--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Sonunda inanç, sabır ve sebat kazanır

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Çeşitli yarışmaların yapıldığı bir panayırda, sıra odun kırma yarışmasına gelmişti. Köyün en güçlü kuvvetli iki delikanlısı finale kaldı...

İyice hazırlandılar ve odunları kırmaya başladılar. Bir saat içinde kim daha fazla odun kırarsa yarışmayı o kazanacak, büyük ödülü alacaktı.

Mustafa, Mehmet’den daha iri yapılı, daha gösterişliydi. Bu yüzden seyircilerin çoğu yarışmayı Mustafa’nın kazanacağını düşünüyordu. 

Üstelik de Mehmet çok umursamazdı. Yarışmada değilmiş gibi davranıyor, arada şarkı-türkü mırıldanıyor, bazen ıslık çalıyor, bazen de çalışmaya ara verip etrafına gülümsüyordu.

Hele arada bir durup baltasını bilemesi, parmağıyla şöyle keskinliğini kontrol etmesi yok muydu, seyircileri bile güldürüyordu. 

Onlara göre Mehmet kaybedeceğini anlamış, işi oluruna bırakmıştı. Boşu boşuna vakit kaybediyordu.

Bir saat dolmak üzereyken, Mehmet’in kırdığı odun yığınının gözle görülür biçimde büyüdüğünü, Mustafa’nınkinin ise daha az göründüğünü fark ettiler.

Bu görüntüye herkes çok şaşırdı...

Öyle ya, güçlü olan Mustafa...

Durup dinlenmeden, sağına-soluna bakmadan kan ter içinde çalışan Mustafa...

Ama daha fazla odun kıran Mehmet!.. 

Bu nasıl olurdu?

Yarışma bitti...

Kırılan odun yığınları dikkatle tartıldı..

Mehmet’in kırdığı odunlar altı kilo üçyüz gram daha ağır çekti.

Buna göre Mehmet birinciliği kazanmıştı.

Gitti, ödülünü aldı. 

Fakat herkes hâlâ merak içindeydi. Özellikle rakibi Mustafa’nın içi içine sığmıyor, işin içinde bir hile arıyordu.

Fakat her şey herkesin gözlerinin önünde cereyan etmişti. Hile-hurda olmasına imkân yoktu.

Mehmet’in yanına gitti, elini dostça uzattı:

“Tamam arkadaş” dedi, “sen kazandın. Fakat bu işin sırrını bana da anlatır mısın lütfen.”

“Bir sırrı yok” dedi Mehmet, “sadece yöntemlerimiz farklı.”

“Nasıl yani?” diye sordu Mustafa.

Mehmet, elini eski rakibinin omuzuna attı:

“Anlatayım” dedi, “yarışma sırasında şarkı-türkü söyleyip ıslık filan çalmam yarışmayı önemsemediğimi göstermez, bunlar benim motivasyonum. Başlangıçta kendi kendime dedim ki: ‘Kendini sıkmana gerek yok, çünkü sen Mustafa’yı rahatça geçersin.’ İşte bu yüzden şarkılar söyleyip ıslık filan çaldım.”

“Ya durup durup etrafına bakman?”

“Etrafıma değil nişanlıma bakıyordum ve sevdiğim insanın gözlerinden güç alıyordum.”

“Peki ya, baltayı bileyerek vakit kaybetmen?..”

“O işin benim dünyamdaki adı ‘balta bileme’ değil, ‘kendimi geliştirme’dir. Sen kör baltayla bilek gücünü yarıya indirirken ben keskin baltayla bilek gücünü iki misline çıkardım.”

Mehmet sözün burasında bir kahkaha attı: “Ve tabiî ki ben kazandım!”

Soru şu: Hazırlığımız tamam mı?..

Kendimize ve kendimizi geliştirmeye zaman ayırıyor muyuz?

Ve yakınımızda gücümüze güç katan bir çift göz var mı?

Masal hepimizin bildiği türden bir masal...

Hani kaplumbağa ile tavşan yarışacaklarmış...

Her şey hazır: Rakipler yan yana gelmiş. 

Tavşan mağrur: Uzun bacaklarına ve koşuculuk deneyimlerine güveniyor.

Kaplumbağa ise korkmuş gibi durmuyor: Üstelik çok kararlı gözüküyor.

Yarış bu havada başlamış. 

Tavşan birkaç adımda kaplumbağayı geçmiş. O kadar ki, dönüp arkasına baktığında kaplumbağayı göremez olmuş.

“Zavallıcık” diye gülmüş, “benimle yarışmaya kalkışması çok büyük hataydı, rezil oldu.”

Ve mis gibi kokan lâhanalara dayanamayıp tarlaya girmiş.

Taze lâhanalar o kadar lezzetliymiş ki,

“Lahananın havuçtan daha lezzetli olduğunu birileri söylese mümkün değil inanmazdım, ama bu lâhanalar havuçtan daha lezzetli” diye söylenmekten kendini alamamış.

Lezzetinden dolayı midesinin ayarını tutturamamış, oldukça fazla yemiş.

Tabiî ağırlaşmış.

Birkaç adımda yorulmaya başlamış.

Ama aldırış etmemiş:

“Kaplumbağayı nasılsa geçerim” diye düşünmüş.

O sırada kaplumbağa ise sürekli yürümekle meşgulmüş. 

Yavaş ama istikrarla yoluna devam ediyor, yarışa asılıyormuş.

Nihayet akşam olmuş. Kaplumbağa gözükmüş. Yarışın bitiş noktasına iyice yaklaşmış. 

O sırada arkalarda tavşan da belirmiş, ama değil tavşan, artık tazı bile olsa kaplumbağayı geçemezmiş. Çünkü çok uzakmış.

Kaplumbağa tüm yavaşlığına rağmen birinci gelmiş.

Hayat ve siyaset yüz metre koşusu değil, uzun bir maratondur...

Gücüne güvenen değil, hedefi belirleyip istikrarlı bir şekilde yürüyen kazanır.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle