Ahlâksızlığın Normalleşmesi: Bir Medeniyetin Sessiz Çöküşü
Ahlâksızlığın Normalleşmesi: Bir Medeniyetin Sessiz Çöküşü
HÜSEYİN DEMİR
"Bir toplum, günaha düştüğü için değil; günahı fazilet diye alkışladığı gün çökmeye başlar."
Bugün yaşadığımız en büyük kriz ekonomik değildir.
En büyük kriz siyasal da değildir.
En büyük kriz, ahlâkın değer olmaktan çıkıp menfaatin hizmetçisi hâline gelmesidir.
Eskiden insanlar kötülüğü gizlerdi.
Şimdi kötülük, ekranlarda pazarlanıyor.
Eskiden hırsız utanırdı.
Bugün hırsızlık maharet gibi anlatılıyor.
Eskiden yalan ayıptı.
Bugün doğru söyleyen saf yerine konuluyor.
Toplumların çöküşü savaşlarla başlamaz.
Önce vicdan çöker.
Sonra hukuk.
Sonra adalet.
En sonunda devlet...
Ve geriye sadece güçlülerin kazandığı vahşi bir düzen kalır.
Cemil Meriç'in ifadesiyle:
"Ahlâkını kaybeden cemiyet, pusulasını kaybetmiş gemiye benzer."
Bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu en büyük tehlike, yalnızca birkaç yolsuzluk dosyası değildir.
Asıl tehlike...
Yolsuzluğun sıradanlaşmasıdır.
Ahlâksızlık Nasıl Normalleşiyor?
Bir toplumun ahlâkı bir günde çökmez.
Bu uzun bir mühendislik faaliyetidir.
Önce kavramlar değiştirilir.
Rüşvet...
"Hediye" olur.
Adam kayırma...
"Referans."
İltimas...
"Vefa."
İsraf...
"Prestij."
Yalan...
"Siyasetin gereği."
İftira...
"Algı yönetimi."
Sonra insanlar alışır.
Bir süre sonra artık kimse şaşırmaz.
En tehlikeli an budur.
Çünkü kötülüğün alışkanlık hâline geldiği yerde devrim değil, çürüme yaşanır.
Siyasette Ahlâksızlık
Siyaset, millet için yapılır.
Fakat siyaset makam için yapılmaya başladığında devlet küçülür.
Partiler büyür.
Liderler büyür.
Çevreler büyür.
Millet küçülür.
Bugün insanlar ideallere değil, ihalelere bağlanıyorsa...
Bu siyasetin değil...
Ahlâksız siyasetin sonucudur.
Devlet hiçbir grubun çiftliği değildir.
Milletin emanetidir.
Kim olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun, kamu malını kötüye kullanan veya hukuka aykırı davranan herkes bağımsız yargı önünde hesap vermelidir. Aynı şekilde, hakkında yalnızca iddia bulunan kişilerin de yargı kararı olmadan suçlu ilan edilmemesi hukuk devletinin gereğidir.
Ticarette Ahlâksızlık
Kur'an alışverişi helâl kılmıştır.
Ama haram kazancı değil.
Bugün bazıları bir gecede servet yapıyor.
Üreten değil...
Bağlantısı olan kazanıyor.
Emek değil...
İlişki prim yapıyor.
Bu ekonomik kriz değildir.
Bu ahlâk krizidir.
Faizle büyüyen ekonomi...
Yalanla büyüyen ticaret...
Hileyle büyüyen şirket...
Hiçbiri uzun ömürlü değildir.
Çünkü Allah'ın koyduğu sünnet değişmez.
Sivil Toplumun İmtihanı
Sivil toplum, toplumun vicdanıdır.
Fakat vicdan da hesap verebilir olmalıdır.
Bir dernek, vakıf veya yardım kuruluşu; adı, kurucusu ya da toplumsal itibarı nedeniyle eleştiriden muaf değildir.
Aynı şekilde, hakkında iddia bulunan hiçbir kurum da yargı kararı olmadan peşinen mahkûm edilemez.
Şeffaflık güven üretir.
Denetlenebilirlik itibarı artırır.
Hesap verebilirlik ise toplumun güvenini korur.
İlke, herkes için aynı olmalıdır.
Din Anlayışındaki Ahlâk Krizi
Belki de en acısı budur.
Çünkü din ahlâk üretmek için gelmiştir.
Bugün din konuşuluyor.
Ama ahlâk konuşulmuyor.
Sakal var...
Emanet yok.
Tesettür var...
İffet yok.
Namaz var...
Kul hakkı hassasiyeti yok.
Hac var...
Merhamet yok.
Kur'an okunuyor.
Ama Kur'an yaşanmıyor.
Hz. Peygamber'in "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." sözü, dinin özünü özetler.
İbadet, ahlâka dönüşmüyorsa, şekil kalır; ruh kaybolur.
Medya ve Dijital Dünyanın Payı
Bugün rezalet reyting getiriyor.
Skandal tıklanıyor.
Hakikat ise çoğu zaman sessiz kalıyor.
Çocuklarımız dürüst insanları değil...
Şöhreti görüyor.
Alın terini değil...
Lüksü görüyor.
Çalışmayı değil...
Kısa yoldan zengin olmayı görüyor.
Bir toplumun rol modelleri değiştiğinde geleceği de değişir.
Ahlâksızlığın Sonucu
Ahlâksızlık önce güveni öldürür.
Sonra aileyi.
Sonra ekonomiyi.
Sonra hukuku.
En sonunda devleti...
Çünkü devlet sadece anayasa ile ayakta durmaz.
Vicdanla ayakta durur.
Kanun korkusu olmayanı bazen ahlâk durdurur.
Ahlâkın da sustuğu yerde ise ne polis yeter ne mahkeme.
Bu Millet Buna Lâyık Değil
Bu millet, Çanakkale'de ekmeğini paylaşan insanların torunudur.
Bu millet, Kurtuluş Savaşı'nda yokluk içinde bağımsızlığını koruyan insanların mirasçısıdır.
Bu millet; doğruluk, emanet, merhamet ve dayanışma gibi değerlerle güçlü olmuştur.
Dolayısıyla, yolsuzluğu, kayırmacılığı, hukuksuzluğu veya kamu malının kötüye kullanılmasını normal gören bir anlayış, bu toplumun tarihî ve ahlâkî birikimini temsil etmez.
Çözüm Nedir?
Çözüm yalnızca daha ağır cezalar değildir.
Çözüm...
Çocuklara yeniden ahlâk öğretmektir.
Okullarda karakter eğitimidir.
Şeffaf kamu yönetimidir.
Bağımsız ve tarafsız yargıdır.
Liyakat esaslı kurumlaşmadır.
Hesap verebilir sivil toplumdur.
Sorumlu medyadır.
Ve en önemlisi; kişinin kendisini de sorgulayabilmesidir.
Çünkü ahlâk başkasını düzeltmekle değil, önce kendini düzeltmekle başlar.
Velhasıl kelam, Bir milleti tanklar yıkmaz.
Bir milleti ekonomik krizler de tek başına yıkmaz.
Bir milleti içeriden çürüten şey, ahlâkın değersizleşmesidir.
Eğer siyaset ahlâktan koparsa güç zorbalığa dönüşür.
Eğer ticaret ahlâktan koparsa servet sömürüye dönüşür.
Eğer din ahlâktan koparsa ibadet gösteriye dönüşür.
Eğer hukuk ahlâktan koparsa adalet güvenini kaybeder.
Ve eğer toplum ahlâktan koparsa, geriye yalnızca birbirinden şüphe eden kalabalıklar kalır.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, herhangi bir grubun veya kişinin üstünlüğü değil; hukukun üstünlüğü, hesap verebilirlik, adalet ve güzel ahlâkın yeniden toplumsal hayatın merkezine yerleşmesidir. Çünkü sağlam bir medeniyet ancak güçlü kurumlar, adil hukuk ve yüksek ahlâk üzerine inşa edilebilir.
Selam ve dua ile.