Sözün bittiği yerde evlilik de biter
Hayat boyu kadın erkeğine bir şeyler anlatır, erkek kadınına…
Sohbet ekseninde hem hayatları, hem de evlilikleri tazelenir: Kendilerini ve evliliklerini sürekli yenilerler.
Bendeniz tamı tamına 53 senedir evliyim, hâlâ eşime söyleyeceklerim bitmedi…
Genç evli çiftlere bakıyorum, çoğuna derin, anlaşılmaz bir suskunluk hâkim: Ağızlarımızı bıçak açmıyor. Sanki tüm konular bitmiş, tüm sorunlar çözülmüş…
Oysa konuşulması gereken ne çok konu var…
Mesela Rusya ile ilişkilerimiz…
Sınırlarımızdaki savaş…
Suriye’nin geleceği…
PKK terörü…
Yakılan tarihi camiler…
Ayasofya…
Paralel yapı…
Yurtdışına kaçışlar…
Avrupa Birliği…
Göçmenler meselesi…
Eğitim problemlerimiz...
Ekonomi-zamlar…
Üretim-tüketim-tasarruf…
Emekli maaşları…
İşsizlik…
Dizi filmler…
MHP’de olup bitenler…
CHP’nin geleceği…
HDP ile terör ilişkisi…
Dil problemimiz…
Başkanlık sistemi…
Bunlar ilginç gelmiyorsa, sitedeki komşuların durumu…
Evlenenler, boşananlar, kavga edenler?..
Havalardaki değişim!..
***
Ne zaman suskun çiftler görsem, “Konu çok, hadi konuşsanıza!” diye bağırmak geliyor içimden (“deli” zannedilmemek için yutkunuyorum)!
Bağırmak istiyorum, çünkü sözün bittiği yerde evlilik de biter!
Bir başka deyişle, öz bitmeden söz bitmez!
•
Sanırım daha önce de yazmıştım. Alışveriş merkezindeki kafeteryada böyle suskun mu suskun bir çifte rastladım. Yan masada oturuyorlardı. Erkek tavana bakıyor, kadın doludizgin yağan yağmuru seyrediyordu.
Bir ara kadın, “Hayat ne kadar da sıkıcı, yapacak hiçbir şey yok” der gibi erkeğe baktı…
Ama erkeğin gözleri hâlâ tavandaydı. Karısının kendisine baktığını fark bile etmemişti…
Onun da çok sıkıldığı belliydi…
Farkında olmadan ikisi de “boşanma” sinyali veriyordu.
Ya da ben aldığım sinyali öyle okudum.
53 yıllık evli bir erkek olarak tavsiyem şu: Sözü asla bitirmeyin!
Konu bulamazsanız, boş şeylerden söz edin, ama susmayın!
Sadece televizyonun konuştuğu sessiz evler, aslında ıssız evlerdir!
Evinizi de, yüreğinizi de ıssız ve sessiz bırakmayın.
Yazımızı Avusturya eski başbakanlarından Prens Metternih’in tavsiyesiyle bitirelim. Tanzimat dönemi yöneticilerine yazdığı mektupta şöyle diyor:
“Avrupa medeniyetinden sizin kanun ve nizamlarınıza âdet ve maişet tarzınıza uymayan kanunları alıp iktibas etmeyiniz. Zira Batı kanunları, hükûmetinizin temelini teşkil eden kanunların dayanağı bulunan usul ve kaidelere asla benzemeyen kaideler üzerine kurulmuştur. Garp medeniyetine esas olan şey, Hıristiyan kanunlarıdır... Siz Türk kalınız. Lâkin mademki Türk kalacaksınız, İslâmiyet’e yapışınız...”
Gözlerimizi Batı’dan çevirip geleneksel aile yapımıza bakarsak, belki aradığımızı orada buluruz.


