--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tarih tekerrür müdür?

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

“Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

“Tarihi  ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;

“Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” (M. Âkif)

Tarih “tekerrür” (tekrarlanmak) değilse bile, dönem dönem hâdiseler öyle bir örtüşüyor ki, böyle bir kuşkuya kapılmamak mümkün değil.

Bu girişten sonra gelin şimdi, Sultan II. Abdülhamid dönemine kısaca bakalım…

Bir tarafta Avrupa devletleri, bir tarafta Rusya, bir tarafta Ermeni komiteleri ve suikastçıları, bir tarafta mason örgütleriyle dört taraftan kuşatılmış olan Abdülhamid’in siyasi yeteneği ile kişisel feraseti, Osmanlı Devleti’nin İttihad ve Terakki cuntacılarının elinde hâk ile yeksan olduğu görüldükten sonra vicdan sahipleri tarafından da teslim edildi, ancak iş işten geçmiş, Osmanlı Balkanlar’ı ve Ortadoğu’yu kaybetmişti.

Kumpasa bakar mısınız?..

Bir tarafta İngiltere ile Fransa gibi Avrupa’nın büyükleri İslâm dünyasında  operasyon yapabilmek için Osmanlı’nın elinde bulunan hilâfet gücünü ortadan kaldırmaya çalışıyor…

Bu amaçla Osmanlı şemsiyesi altında yüzyıllarca mutlu-huzurlu yaşamış milletleri silahlandırıp ayaklandırıyor…

Rusya boğazlar bölgesini önce kendi kontrolü altına almak, ardından ilhak etmek için duruma müdahil oluyor… 

O dönemde “Vilayat-ı Sitte” denilen ve zamanın idari haritasına göre Erzurum, Van, Bitlis, Diyar-ı Bekir, Mamüret-ül Aziz, Harput ve Sivas’tan oluşan (bugünkü idari yapıya göre Erzincan, Ağrı, Hakkâri, Muş, Siirt, Mardin, Malatya, Bingöl, Amasya, Tokat) bölgede “azınlık” olarak yaşayan Ermenilere “kültürel özerklik” verilmesini, bu çerçevede Osmanlı Devleti’nin bir “ıslahat programı” hazırlayıp yürürlüğe koymasını istiyor. 

Osmanlı ile Rusya arasında sözde arabuluculuk yapan, aslında ise kendine yontan Almanya elçisine karşı Sultan Abdülhamid, “Ermeniler hiçbir vilayette ekseriyeti teşkil etmiyorlar” dedikten sonra, “Şark’ı (Doğu) Anadolu’yu muhtariyete (bağımsızlığa) götürecek böyle bir ıslahatı kabul etmektense, ölmeyi tercih ederim!” (İ.H. Danişmend, Tarihi Hakikatler, c.2. s. 102, Tercüman Yayınları) diye kükrüyor, ama kurt çoktan kuzuyu yemeye karar vermiştir!

Bu cevap, “Büyük Ermenistan” rüyası görenlerle, yürekleri Yahudilerden yana vuranların gözünde, Abdülhamid Han’ı, “Kızıl Sultan” yapmaya yetiyor.

Ardından müthiş bir tezvirat başlıyor. Algı operasyonları üst üste geliyor. Padişah’ın her hareketi “suç” ve “günah” gibi yansıtılıyor. Bir taraftan “cimrilik”le suçluyorlar, bir taraftan “israf”la. “Dün dündür bugün bugündür” anlayışı içinde çıkarılan gazeteler hiçbir çelişkiye aldırmadan iftira üstüne iftira atıyorlar. “Dindar Padişah”ı “dinsizlik”le dahi suçluyorlar! Maksat, “çamur at izi kalsın!” (Beştepe Külliyesi’ndeki iftar yemeği gibi mi?)

Öte yandan masonlar devreye giriyor. Selanik meb’usu Emanuel Karasso bazı İttihadcı önderleri İspanyol Mason Locası’na kaydettirip masonlaştırırken, Filistin’de Yahudi devleti kurmak için mücadele eden Dr. Theodor Herzl, Osmanlı’nın dış borçları karşılığında Sultan Abdülhamid’den toprak talep ediyor.

Bunlarla uğraşması gereken Meclis-i Meb’usan’da yer alan azınlık temsilcileri mensup oldukları milletlerin istiklâli için Osmanlı’nın altını oyuyorlar (yeni Meclis’te herkes temsil ediliyor diye pek övündük ya)…

Birinci Meşrutiyet’in parlamentosunda ana dili Türkçe olan milletvekili sayısı oranı yüzde 50’yi bulmuyor…

Ermeni Patriği Narses, Rus Çarı’na başvurarak Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermenistan kurulması için yardımını beklediğini bildiriyor. 

Birinci Meşrutiyet 1 yıl 1 ay 21 gün sonra çöküyor, ama  23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet geliyor.

Kolağası Resneli Niyazi’nin “Geyik hazretleri” de (Selahattin Demirtaş’ın sazı gibi mi?) siyasi hayatımıza II. Meşrutiyet’le birlikte giriyor.  

Yarın konuşalım inşallah.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle