Ramazan Yürekli Müslümanlık
Ramazanınız mübarek olsun, kadim dostlarım…
Bu Ramazanda Ramazan-ı şerifle biraz daha özdeşleşip Ramazanlaşmaya ne dersiniz?
Biraz daha yumuşak yürekli, biraz daha sevecen, biraz daha müsamahakâr, biraz daha şefkatli ve merhametli…
Eski halimizle hallenmekten söz ediyorum…
Biliyorsunuz, eskiden daha yumuşak yürekliydik: Çünkü “Yürek Müslümanı” idik. İnsan hem Müslüman olup, hem de inancını yüreğinden yaşarsa, Allah onu tepeden tırnağa merhamete dönüştürür…
İnsan “merhamet”e dönüşünce…
Kendine merhamet eder: İçki, kumar, uyuşturucu, hatta sigara gibi zararlı alışkanlıklardan kendini de, yakınlarını da uzak tutmaya çalışır…
Ailesine merhamet eder: Eşine, çocuklarına ve tüm aile efradına sevgiyle yaklaşır…
Akrabalarına merhamet eder: İmkânları nispetinde onları korur, gözetir, ihtiyaçlarına koşar…
Komşularına merhamet eder: Komşuları açken, muhtaçken, “Rabbana hep bana” anlayışı içinde salt kendine yaşamaz!..
Fakirlere merhamet eder: Tüm kazandığını kendine harcamaz… Sadece mecbur olduğu fitreleri, zekâtları değil, “gönlünden kopan”ları da verir…
Hayvanata, nebatata ve tüm kâinata merhamet eder: Ne havayı kirletir, ne de çevreyi. “Canlı cansız her şey Allah’ı tesbih eder” hükmünce, hayvanları aç, bitkileri susuz bırakmamaya özen gösterir. Kâinatın gelecek nesillerden ödünç alınmış bir emanet olduğunu bilir, ona göre davranır.
Herkese merhamet eder: Yalnızca “farz” ibadetlerle inancını sınırlamaz, sınırsız bir idrak ile sosyal hizmetlerde de bulunur: Meselâ kitap dağıtır, öğrenci okutur, parasızlıktan evlenemeyen sevdalıları evlendirir, v.s.
Kendi hakkının-hukukunun yanı sıra, başkalarının hakkını-hukukunu da korur…
Herkese karşı nazik olur. Trafik kuralları konusunda hassas davranır…
Elbisesi, çorabı, dişleri, saçları ve bedeni daha temiz olur, daha düzgün yaşar…
Yerken, içerken, çevresindeki insanları da dikkate alır; onları iğrendirecek hareketler yapmaktan sakınır…
İnandığı dinin, insanı “hayatın merkezi” saydığını bilir ve nasıl bir inanca sahip olursa olsun, her insana “insan” olarak saygı duyar…
Başkalarını yargılayacağına kendi olumsuzluklarını yargılar… Başkalarını suçlamak yerine kendi nefsini suçlamayı seçer… Başkalarını yadırgamaz, kendini yadırgar… Başkalarını çekiştirmekten uzak tutar nefsini; cihadı “Kendi nefsiyle mücadele” olarak algılar… “Mü’minin mü’mine gülümsemesi sadakadır” hükmü çerçevesinde her bakışını tebessümle süsler.
Anne-babasının değerini bilir, onları yalnızca “Anneler Günü”nde, “Babalar Günü”nde değil, tüm zamanlarda hatırlar…
Şeyh Edebali’nin, “İnsanı yaşat ki, devletin yaşasın” öğüdünde, “Her insan kendi varlığı içinde bir devlettir” anlamını okur, hikmetine ulaşır, sırrını çözer ve her insana “devlet” gibi davranır…
Önemli olan Ramazanı yürek boyutunda da sonsuz ve sınırsız yaşamaktır.
•••
Ramazan yüreklerimize de gelirse, sağnak sağnak rahmet yağar üstümüze…
Ramazan yüreklerimize de gelirse, tüm günahlarımız dökülür…
Ramazan yüreklerimize de gelirse, yüreklerimiz “kardeşlik” duygusuyla birleşir…
Ramazan yüreklerimize de gelirse, hem yüzümüz, hem de yüreğimiz gonca gonca çiçek açar…
Ramazan yüreklerimize de gelirse, Ramazanlaşırız, insanlaşırız, vicdanlaşırız da, kendi içimizden taşıp bir birimize karşı zaman zaman hissettiğimiz tüm olumsuzlukları aşarız…
Tüm hayatımızı “adam gibi” yaşamaya başlarız!
Hadi bir niyyet, bir gayret!


