“Sebep-sonuç ilişkisi”
“Sebep-sonuç ilişkisi” denilen bir kavram var ki, ekonomi, siyaset, sosyal hayat, tarih bu ilişki ile anlam kazanır…
Sonucu sebepten kopardığınız zaman, alabildiğine anlamsızlaşır; bu yüzden, sonuçlar, sebeplere bağlı olarak izah edilmelidir.
Basit bir misal: Diyelim ki, sınıfta kaldınız. Soracaksınız: “Sebebi ne?”
Yeterince ders çalışmamanız…
Eğer bu sebebi ortadan kaldırırsanız, sınıfta kalmanız anlamsızlaşır, izah edilemez olur.
Bu sonucu kendinize izah etmek ya da başkalarını ikna etmek için, bu kez, mazeret uydurmaya başlarsınız…
Hoca size takmıştır… Bir şekilde size düşman olmuştur… Zalimdir, gaddardır, adaletsizdir, zulmetmekten zevk alan bir tiptir!
Başka bir örnek: Diyelim ki, iflas ettiniz. Çünkü: Ya işinize dört elle sarılmadınız…
Ya yönetmeyi beceremediniz…
Ya hesabınızı düzgün tutmadınız…
Ya da bilginiz-beceriniz bu konuda yetersiz kaldı…
Sonuç: İflas…
Şimdi gelin sonucu sebepten koparıp olaya tekrar bakalım…
Ne çıkar ortaya? Hiç sebep yokken, yani durup dururken iflas çıkar!
Mantıksız ve izahsız bir durum doğar: O kadar ki, ders alma imkânınız bile ortadan kalkar.
Biz böyle izahlara bayılıyoruz. Suçu-günahı başkalarına yüklüyoruz. Kendimizi temize çıkarıyoruz.
Olay izahsız kaldığı için de ders alamıyor, ders alamadığımızdan dolayı, yanlışları sürekli tekrarlıyoruz.
Ne derler bilirsiniz: “Ders alınsaydı, tarih tekerrür etmezdi”.
Bugün yaşadıklarımıza gelirsek…
Bazı medya gruplarına, bu arada İpek ve Boydak gibi bazı holdinglere kayyım atanmasını, sebeplerden koparıp değerlendiriyoruz…
Bunun sonucu olarak ortaya bir “baskı”, hatta “zulüm” manzarası çıkıyor…
“Hükümet yayın organlarına el koymuş” oluyor!...
“Holdinglere el koymuş” oluyor!..
“Basın özgürlüğü çiğneniyor!”
“İş âlemi allak-bullak ediliyor!”
Şu halde, “Türkiye’de diktatörlük var!”
Diktatörlüğün başında ise “Tiranlar”, “Nemrudlar” var!
Nihai hüküm: “Bu iktidarı yıkmak şart!”
“Yıkılana kadar da, PKK ile, PYD ile, HDP ile ve yerli-yabancı tüm şer odalarıyla işbirliği yapmak meşru!”
Bazıları böyle bakıyor. Hâlbuki bu bir sonuç: Bu noktaya gelişin bir yığın sebebi var…
Kendinizde olmayan güçler vehmedip, size “hizmet” için verilen desteği, devlet, hatta devletler yönetme ihtirasına kurban etmeseydiniz…
Hükümet darbesi plânlamasaydınız, savcılarınıza, mevcut Başbakan’dan “dönemin başbakanı” olarak bahseden iddianameler hazırlatmasaydınız…
“Tele-kulak” yöntemleriyle devlet yöneticilerini ve ailelerini dinlemeseydiniz…
Yandaşlarınıza MİT TIR’larını bastırıp devlet sırlarını ifşa etmeseydiniz ve bu türden casusluk olaylarına bulaşmasaydınız, bugünkü sonuç ortaya çıkmayacaktı.
Gazetelere, televizyonlara, holdinglere kayyım atanmayacak, “başınız” başta olmak üzere, önemli isimleriniz yurtdışına kaçmayacak, ortalık karışmayacak, sonuç olarak ülke ve “hizmet” zarar görmeyecekti…
Zarar verdiniz, zarar görüyorsunuz! “Zulüm” diyorsanız da vaktiyle yaptığınız zulmün neticesidir!
Dünya hâlâ “etme bulma dünyası”dır.
Üzgünüm. Hem de çok. Ama çatışma başlar başlamaz uyarmış, “Bu sevdadan vazgeçin” demiştim. Cevap olarak kitaplarıma “ambargo” koydunuz. Şimdi de size “ambargo” kondu. Buna rağmen gerçekten çok üzgünüm. Büyük, dünya çapında bir “hizmet”i heba ettiniz. Umutlarımızı tökezlettiniz. Ellerimizi böğrümüzde bıraktınız.
Hâlâ bir şansınız var: “İnat”tan vazgeçip “ihlâs”a dönün!


