş.
Fareye rakı içirmişler, sarhoş olunca: “O kedi buraya gelecek” demiş.. İnsanda utanma olmayınca inanın hiçbir şey dert değil.
“Savunma yapmayacağım, yargılayacağım” diyor pişkin surat. Utanmadan; kendisini Adnan Menderes’le kıyaslayıp, “Yassıada Mahkemelerindeki gibi yargılanıyorum” diyor.
Sen dua et de; Salim Başol gibi bir yargıç yargılamıyor, darbeci generaller değil, demokrat Erdoğan tarafından yönetiliyoruz.
“SAYIN DOLANDIRICI MAHKEMEDE YARGILANIYOR!”
Eskiden yüz kızartıcı suçları deşifre olanlar ve çevreleri, utançlarından insan içine çıkamazlardı bir süre.. Şimdi öyle mi?..
Daha önce; senaryosunu Aziz Nesin’in yazdığı, başrollerini Kemal Sunal ve Nevra Serezli’nin paylaştıkları “Zübük” filminde geçen üçkağıtçı siyasetçi karakteriyle ne kadar eşleştiğini yazmıştım.
Senaryosunu Levent Kırca ve yazılım ekibinin yazdığı, Levent Kırca ve ekibinin rol aldığı ve televizyonlarda 1988-2005 yılları arası yayınlanarak izlenme rekorları kıran “Olacak O Kadar” komedi programını hatırlar mısınız?..
Hatırlamayanlar; Google’den "Sayın Dolandırıcı Mahkemede Yargılanıyor” araması yapıp, o bölümü mutlaka izlesin. Günümüzde Silivri Mahkemesinde şov yapan sanıkla tıpa tıp benzerliğini görüp bana hak vereceksiniz.
O bölümde; hakim, mübaşir, zabıt katibi ve iki Jandarma erinin –rol gereği de olsa- Adalet ve TSK’ya yakışmayan konuşma ve hareketlerinden dolayı, iki kurum mensuplarımızı tenzih ediyorum.
Ama; elindeki külahta bulunan dondurmayı yalayarak duruşma salonunda şov yapan ünlü dolandırıcının etrafında pervane olup, sorular soran medya mensupları, tıpkı günümüzün yandaş versiyonu gibi olduğunu da göreceksiniz.
Silivri cezaevi yakınlarına taziye evi gibi bir mekân kuruldu. Adına “Dayanışma Evi” dedikleri maket hücre, duygusal anların yaşanmasına neden oluyor, gelen ziyaretçiler hatıra fotoğrafı çektiriyor.
Olmazsa olmaz Atatürk portesi olsa da; bence sanığın “Mumya Heykeli” ve “Anı Defteri” de olmalı.
Şimdilik anı çadırı… İleride müze olabilir. Daha da ileride, korktuğumuz başımıza gelip türbe sayılarak, etrafında dönülüp her türlü dilekler çaput bile bağlanmaz inşallah!
Bir tüyo da benden.. Hayran kitleniz; Ekrem ve A Takımı’nın özel fantezilerinin icra edildiği, “uçan kerhane” olarak ünlenen özel jet uçağı da merak edebilir.
Onun da maketini yaptırıp, dayanışmanıza katkı için Dayanışma Evi’nin hemen yanına kurun.
Selen Görgüzel de rehberlik yapsın!
Ah İstanbul ahhh… Pireye kızıp yorgan yaktın ya.. Tüm bu yaşananlarda verdiğin oy sebebiyle senin de günahın olduğunu unutma.