--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Şöhretin bedeli

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Mevlâna Hazretleri uyarıyor: “Dünya malına tapıyorsun; şehvet ve şöhret peşinde koşuyorsun; istediğini alamayınca da üzülüyorsun. İçine düştüğün acıklı hali anla da aslının aslına doğru gel”…

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri ise “Şöhret, kalbi öldüren zehirli bir baldır” diyor, “insanı insanlara abd ve köle yapar”.

Dünya saltanatını ve tüm getirilerini bir gün elinin tersiyle itipfarklı bir mutluluğa yönelen İbrahim Edhem Hazretleride aynı tehdit ve tehlikeye dikkat çekiyor: “Kalbinde şöhret sevgisi olanın, doğruyu bulması çok zordur”…

Şimdi olayı anlatabilirim artık…

Geçenlerde, uzun zamandır görüşemediğim bir yazar dostuma rastladım. Bir kuytuda yalnız başına oturuyordu. Hal hatır sorayım derken, “Bir dokun bin ah işit” faslına tosladım. Şair Âli’nin meşhur deyişini mırıldanmaktan kendimi alamadım:

“Neşve tahsin ettiğin sagar (kadeh) da senden gamlıdır, 

Bir dokun bin ah işit kâse-i fağfurdan.” (Şeffaf kâseden).

Gördüm ki, genç dostum, artık kendisi olamamaktan muzdarip. “Erken meşhur olmuş bir isim kadar ağır yük olamaz” diyen Voltaire’i hatırladım.

Şöhret gerçekten de ağır bir yüktür! 

Bir kez bir şekilde “meşhur” oldunuz mu, artık kendiniz olamaz, kendiniz olamayınca da kendinizi kendi içinizde çoğaltamazsınız. 

Asıl yalnızlaşma da budur işte; yıpranma da budur!

“Yalnızlık, yalnız kalamamaktır” diyor, Cemil Meriç. Biz buna “Kalabalıklar içinde yalnızlık” diyoruz kabaca. Meşhurların kaderi yani…

Bu durumda “İstediğiniz gibi” olmaktan çıkıp, “İstendiği gibi” olmaya başlıyorsunuz.

Sonuçta kendi gerçeğinizi bir türlü yaşayamıyorsunuz.

Kendi varlığınızla ruhunuzu ve duygularınızı buluşturamıyorsunuz.

En basiti: Herkese tebessüm etmek zorunda kalıyorsunuz.

Bir gün herkese tebessüm dağıtmaktan öylesine sıkılıyorsunuz ki, özel hayatınızda (tabii şöhretten özel hayata fırsat kalırsa) somurtkan bir adama dönüşüyorsunuz.

Daha beteri, herkesi mutlu etmeye çalışırken, kendi mutluluğunuzu ıskalıyorsunuz!

Mesela istediğiniz gibi giyinemiyorsunuz, istediğiniz gibi yaşayamıyorsunuz, istediğinizi yapamıyorsunuz.

Önceleri insanın hoşuna gidebilir bu, ama sonrası çok sıkıcıdır inanın: Şöhretten sıkılır ve “sıradan” biri olmayı özlersiniz.

Çok meşhur ve genç bir popçuya ne istediğini sormuşlar. Ne cevap vermiş biliyor musunuz? “Sıradan biri gibi yaşamak istiyorum.”

“Sıradan biri” olmanın da insanı mutlu edebildiğini o gün fark etmiştim. “Sıradışı” olmanın mutsuzluk getirebildiğini de…

Ne var ki, bir kez “meşhur” olup sonra sıradanlığa talip oldukça, bunu tevazuunuza verir, sizi daha beter yüceltirler…

Kimi zaman “Zümrüdüanka” gibi bulunmaz bir varlık, kimi zaman Büyük Okyanus’ta sefere çıkmış bir “transatlantik” yaparlar. 

Oysa siz, küçük bir yelkenlinin etrafında özgürce uçuşan küçücük bir martı olmak istiyorsunuz…

Ama bu samimi isteğinizi kimse umursamaz!..

Kimse ne olmak istediğinizi sormaz…

Kendinize ilişkin tasavvurlarınızı kimse umursamaz!

Sonunda size dayatılanı yaşamak zorunda kalırsınız.

Tükenirsiniz.

O tükenmişlikte bir sürü saçma sapanlık yaparsınız.

“Sanat çevreleri”nin saçmalıklarının çoğu buna bağlı gibime geliyor.

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle