Sorular ve sorular
Sorular kafamda cirit atıyor…
Her seçim öncesinde şehir şehir dolaşıp, “halkın nabzını tuttuk”larını söyleyen ve “Sandıktan bu sefer CHP çıkacak” ahkâmları kesen kimi gazetecilerle yazar-çizerlerimiz, tam tersi sonuç çıktığında neden kendilerini sorgulama gereği duymuyor, “Yine yanıldım” deme cesaretini gösteremiyor, bırakınız bunları, azıcık mahçup olmayı dahi niçin beceremiyor?..
Bir “gazeteci” gibi değil, daha ziyade “parti militanı” gibi kendilerini ortaya koyup Kılıçdaroğlu’dan daha galiz, daha amansız, daha belden aşağı bir tarz-ı muhalefet yapan yazar-çizer takımı, sadece kendilerini değil, mesleği de kirlettiklerini niçin fark etmek istemiyor?..
Abdi İpekçi ekolü ve Cumhuriyet gazetesi kökenli bu takımın, usta-çırak ilişkisi içinde, öteden beri solcu ve CHP’li oldukları malumdur: Ama ilk kez geçtiğimiz cumhurbaşkanlığı seçiminde bu kadar gözü kara biçimde CHP kefesine ağırlık koydular ve “Ekmek için Ekmel” yazıları döşendiler…
Tabii hayal kırıklıkları, çabaları ölçüsünde derin oldu…
Özlemlerinin, hayallerinin altında kaldılar…
Sayın Erdoğan yüzde 52 ile Cumhurbaşkanı seçildi. Bir an bile “vicdan muhasebesi”ne oturmadılar, “Neden bu millet söylediklerimizin tersini yapıyor?” diye sormadılar, “Neden her defasında yanılıyoruz?” diye sorgulamadılar…
Daha da enteresanı, hiçbir dediği çıkmamış, hiçbir fikrinde isabet kaydetmemiş bu yazar-çizer takımını okuyanlar, acaba neden okuyor?..
Sayın Erdoğan’a ceza kesildiğinde, “Muhtar bile olamaz” manşetini keyifle atan gazete, hangi yüzle hâlâ halkın önüne çıkabiliyor da gerçeklerden, gerçekçilikten söz edebiliyor?..
Her darbede darbecilerle kol kola giren siyasi parti, utanmadan, sıkılmadan nasıl oluyor da demokrasiden bahsedebiliyor, üstüne üstlük genel başkanı “946’dan bu yana demokrasi yok” diyebiliyor?..
28 Şubat darbesi sürecinde, başlarını örttükleri için idamla yargılanan üniversiteli kızlarımızın gözlerinin içine baka baka, “başörtüsü füruattır” fetvası yayınlayanlar, tüm medya kuruluşlarını darbecilerin emrine verenler, dindar Müslümanların yüreğini kanata kanata darbecilerin istedikleri türden yayın yapanlar, nasıl oluyor da bugünlerde “Basına özgürlük” logosuyla çıkabiliyorlar?..
O dönemde darbeci generallere teslim olmayarak ölümüne “haysiyet mücadelesi” veren Akit (Vakit) gazetesini bu mücadelesinde yapa yalnız bırakanlar, bugün utanmadan, sıkılmadan nasıl “mücadele”den söz edebiliyor?..
Kapı kapı dolaşıp CHP’ye oy devşirmeye çalışan “abla” ve “abi”ler, bu partinin tüm geçmişleriyle özdeştiklerini, geçmişindeki tüm günahlara (ezanın Türkçeleştirilmesi, camilerin banka ardiyesi, CHP lokali, kereste deposu ve ev olarak kiraya verilmesi, hatta bazılarının satılması, bazılarının yıkılmaya terk edilmesi; din eğitimi veren tüm okullarla kursların, tekkelerin, zaviyelerin, türbelerin, dergâhların, medreselerin kapatılması; şapka aleyhinde bulunanların asılması; kadınların açılıp saçılmasıyla yetinilmeyip bir de “Çarşafla Mücadele Haftası”nın kutlanması; Adnan Menderes’le arkadaşlarının uyduruk bahanelerle idam edilmesi; ders kitaplarında Allah’ın ve Peygamber-i Zişan’ın inkâr edilmesi; Türkler için “Yeni Amentü”, Atatürk için “mevlid” yazılması, Kâbe-i muazzama “tavla zarı”na benzetilirken, Çankaya’nın “Türklüğün Kâbesi” ilân edilmesi gibi) cürümlere ortak olduklarını neden fark etmiyorlar?..
“Cemaat”ı “parti (CHP, hatta BDP-HDP) militanı”na dönüştürmenin vebalini tereddütsüz sırtlayanlar, hiçbir gerekçenin ve hiçbir olumlu neticenin bu “günah”ı bağışlatmaya yetmeyeceğini niçin görmüyorlar?..
Ve daha pek çok soru…
Kısacası, bazen kafam düşünmekten çatlıyor!


