Tarihi bir kişinin iyi mi kötü mü olduğuna kim karar verir?
Yıllardır kafamdan gezdirdiğim bir soruyu yazacağım bugün...
Soru şu: Tarihi bir kişinin “iyi” mi, yoksa “kötü” mü olduğuna kim karar verir?..
“Tarihçiler” mi diyorsunuz? O zaman şu soru akla geliyor: Tarihçi hüküm verme mevkiinde midir?.. Tarih mahkeme salonu mudur?..
Tarihçinin kendini hem hâkim, hem savcı yerine koyup tarihi şahsiyetleri yargılama hakkı var mıdır?..
Bir soru daha: Tarihçinin ulaşabildiği sınırlı sayıda kaynak, bir insanın tüm hayatını anlamaya ve hüküm geliştirmeye yeter mi?
Ya bilmedikleri, yanlış bildikleri, yanlış anladıkları varsa?.. Ya tarihe bakışını siyasi tercihleri şekillendiriyorsa?..
Öyle ya: Nasıl gördüğünüz, nereden baktığınızla ilgili olabilir!
Misal: Tarihçilerimizin çoğuna göre, Hürrem Sultan “kötü”, Kanuni “iyi”! Bir taraftan “Kanuni Hürrem Sultan’ın etkisinde kaldı” diye ahkâm keseceksiniz, ama yapılan hiçbir hataya Kanuni’yi ortak etmeyeceksiniz: Bu anlaşılabilir bir şey değil. Hürrem Sultan’ın “kötü etkisi”nde kalmış bir Padişah “iyi işler” yapabilir mi?
Ya Kanuni de “kötü”dür yahut Hürrem Sultan da “iyi”dir.
İyi bir padişah kötü bir kadını sevebilir (gönül ferman dinlemez), ama uğruna öz evlâtlarını kurban ettiği devletine karıştırmaz.
Ne yani? Kanuni “liyakatsız” ve iradesiz bir “ihtiyar” mıydı ki, Hürrem Sultan’ın göz göre göre devletine zarar verilmesine göz yummuş? Mümkün değil!
O zaman?..
Belki de Hürrem Sultan çok iyi ve güvenilir bir “yardımcı”ydı. Kanuni gibi bir Padişah çürük tahtaya basmaz: Belki de Hürrem Sultan’ın hanedana sadakatini, devlete bağlılığını çeşitli şekillerde defalarca sınamış, “zarar gelmez” kanaati pekiştikten sonra da devletle ilgilenmesine izin vermiştir.
Son soru: Hürrem Sultan, Kösem Sultan gibi, tarihin içinde birkaç adım öne çıkmış kadınların kafası neden koparılıyor?
Hürrem Sultan’ı, Kösem Sultan’ı ve daha birkaç Valide Sultan’ı “cadı” olarak algılayıp yazan tarihçilerin neredeyse tümünün “erkek” olmasıyla bunun bir ilgisi olabilir mi?..
Erkek tarihçiler belki de “kadın” kimliğini hazmedemiyorlar ve “Ellerinin hamuruyla erkek işine karıştıkları” için “erkekçe” intikam alıyorlar (abarttım mı dersiniz?)
Siz bunun yanına, “Cumhuriyetçi” aydınlarla birlikte Cumhuriyet tarihçisine de musallat olan “Osmanlı’yı aşağılayıp karalamak suretiyle gözden düşürüp Cumhuriyeti benimsetme” (ki devlet tarihçileri ve yazarları bunun için vaktiyle pek çok kitap yayınlamıştır) ârızasını ekleyin...
“Yeni tarihçi”lerin “şehzade katli”, “padişahların cariyelerle evliliği”, “çok kadın almaları”, “hac yapmamaları” gibi konularıçok sevmeleri, “içki içtikleri” ve “sarayda zevk u safa” içinde yaşadıklarıiftirasını sık sık gündeme getirmeleri “cumhuriyetçi/ Kemalist refleks”le ilgili olabilir mi?
Biliyoruz ki, Cumhuriyeti kuranlar gibi bunlar da Selçuklu/Osmanlı tarihinden hazzetmiyorlar. Osmanlı Devleti’nin tüm dünya Müslümanlarının hâmisi olmasından hoşlanmıyorlar. Ekserisi “iyi dindar” olan padişahların sevilmesinden korkuyorlar:
Olmaya ki Türkiye böyle bir yol tutturur diye mi?
Kanuni ve Hürrem Sultan’a (dolayısıyla I. Ahmed’le Kösem Sultan’a) dönelim...
Devletin birinci derecede sorumlusu (Padişahlar) Hürrem Sultan’ın ve Kösem Sultan’ın “erkek işine” karışmasından memnun olmasalardı, Padişah’a rağmen hareket etmek Hürrem Sultan’ın, Kösem Sultan’ın harcı mıydı?
Öz oğulları Şehzade Mustafa ile Şehzade Bayezid’in yanlış adımlarını hoş görmeyen Kanuni, karısının yanlışlarını hoş görebilir mi?
“Devletin bekası” sözkonusu olduğunda Osmanlı padişahlarının acımasız davrandıklarını hepimiz biliyoruz.
O zaman tarihçinin bakış açısında bir hata var. Hatalı bakış, doğal olarak hatalı sonuçlar (diziler) doğurur.
Zaman zaman konuya döneceğim inşallah.


