Üçlü bayram
Üç aylar: Birinci bayram...
Regaib gecesi: İkinci bayram...
Cuma gecesi: Üçüncü bayram.
“Bilinçli Müslüman” olup varlığımızı sorgulamak ve yaradılış hikmetine doğru adımlar atmak için, bunlardan âlâ fırsat mı olur?
“Bilinçli Müslüman” derken,mübarek ay, gün ve geceleri yalnızca ritüellerle kutlamaktan, bireysel kurtuluşu aramaktan değil, onlarla birlikte, neden İslâm dünyasının böyle darmadağın olduğunu değerlendirmekten de söz ediyorum...
Beş İslâm şartının ötesine geçen bir Müslümanlık algısına gelmekten söz ediyorum...
Fikirsizlikten, tepkisizlikten kurtulup, ses verir hale gelmekten söz ediyorum...
Çünkü artık biliyoruz ki, sessizlik sorumsuzluğu, sorumsuzluk nemelâzımcılığı, nemelâzımcılık cahilliği, cahillik ise zulmü ve baskıyı dâvet ediyor...
Bediüzzaman’ın şu muhteşem tespitine bakar mısınız?..
“Bir millet, cehaletle hukukunu bilmezse, ehl-i hamiyeti (hamiyet sahiplerini) dahi müstebit eder.”
Yani, cehalet diktatörlüğü davet eder!
Çünkü yöneticiler, memleketi, milletin taleplerine ve tepkilerine göre yönetirler. Millet cahilse, cehaletinden ve bilinçsizliğinden dolayı hakkını-hukukunu savunmuyorsa, “Gidene ağam, gelene paşam” diyor ve müthiş bir “nemelazımcılık” içinde yapılan her şeyi ya sessizce sineye çekiyor ya da alkışlıyorsa, yöneticiler zaman içinde keyfiliğe kayıp diktatörleşirler.
İslâm dünyasına önce bu açıdan bir bakın, sonra dönüp “kulluk sistemi”ne bir göz atın...
“Kulluk” sisteminin Allah’dan başkasına teslimiyeti öngörmediğini bilerek, beşerin keyfiliğine karşı direnişi de kapsadığını artık bilmek zorundayız. İşte bu “bilgi” ve “bilinç” düzeyi gerektirir: İçinden geçtiğimiz üç aylar, Regaib ve Cuma günleri bu düzeyi yakalama çabası içine girmek için de müthiş fırsatlardır.
“Nasıl olacak?” demeyin, geçmişte olmuştu, pekâlâ yine olabilir. Yeter ki, “bedensel” ibadeti “beyinsel” faaliyetle buluşturalım: Zaten “beyinsel” faaliyetle buluşmayan “bedensel” ibadetlerin “şekil”den öteye geçmesi zordur.
Hocalarımız bin senedir üç aylarda ve mübarek gecelerde yapacaklarımızı sayıyor... Her biri farklı kelimelerle namaz kılmamızı, oruç tutmamızı, hacca gitmemizi, zekât vermemizi, Allah’ı bol bol anmamızı öneriyor...
Bunlar çok güzel öneriler. Ancak özel günlerde farklı detaylar üzerine de kafa patlatmalıyız...
Sormalıyız kendimize: Neden İsrail denen bir avuç nüfuslu bir devlet, birbuçuk milyar Müslümanı susta durduruyor?..
Neden üçyüz seneden beri hiçbir buluşun ve keşfin üstünde hiçbir Müslüman’ın imzası bulunmuyor?..
Neden dünya milletlerin önderi ve örneği iken, en geri sıralara düştük?..
İslam dünyası neden istikrarsız ve kararsız?..
Neden İslam dünyasını çapaçul diktatörler yönetiyor?..
Neden Türkiye dört taraftan sıkıştırılmaya çalışılıyor?..
Neden bütün tepkimiz, tepki duyduğumuz milletlerin ürettiği mamul maddelere ambargo koymaktan ibaret kalıyor da ondan iyisini üretmek üzere bir çaba içine giremiyoruz?..
Neden dünya çapında karikatüristimiz, ressamımız, gazetecimiz, edebiyatçımız, siyasetçimiz, bilim adamımız yok?..
Mübarek gün ve gecelerde bu konular üzerine de kafa yorabilir, kabiliyetimiz ölçüsünde görevler üstlenebiliriz.
En azından böyle tasalarımızın olması gerekiyor. Aksi takdirde “Müslüman dindar”lar “kemiyet” (sayıca) olarak artarken, “keyfiyet” (nitelik) olarak azalmaya devam edecekler.
Bol bol cami inşa etmeyi sürdürürken, camiin “cem” işlevi ile onu “Yaşam Merkezi” yapan dinamizmi gözardı edecekler. Mübarek ay, gün ve geceleri salt ritüellere boğup derununa inmeyecekler.
Bu duygu ve düşüncelerle üç aylarınızı ve Regaip gecenizi tebrik ediyorum...


