Şöhret ve yalnızlık
Yalnız yaşamak zor, yalnızlığı yaşamak daha beter zordur…
Ne var ki, ünlü insanlar yalnızdır. Belki de bu yüzden pek çok saçmalık yaparlar.
Sizi anlayan tek kişi, sizi anlamayan kalabalıktan daha kalabalıktır!
Herkes sizinle ilgilenir gibi yaparken, aslında yazdıklarınızla, yaptıklarınızla, verdiklerinizle ilgilenirler…
Kişiliğiniz güme gider!
Herkes ne verdiğinize bakar, ne istediğiniz kimsenin umurunda olmaz.
Tıpkı onlar gibi, kendi sıradanlığınızı yaşamak istediğinizde “büyük adam” muamelesi yaparak sizi durdururlar, ardından dışlarlar, adeta paketleyip rafa kaldırırlar.
Kimse yüreğinizi paylaşmaz…
Hayatı tüm limitleriyle yaşama arzunuzla kimse ilgilenmez...
Kimse “hayat hakkı”nıza saygı göstermez.
İster istemez, büyük bir kalabalığın ortasında yalnızlığınızı sürümeye başlarsınız.
Zaten yüreğinin paylaşılmadığı yer, yazarın yalnızlığının başladığı yerdir!
Bu tavır bilinçli bir tavır değildir kuşkusuz, genelde sevgilerinden, saygılarından dolayı böyle davranırlar.
Zaten bu yüzden şöhret yalnızlaştırıcıdır…
Yalnızlığınız artar…
O yalnızlıkta mum gibi erimeye başlarsınız!
•
Şöhret sadece büyük bir yalnızlık değil, aynı zamanda da büyük bir haksızlıktır!
Pek çok insanın özgürce kullandığı hakların çoğunu kullanamazsınız…
O kadar ki, kimi zaman özgürce gülemez, kimi zaman özgürce ağlayamaz, bazen özgürce dolaşamazsınız…
Kan kusarken bile kızılcık şerbeti içtiğinizi söylemek zorunda kalırsınız.
Meşhursanız kendiniz olamazsınız, sizi kendiniz olmaya bırakmazlar!
Belki de bu yüzden “şöhretler dünyası” iğrenç bir maskeli baloya dönüştü: İçi ayrı, dışı ayrı bir avuç insan bir gün içinde âşık oluyor, ertesi gün evleniyor, birkaç saat sonra da boşanıyor!
Şöhrette aradıklarını bulamayan şaşkınlar, aykırılıkta varlık arıyor!
Ne demiş şair: “Sonuçta derin, ama sessiz bir çığlıktır yaşadığım!”
Derin, ama sessiz bir çığlık!..
Bereket versin kimse duymaz sessiz çığlıklarımızı!
•
Bunları bundan önceki yazımda size bahsettiğim meşhur yazar dostumdan dinledim…
Eminim ki, halinden şikâyet için anlatmadı bütün bunları. Kendisini anlayacağını umduğu birisiyle (benimle) yüreğini paylaşmak istedi sadece.
Anladım ki, bizim “mutlu” zannettiğimiz meşhur yazarımız bir kırık yürekmiş...
Güçlü, iradeli, diri, sağlam, sürekli moralli görünmekten yorulmuş.
Seven, küsen, darılan, barışan, üzülen, kırılan, acı çeken, incinen, sevinen etten kemikten ve sıradan biri olmak istiyormuş.
“Beni olduğum gibi görsünler ve kabul etsinler istiyorum” dedi, “yorgun, deli, çocuk, haylaz olma hakkımı tanısınlar. Bu benim yaşama hakkımdır!”
Sonunda anladım ki, hayatın gerçeği sahnelerde değil, alaca karanlıklarda yaşanır!
Ve anladım ki, hayatta kaybetmek de var, kaybolmak da!


