Yüreğimde Anadolu açıyor
Geçtiğimiz Perşembe ve Cuma günleri Şanlıurfa’daydım...
Hem merkezinde, hem de dört ilçesinde, “Kayıtdışı tarihimiz” konulu konferanslar verdim... İlçelerin arasında Suruç da vardı...
Maalesef bazı şehirlerimiz terörle birlikte anılıyor, ama öyle değil. Salonların doluluğu ve yoğun ilgi öyle olmadığının en büyük delili. Anadolu gençliği, doğru ses verecek, tarihin üzerinden kardeşlik vurgusu yapacak seslere susamış...
Ey düzgün kıbleli yazarlarımız, yorumcularımız, sanatçılarımız! Gidin lütfen, gidin ve Anadolu’ya ses verin, nefes verin!
Anlayacaksınız ki, hiçbir şey büyük şehirlerden göründüğü gibi değildir.
Programları Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi ile Genç Memur-Sen organize etti...
Program aralarındaki birkaç saati onların bitmez tükenmez sorularına ayırdım. Sorunlarını dinledim...
Nihayet Genç MÜSİAD’la kahvaltıda buluştuk... Yine sorular, cevaplar, karşılıklı dertleşmeler...
“Merak ilmin kapısıdır” derler, gençlerimiz meraklı: Dün olup bitenlerle bugün olanlar arasında parallelikler kuramazsak meraklarını gideremeyiz...
Bu da bir kişinin üstesinden gelebileceği bir şey değil: Topyekün bir “seferberlik” gerektirir. “Anadolu’ya yürek seferi” açılması ve ekrandan ahkâm kesen dostların Anadolu ile buluşması lâzım.
Hani bizim her zaman rastladığımız gençler vardır ya, 147 karakterden oluşan twitler atarak her şeyi kökünden hallettiklerini zannederler?..
İki satır duyumlarla ahkâm kesmeye kalkarlar...
Önlerinde bilgisayar, ellerinde cep telefonuyla dünyaya nizam verdiklerini düşünürler...
Sesleri fazla çıksa da Türkiye onlardan ibaret değil. Oysa biz, umumiyetle genç nesli bunlardan ibaret zannedip, “Bu gençlerle ülke bir yere gidemez” türünden umutsuzluk pompalarız.
Oysa derin gençler de var... Biraz derine inince fark edersiniz ki, gençlik bambaşka bir yerde...
Şanlıurfa’da ve (Sakarya, Samsun, Trabzon, Kastamonu, Çanakkale, Burdur, Bursa, Aksaray, Karaman, Konya, Maraş, Antep, Amasya, Ankara), kısacası Mart ayı içinde konferans verdiğim otuzu aşkın merkezde, meselesi olan, derdi olan, hedefi olan, amacı olan, kısacası davası olan gençlerle tanıştım...
Davası olanın çabası olur! Hem kendi gelecekleri, hem de Türkiye’nin geleceği için çabalıyorlar.
Umudum arttı. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum...
Alınlarından, gözlerinizden öpüyorum...
•
Konferanslar vermek üzere, yıllardır, Anadolu’muzu karış karış geziyorum...
Özellikle son birkaç aydan beri seyahatlerim iyiden iyiye hızlandı. Gerçek bir koşturmaca içindeyim. Buna rağmen hepsine yetişmekte zorluk çekiyorum. Çakışmalar yüzünden kabul edemediğim bir sürü konferans talebi var...
Anlayacağınız, hayatım tam bir koşturmaca içinde geçiyor... Çok şükür şimdilik sağlığım yerinde, dayanabiliyorum...
Şubat ayı içinde de en az kırk yerde konuştum. Anadolu’nun pek çok iline ve ilçesine gittim. Eskimez örnekleri, unutulmaz “yürek adam”lar üzerinden güne taşımaya çalıştım. Sayısız “büyük insan” yetiştiren “Osmanlı İnsan Projesi”ne dikkat çektim. Çocuk yetiştirmede örneksiz kalan anne-babaların önüne kalıcı örnekler koydum.
Gittiğim yerlerde görebildiğim kadarıyla Anadolu insanı kıpır kıpır.Salonlar hınca hınç. Terör korkusu büyük ölçüde aşılmış. Her kesimden ve her yaştan insanlar, üzerlerine atılmış ölü toprağından kurtuldu. Bu iyi bir gelişme...
Bu arada sevindirici bir husus olarak kaydetmeliyim ki, birçok belediyemiz kültürel programlara ağırlık veriyor. Kültür adamlarını çağırarak halka açık mekânlarda konferanslar, seminerler, açık oturumlar yapıyorlar. Osmanlıcayı ve ecdad sanatlarını ücretsiz öğretiyorlar. Bunu minnetle kaydetmek isterim...
İşin bir de üzücü yanı var tabii: Diğer bazı belediyeler şarkıcı-türkücü çağırarak vur patlasın, çal oynasın havası yayıyorlar. Bu çok gereksiz; çünkü her şehirde bol miktarda eğlence yeri var. Ama kültürel programların sayısı çok az. Halka böyle bir tercih sunmak lâzım...
Ayrıca: Geleceğin, kültürel bağlamda da Avrupa’yı yakalamış Türkiye’sini, eğlence programlarıyla inşa etmek mümkün değildir.


