--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Seçim vaatleri gerçekleşse, “mutlu ve huzurlu” olur muyuz?

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Oh oh oh!...

CHP, MHP ya da HDP iktidara gelirse, para-pul sorunumuz kalmayacak, cüzdanımız dolacak, ekonomik refaha kavuşacağız ve huzurlu-mutlu yaşayacağız…

Oh oh oooh!..

Ne tesadüf: Avrupa aydınlanmasının düşünürleri de böyle diyorlardı: “Çok çalışacaklar, çok üretecekler, çok kazanacaklar, istediklerini satın alacaklar ve mutlu/huzurlu” yaşayacaklardı.

Bu reçeteyi hayata geçirmek için Asya ve Avrupa’yı (bir dönem de Amerika Kıtası’nı) iliğine kadar sömürdüler. Altın madenlerini bitirince, Afrika’nın özgür insanlarını köleleştirip alım-satımını yaptılar, hiçbir hak tanımadan boğaz tokluğuna kırbaç altında asırlarca çalıştırdılar…

Bugün İngiltere’nin övündüğü Londra metrolarının içinde Hind Müslümanlarının kemikleri gömülüdür! ABD’nin “büyük ekonomi”sine ise zencilerin ve Kızılderililerin kanı bulaşmıştır (artık öldürecek Kızılderili kalmadı, ama zencileri bir şekilde hâlâ da öldürüyorlar). 

Peki, mutlu ve huzurlu oldular mı bari?..

Dışarıdan bakanlara “oldular” gibi gelse de, araştırmalar “olmadılar” diyor.

Daha önce de yazmıştım: ABD merkezli bir kamuoyu araştırma şirketi, 143 ülke insanları arasında yaptığı “mutluluk araştırması”nın sonuçlarınıyayınladı.

Bu sonuçlara göre, zengin ülkelerin insanları pek de “mutlu” değil. Geçmişe oranla hayli zenginleşen Türkiye bile “en mutsuz” üçüncü ülke...

Buna karşılık, Güney Amerika ülkelerinin vatandaşları (mesela, milli geliri bizden kat kat düşük olan Guatemala, Honduras, Nikaragua) dünyanın en mutlu insanları… 

“Nasıl olur?” demeyin, maddi refahın (paranın ve satın alabildiklerinin) huzur ve mutlulukla doğrudan bir ilişkisi yok. Böyle bir ilişki olsaydı, Peygamber Efendimiz’in yaşadığı döneme “Devr-i Saâdet” denmezdi: Çünkü fakirlik kol geziyordu…

Ayrıca zengin, ama mutsuz ve huzursuz pek çok aile, pek çok kişi tanıyorum…

Anlayacağınız, “Hayat ekonomiden ibaret değil!” İnsanın ruhanî, vicdanî, duygusal, sanatsal, düşünsel ihtiyaçları da var.

Birbirleriyle didişen, çekişen, sürtüşen toplumlarda, bireyin kendini mutlu ve huzurlu hissetmesi çok zor!

Son yıllarda mutluluk üzerine çeşitlemeler çok arttı biliyorsunuz. Kitaplar, yazılar, programlar, nutuklar almış başını gitmiş… Neredeyse herkesi “cebren ve hile ile” mutlu edecekler. Bir de tarif edebilseler, ne olduğunu söyleyebilseler…

Ma-dame Ro-land: “Herkes mut-lu-luk-tan söz ed-er, ama ne- olduğunu pek kim-se bil-mez!” diyor. Haklı mı ne?.. 

Bence mutluluk göreceli bir kavramdır, herkese göre değişir. Birini mutlu eden olay (şey), diğerini mutsuz edebilir…

Ayrıca mut-lu-luk stan-dart dışı bir şey! Bir gelişme binini mutlu ederken, bir başkasını mutsuzluğa sürükleyebilir! Kendisi var, tarifi yok bir kavram… Müthiş bir kargaşa!

Körlerin fili tarifine benzetebiliriz: Kulağına dokunan “kepçe” demiş, bacağına dokunan “sütun”, hortumuna dokunan “hortum”…

Aslında herkes haklıydı: Ama fil herkesin tarifinden ibaret değildi, tariflerin bütünüydü…

Bütünü göremeyenler ve hissedemeyenler, görebildikleri, hissedebildikleri kadarını bütün zannederler. Mutluluk bahsinde de böyle oluyor sanırım: İnsan duyumsadığı kadarını mutluluk sanıyor.

Tarifi olmayan kavramın ke-sin standartları da olmaz. 

Fırsat bulabilirsek, konuya devam ederiz…

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle