--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Zindanlardan saraylara

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Kıblesini şaşırmış bir Türkiye oluşturmak için çok uğraştılar!..

Bir zamanlar dünyanın üçte birine hâkim olan tefekkür manzumesinin mensuplarını (dindar Müslümanları) öyle bir duruma getirdiler ki, yıllar boyu mekânı zindan oldu, hicran oldu…

Ezansız, Kur’ansız, camisiz, bir bakıma kıblesiz bıraktılar! 

Derdini anlatacak bir küçücük yayın organı bile yoktu dindar Müslümanın elinde. Dindar Müslüman ateşle imtihan olunuyordu. Suçlular güçlüydü. Dindarın ensesine vurdu mu, ekmeğini alıyordu!.. Gıkınızı çıkarır gibi olunca da, zindanı boyluyordunuz.

İlkokula gittiğim yıllarda bir tornacı Kadir Amca’mız vardı. Maharet sahibiydi. Elinden her iş gelirdi. Çok da okurdu. Okuya okuya Stalinistlikten dindarlığa dönmüştü... 

Yağmurlu bir 10 Kasım günü “Ben bu yağmurun altında dikilemem” dediği için bazı CHP’liler tarafından ihbarlandı. Birbuçuk yıla mahküm oldu. Cezaevinde iken ölen karısının cenaze namazına katılmasına bile izin vermediler…

Sonra devir değiştiğinde, “Savcıdan intikam almak ister misin?” diye sordular. Kadir Amca’nın cevabı şu şekilde oldu:

“Ben Müslümanın elhamdülillah! İntikam peşinde koşmam.”

Onun üstadı Bediüzzaman da, kendisine zulmedenlere-bir gün doğru yola girmeleri halinde-bütün haklarını helal etmişti.

Affın kaynağı Âlişan Efendimiz’di: Sevgili amcası Hz. Hamza’yı vahşice katleden Vahşi’yi bile  bağışlamış, kendisine zulmeden Ebucehil’in oğlu Hz. İkrime Müslüman olduğunda, diğerlerinden ayırmamış, aynı şefkatle bağrına basmıştı…

Şimdiki zamanın kimi “sözde dindar”ları “Allahükber” eşliğinde kelle kesiyorsa, bu “Allahüekber”in suçu değil, baskılar sonucu radikalleşip vahşileşen kimi Müslümanların suçudur!

O kelam o tür ağızlara da doğrusu hiç yakışmıyor… Yani “Allahüekber” lâfzı, yakışmayan ağızlara düşmüş durumda.

***

Diyeceğim şu ki sevgili dostlarım, eskiden dindar Müslüman’a dünya “zindan”dı: Bediüzzaman’lar, Süleyman Hilmi Tunahan’lar, Gönenli Mehmed Efendi’ler, Zahid Kotku’lar, Necip Fazıl’lar, Eşref Edib’ler; kısacası “İslâm Saraylı”na yüreğini katan insanlar dünya zindanının müdavimleriydi.

Dünyevi hiçbir şeyleri yoktu. Bu yüzden dünyalarını kaybetmekten korkmuyor, ürkmüyor, dolayısıyla yılmıyorlar, yıkılmıyorlardı.

Bir de dönün bugünün dindarlarına bakın: Televizyon, radyo, gazete, dergi, kitap, makam-mevki, para, iktidar, dernek, vakıf, okul, yurt; herşeyimiz var...

İyi eğitimler aldık, yüksek makamlara geldik, söz sahibi olduk.

Fakat gündemimiz hâlâ bomboş! Biraz siyaset, biraz ticaret, biraz makam-mevki, o kadar! Oysa bu “huzur ve güven ortamında” daha ciddi konulara yelken açmak gerekmez miydi?.. Gündemimiz tıka basa dolu olmalıydı. Her gün yeni bir konuyu vuzuha (açıklığa) kavuşturmak üzere tartışmalıydık. 

Ama nerde?.. Gündemsizlik gündemimiz oldu, yuvarlanıp gidiyoruz!

“Eskimez yeni”ye sahip olan bizlerin “yeni” şeyler üretme cehdimiz yok! Nakillerle siyaset ve bir de servet üçgeninde tükeniyoruz!

Yeni şeyler üretemeyen camianın duçar olacağı akıbet malum: Eskiyi tekrarlamak… Yani bir anlamda patinaj yapmak!

Yıllardır patinajdayız! Baskı ve şiddet kıskacında yoğrulduğumuz günlerdeki tefekkürümüzden, tevekkülümüzden, hatta ihlâs ve samimiyetimizden eser kalmamış gibi! Dünyaya “metelik” vermeyen dindarların çocukları, dünyanın tuzağına düştük!

Silkinmemiz için galiba bir “Sur-i İsrafil” lâzım!

Dindar münevver keyfine bakıyor. Siyaset konuşuyor, ama onda bile derinlik yok… Her şey günübirlik olayların akışıyla sınırlı…

Her şey, “Bizimkiler iyi, ötekiler kötü” kolaycılığında akıp gidiyor…

Kadim medeniyetimizi yeniden ihyanın derdine düşenler ise ötekileştirilip devre dışı bırakılıyor…

Müslüman münevver artık son karar aşamasında: Ya “siyaset” ve “menfaat” kıskacında kendini de dâvasını da tüketmeyi sürdürecek ya da silkelenip aslına “rucü’” edecek…

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle