--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Vah zavallı Laz burnum ve ah Kıbrıs’a can suyum!

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Bir gazeteci saldırıya uğrayınca, cumhurbaşkanı bizzat aramadı da özel kalemine arattı diye kışkışlandılar...

“Bizimkiler” böyledir anam, aramıyorlar!

Lâ aramızda, ilk kez ifşa ediyorum, beni de aramadılar...

Geçenlerde nezle olmuştum, burnum tıkanmıştı... Gittiğim doktor “Aslında burnunda et var, almak lâzım” deyince, dünya başıma yıkılmıştı... “Ya ameliyat sırasında güzelim Laz burnum  bir kazaya uğrar da, küçülürse ne yaparım” diye çok üzülmüştüm.

Bekledim ki, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu arayacak... 

Başbakan Ahmet Davutoğlu arayacak...

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arayacak...

Bu yoğun aramalar yüzünden telefonum sürekli meşgule düşecek...

Bazı bakanlar, özel kalem müdürleri, genel müdürler ulaşamayacak...

Ben de hayatımda ilk kez “ulaşılmaz” olmanın tadını çıkaracağım! Lakin arayan-soran olmadı...

Arayan-soran olmayınca, devlet adamları Laz burnumla ilgilenmeyince, hafakanlar bastı...

Çok kızdım... “Ben ki...” diye başlayan bir sürü cümle kurdum, içimden...

“Ben ki köşe yazarıyım, radyo-televizyon programcısıyım; kısacası ülkenin en vazgeçilmez insanıyım (ne kuruntu ama), nasıl aranmam?

Anlıyorum, memlekette terör var: İnsanlar meydanlarda, polisler şehirlerde, askerler dağlarda ölüyor...

Hükümet bunlarla meşgul...

Anladım da benim Laz burnumun hiç mi değeri yok?..

Ben de bir nevi “memleket meselesi” değil miyim?

Biz adam olmayız canım kardeşim!

Bizim anlı-şanlı solcular,ulusalcılarvesaireler, ne zaman çaplı bir yatırım yapılsa,heyheylenirler... Önce küçümsemeye çalışırlar, sonra “arıza” ararlar...  

Rahmetli Başbakan Adnan Menderes, İstanbul’da Vatan ve Millet caddelerini yaparken, “Bu kadar geniş cadde ne lâzım, Menderes uçak mı indirecek?” diye sorgulamışlar, vermiş veriştirmişlerdi...

Şimdi o yolların olmadığı bir İstanbul’u kimse düşünemiyor.

Yıllar önce, Boğaziçi Köprüsü için de aynısını yaptılar. Önce “sanatkârane” yaklaştılar: “Boğaziçi’nin güzelim görüntüsü mahvolacak!”

Ardından “kışkırtıcı” yazılar yazdılar: “Zapsuyu’nun üstünde köprü yokken, mutlu azınlık lüks arabalarıyla geçecek diye Boğaz’a asma köprü yapılıyor” 

Derken, şirretliği ele alıpyalana sarıldılar: “Ayaklarından biri çatlak!”

Oysa asıl “çatlak” kafalarındaydı ve bir türlü kapanmıyordu.

Nihayet küçümsemeye yeltendiler: “Zaten Japonlar yapıyor!” 

En sonunda, muhalefet etmenin hatırı için, o zamana kadar “Kızıl Sultan” dedikleri Sultan II. Abdülhamid’le barışmayı dahi göze aldılar:

“Zaten Boğaz’a köprü projesi Abdülhamid döneminden kalmadır.” 

Fatih Sultan Mehmed Köprüsü’nün inşaatı sırasında da aynı itirazlar devreye girdi: Envai çeşit muhalefet yöntemi denediler.

Keban Barajı’na da öyle...

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne, Marmaray’a, Boğaz’a Üç Katlı Geçiş Tüneli’ne, Üçüncü Havalimanı’na, Elektrik santrallerine, Nükleer santrala, Doğu Karadeniz yaylalarını birleştirecek Yeşil Yol Projesi’ne ve Kanal İstanbul’a aynı mantıkla yaklaştılar.

“Kıbrıs’a can suyu” götürülmesine ne zaman “kulp” takacaklar diye beklerken, “sağ olsunlar” fazla bekletmediler: “Bu proje aslında 90’lı yıllardan beri var” deyiverdiler.

He ya! Benim kafamda da öteden beri Mars’a çıkmak var, ama sadece oturup hayal ediyorum. 

Hayal edenler değil, hayata geçirenler hatırlanır! 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle