--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

“Zelzele kuyusu”

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Bu hay-huy içinde unuttuğumuz şeyler var. O kadar ki kimse üzerinde durmuyor, konuşmuyor, hatta hatırlamıyor...

Oysa Marmara depremi sonrasında ne çok konuşur, ne çok tartışırdık. Ekrana çıkmayan jeofizikçi, deprem uzmanı kalmamıştı. Televizyonlar ekrana çıkartmada, gazeteler röportaj yapmada yarışırdı...

Rahmetli Mete Işıkara deprem sayesinde ahir ömründe meşhur olmuş, depremi anlatmak için diyar diyar dolaştırılmıştı.

Deprem anında yanımıza almak için deprem çantaları hazırlamıştık. Belediyeler deprem merkezleri yapmıştı. Sanırım bakımsızlıktan ve ilgisizlikten hepsi çürüdü.

Ankara Garı saldırısı 100 civarında can alınca, tüylerimiz diken diken oldu. Yüreğimiz müthiş acıdı. Öyle de olmalıydı zaten. Değil 100 can, bir insan bile çok önemlidir.

Fena sarsıldık. Ama hatırlayın ki, resmi rakamlara göre Marmara depreminde (17 Ağustos 1999)17.480 kişi öldü. 23.781 kişi yaralandı. (Gayriresmi rakamlar bunun üç misli kadar) 285.211 ev, 42.902 iş yeri yıkıldı ya da hasar gördü.

Unutuldu gitti... Arada bir deprem uzmanının sesi geliyor, ama siyasetçilerle siyaset yorumcuları o kadar bağırıyorlar ki, cılız kalıyor.

Oysa Türkiye fay hatlarının üstünde oturuyor. Sık sık da sallanıyor. Deprem uzmanlarıyla birlikte bizatihi deprem de uyarıyor: Kimsenin umurunda değil!

Olmamış gibi, olmazmış gibi, olmayacakmış gibi yapıyoruz!

Hâlbuki deprem tarihi de uyarıyor bizi: “Tedbir alın!”

Sene 1509: Sultan II. Bayezid zamanı...

Aylardan Eylül: Eylül’ün 10’uncu günü...

Ve İstanbul büyük bir depremle sarsılıyor...

160.000 nüfuslu İstanbul’da 15.000 kişi ölüyor (bazı kaynaklara göre 5.000 kişi), 10.000 civarında kişi de yaralanıyor. 

Ölenler arasında Osmanlı hanedanından da üç kişi vardır. Ayrıca Veziriazam Mustafa Paşa ile emrindeki 360 süvari atlarıyla birlikte fay hattının açtığı derin bir çukura düşüp canlı canlı gömülüyorlar. Bu biledepremin dehşeti hakkında bir fikir veriyor. 

İstanbul surlarından başka Galata’daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları fenerlikleri, Çekmece köprüleri ve Silivri Kalesi gibi önemli eserler zarar görüyor. 

Artçı sarsıntılar tam 45 gün sürüyor. Padişah, Topkapı Sarayı’nın bahçesine kurdurduğu çadıra taşınıyor. İstanbul halkı da bahçe ve boş arazilerde yaşamaya başlıyorlar. Korkudan kimse evine giremiyor. 

Devrin âlimleri çare arıyorlar. Fakat teknoloji bugünkü seviyede değil. Ortaya kuyu açma fikri atılıp Bayezid Camii mimarı Mimar Hayreddin tarafından padişaha arz ediliyor.

Padişah çaresizliğin çaresi olarak bu fikri kabul ediyor ve şehrin değişik bölgelerine 400 civarında kuyu açılmasını emrediyor. 

Şimdikiler buna “Düdüklü tencere modeli” deseler de o devirde düdüklü tencere bilinmediğinden, “zelzele kuyusu” deniyor. Bu kuyularla, yerkürenin basıncının dışarıya çıkartılması amaçlanıyor. 

Eski tarihçilerimiz işe yaradığını söyleseler de öyle olup olmadığını bilmiyoruz.

İş bununla bitmiyor tabii: Şehrin yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Bütçe bu masrafa dayanamaz. 1999 depreminde Ecevit hükümetinin başvurduğu yola padişah hazretleri de başvuruyor: Depremdeharabeye dönmüş olan şehrin imarı için “Geçici Zelzele Vergisi” konuyor (şimdiki gibi kalıcı hale getirildi mi, bilmiyoruz) ve ev başına 22 akçe toplanıyor.

Tüm sorumluluk da Mimar Hayreddin’e veriliyor. Hayreddin hemen kolları sıvayıp 3.000 usta, 11.000 kalfa, 66.000 cerahor (amele) getiriyorülkenin her yerinden. Bu iş için tamı tamına 80.000 kişi istihdam ediyor. Bunlardan başka “Yaya”lardan 8.000, “Müsellem”lerden de 3.000 kişiyi kireç yakmakla görevlendiriyor. 

29 Mart 1510’da başlayan yapım ve onarım 1 Haziran 1510 tarihinde bitiriliyor. İki ay gibi kısa bir zamanda İstanbul âdeta yeniden kuruluyor.

Masum bir soru: Şu bizim “deprem dönüşümü” işleri acaba ne âlemde? 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle