--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Seçim sandığı

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Köşe yazarının teki (afedersiniz) “Türkiye’yi seçimle Atatürk tanıştırdı” diye yazınca, eh-vah ettim...

Anladık, “Her yerde o, her şeyde o” (bir “Atatürk” şiirinden alıntı) “ama birader, bu kadar da olmaz ki” dedim içimden, “insan kendini böyle kara bir cehalete mahkûm edemez ki!”

Meğer gençlerimizin çoğu da böyle sanıyormuş: Gelen mesajlardan anladım.

“Vay benim köse sakalım!” 

Okul kitapları dışında da kitaplar olduğunu, kendimize dair bir şeyler okuyup şuurumuzu beslememiz gerektiğini ne zaman anlayacağız, doğrusu merak ediyorum.

Okuyup öğrenmeye tövbeli gençlerimizle anlı-şanlı köşe yazarımızın sandığı gibi, sandıkla-seçimle 1923 sonrasında tanışmadık, taa 1830’larda, Sultan II. Mahmud döneminde tanıştık. 

Osmanlı devlet sisteminin önemli ölçüde değiştiği bu dönemde, o zamana kadar mahalleyi yöneten “imam”ın yerine muhtarlık kurulmuş, muhtarlar seçimle belirlenmiştir.

Zaten “muhtar” kelimesi “seçilmiş kişi” anlamına gelmektedir.

Sandıkla asıl tanışmamız 1876 anayasasıyla (Birinci Meşrutiyet) oldu. Bir yıl sonra da genel seçimler yapıldı ve ilk parlamento teşekkül etti.

Tabii seçim sistemi bugünkünden çok farklıydı. Milletvekilleri (o tarihte meb’us denirdi) doğrudan halkoyuyla değil, vilâyet, liva ve kazaların idare meclisi üyeleri arasından seçilmişti. Seçime girebilmek için 25 yaşında ve Osmanlı Devleti sınırları içinde az-çok toprak sahibi olmak şarttı. Osmanlı’da toprak kutsaldı. Çünkü Osmanlı’da toprak “vatan”dı. Toprak sahibi olmak, “vatan sahibi olmak”, kök salmak anlamına geliyordu. Meb’us seçilebilme şartının işte böyle bir esprisi vardı.

Seçim günleri (ayları demek daha doğru) bayramı aratmadı. Şehirler süslendi. Gelin alayı gibi seçim alayları oluşturuldu, oylar davul-zurna eşliğinde kullanıldı. 

Parlamento 69’u Müslüman, 46’sı gayrimüslim olmak üzere 115 üyeden oluşmuştu. İmparatorluk şemsiyesi altında yaşayan çeşitli etnik gruplar da (Türk, Arap, Kürt, Laz, Ulah, Arnavut, Boşnak, Rum, Ermeni, Bulgar, Yahudi vs.) Meclis’te temsil ediliyordu. Meclis 28 Haziran 1877’de dağıldı.

Siyasi partilerle 1908’de ilân edilen İkinci Meşrutiyet döneminde tanıştık. 1909’da da seçime gittik. Bu seçime İttihad-Terakki ve Ahrar Fırkası katıldı. Seçimi İttihad-Terakki Fırkası kazandı. Bu da Osmanlı Devleti’nin sonunu hazırladı.

Seçimler iki dereceliydi. Halk önce “müntehib-i evvel” (ilk seçici) denilen “ilk seçici”leri, ilk seçiciler de “müntehib-i sânî” denilen “ikinci seçici”leri seçiyor, bunlar da milletvekillerini seçiyordu. 

Ancak seçimi hızlandırabilmek adına pratik, ama demokratik olmayan bir yöntem benimsenmiş, İstanbul ile çevresi dışında kalan bölgelerde, çeşitli kuruluşların yönetim kurulu üyeleri “ikinci seçmen” statüsüne alınmıştı.

02 Ocak 1877 günü yayınlanan özel bir seçim bildirgesiyle İzmit’i de kapsayan İstanbul ve yöresi, yirmi seçim bölgesine ayrıldı. Her bölgedeki saygın kişilerden bir seçim kurulu oluşturuldu. Her seçim kurulu seçim bölgesi halkından yirmi beş yaşını bitirmiş iki temsilci belirleyecek, temsilciler İstanbul milletvekillerini seçeceklerdi. 

Seçilecek her milletvekili 50 bin erkek nüfusu temsil edecekti (kadınların seçme ve seçilme hakları ne bizde ne de Avrupa’da henüz yoktu). 

Seçimlerde gizli oy, açık tasnif geçerliydi (1946 yılında CHP iktidarı döneminde yapılan seçimde ise çok geriye gidilmiş, 1946 seçimleri “açık oy, gizli tasnif” şeklinde yapılmıştı). 

1912 ve 1914 yıllarında yine sandığa gidildi. Son çok partili seçim ise 1919 yılında yapıldı. 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan Meclis işte bu Meclis’tir.

1919 sonrasında da sandık kurulmuştur, ancak “çok partili sistem”in yerini “tek parti” almıştır. 1950’de yapılan ilk demokratik seçimle “tek parti” dönemi kapanmış, yılların alternatifsiz partisi, halk iradesinin özgürce tecellisi sonunda bir daha geri gelmemek kaydıyla, sandığa gömülmüştür! 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle