--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tadı iyice kaçtı

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
4

Sürekli çalan telefonlarıyla (bir değil, iki değil, tam üç cep telefonu) boğuşan eski çocukluk arkadaşım, her nasılsa fırsat bulup, “Yahu birader, bu telefonlar yokken ne yapıyorduk?” diye sorunca (şimdi sosyalmedyasız ne yapıyorduk?” diye soruyorlar), tepem büsbütün attı. Zaten benimle konuşmak yerine telefonla konuşmayı, arta kalan zamanında da şuna-buna “twit atma”yı tercih eden arkadaşıma müthiş içerlemiştim.

Kabalığı ele alıp: “Rahmetli Mustafa Amca da mı üç telefon taşırdı?” diye soruverdim.

Mustafa Amca arkadaşımın babasıydı. Köyün en garibanlarındandı. Şuna-buna çay setleri yapıp ekmeğini çıkarırdı. 

Ölene kadar telefon gördüğünü sanmıyorum. Köye elektrik geldiğinde, sabaha kadar uyumayıp yanan ampulü seyrettiğini anlatırdı. 

Bedava sanıyordu garibim. Yaktığı kadar ödeyeceğini duyunca, çok bozulmuştu.

Oğlu da çok bozuldu. Belli etmemek için de “O eskidendi” dedi.

“Eskiden” evet: Güzellikler diyarından!..

Eskiden yokluklar, imkânsızlıklar içindeydik, ama en azından hayatımızı telefonlar, televizyonlar, bilgisayarlar kontrol etmiyordu. Hayat bizimdi ve “bizim” olanı kendimizce yaşıyorduk. 

Şimdiki gibi bölünmüyor, parçalanmıyorduk. Hayatın tadı-tuzu vardı hiç değilse. Şarkılar, şarkıcılar, artistler bile şimdikinden çok farklıydı. 

Eskiden kırk yılda bir “sanatçı” çıkar, kırk yıl gündemde kalırdı: Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Alaeddin Yavaşça, Arif Sami Toker böyleydi. Şimdi her hafta başı bir “star” doğuyor, her hafta sonu bir “star” batıyor!

Yazarlar “muharrir”di, eskiden; Arada bir kitapları çıkar, heyecanla ikincisi beklenirdi…

Şimdiki gibi, her gün yeni bir “roman” sürülmezdi piyasaya. “Köşe yazarı” yok, “muharrir” vardı: Okuyucu (kari’) muharrire, muharrir okuyucuya hürmet ederdi. Halk “bidon kafalı”, “göbeğini kaşıyan adam” diye küçümsenmezdi. Yazar ve okur olarak, varlıklarını bir birlerine borçlu olduklarını bilirlerdi. 

Kitabını yazıp yayınlayan muharrir, işini yapmış olmanın huzuru içinde arkasına yaslanır, “kitap hem beni, hem kendini anlatır” diye düşünürdü.

Bu dönemin yazarları “pop modası”na uydu: Cd’si çıkan popçu kanal kanal dolaşıp nasıl reklâmını yapıyorsa, yazar da aynısını yapıyor, kanal kanal dolaşıp kitaplarını anlatıyorlar. 

“İyi eser” kendini anlatabilen eserdir. Anlatılmaya muhtaç eser ise zaten “eser” değildir.

Düşünün: Şekspir, Tolstoy, Dostoyevski, Hugo gibi klâsik eserler yazmış dev yazarlar da televizyon sayesinde mi eserlerini okuttular?

Ayrıca eskiden “eser”den “müessir”e gidilirdi. Şimdi hiçbir yere gidilemiyor. Birkaç ay içinde eskiyen “çöp kitap”larla, “çöp şarkı”larla beynimiz çöplüğe dönüşüyor. 

Devir “reklam devri”! Ama reklam devri okuma oranını değil, yalnızca satış oranını yükseltiyor âdeta. 

Bu yüzden mi acaba, yenişarkıcı”larda, “eski şarkıcı”ların, yeni “yazar”larda eski “muharrir”lerin tadı yok?

Bu yüzden mi, “yeni şarkı”lar, “yeni roman”lar çabucak eskiyor, “yeni şarkıcı”lar ve “romancı”lar çabucak ortadan kayboluyor.

 “Moda” akımların özelliği, zaten ömürlerinin kısa oluşudur...

Bunların “sanat”a, “edebiyat”a, “kültür”e ve “bilim”e hiçbir katkıları yok…

Saman alevi gibi, yanıyor ve sönüyorlar.

 

Yorumlar

(4)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Necati

8 Ağustos 2020 00:51

Size bir soru, bir gün olsun bu ülkenin gerçek gündemini oluşturan bir konuyu tarafsız bir şekilde ele alıp ,hakliya hakkını teslim edebilecek bir yazı yazabilir misiniz? Elbette hayır, yazık..

Ne varsa eskilerde var

7 Ağustos 2020 20:10

Bu yazınız çaresizliği değil milletin raydan çıktığını ifade ediyor biliyoruz , garip eleştirileri eş geçin . Benim merakım şu evlilik konusunda nasip meselesinde ne düşünürsünüz efendim , bunu yazabilir misiniz ? Değişen yaşam koşullarına biz eski kafalılar pek ayak uyduramıyoruz . Bu çağ bizim çağımız değil ne yapmalıyız . Mesela aileler kızları için yalan söyleyen ahlakı umursamayan kişileri arıyor gibi . Bir de galiba İslam medeniyeti yaşamadığı için biz çağ dışı gibi görülüyoruz .

Üstad

7 Ağustos 2020 19:43

Eyvallah üstaz, yoğun hayat yolculugumuz icinde unuttuğumuz bazı değerleri hatirlattiniz. Yürek insanı yetistiremedigimiz müddetçe, etrafimiz boş kalabalık ve dijital dostlarla dolacak. Ceddimizden ve tarihimizden ders alıp, ileriye doğru emin adımlarla yuruyelim inşaallah. Biz bi ömür Ayasofya yı bekledik ya, demekki güzel işler oluyor bu ummeti merhumede. Sizi seviyoruz üstad.

Sorumlu

7 Ağustos 2020 07:35

Hocam önceki yazınızda bağlantılı olduğu için bahsedicem Afedersiniz dost Hakikati söyler kaidesince (Fakat canını acıtmadan)Sürekli eskiden bahsetmeniz zaten bugün için bugünün meselelerine dair bir çözüm üretemememin ve çaresizliğinizin ikrarı gibi geliyor bana Yaşınızı tam olarak bilmiyorum ama bir insan aynı şeyleri tekrar etmeye başlamışsa ve sürekli eskiye özlemden bahsediyorsa zaten yaşı ne olursa olsun artık yaşlanmıştır ve Özür dileyerek söylüyorum o kişinin bulunduğu topluma fikri planda aksiyon olarak verebileceği pek bir şey kalmamıştır Eskinin ritüelleriyle davranış biçimleriyle bugünün meselelerine çözüm bulamazsınız Yeni şeyler söylemek lazım Üstadım Saygılarımla

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle