Peygamber Sevgisi
“İftirakınla Efendim bende tâkat kalmadı,
“Yekpare oldu bu dil, aşkta muhabbet kalmadı…
“Şol kadar ağlattı, ben bîçareyi hükm-i kaza,
“Giryeden hiç Hazreti Yakub’a nevbet kalmadı.”
•
Şair olup da Efendimiz hakkında şiir yazmayan tek padişah yoktur. Bunlardan biri, Peygamber Efendimizin ayak izinin resmini çizdirip hilafet sarığının alın kısmında ömür boyu taşıyan Sultan I. Ahmed’dir…
O kadar ki, Efendimiz’in ayak izine (Kadem-i Şerif) bir de şiir yazmıştır:
“N’ola tacım gibi başımda götürsem daim,
“Kadem-i resmini ol Hazret-i Şah-ı Rasul’ün.
“Gül-i gülizar-ı nübüvvet o kadem sahibidir…
“Ahmeda, durma yüzün sür kademine o gülün.”
•
Yavuz Sultan Selim’den:
“Ey cemâl-i nûr-i çeşm-i evliya,
“Elmeded ey ma’den-i nûr-i Hudâ...
“Hâk-i pây-i tûtiyâ-yı asfiyâ,
“Elmeded ey ma’den-i nûr-i Hudâ.”
•
Kanuni Sultan Süleyman’dan:
“Nûr-ı Âlemsin bugün hem dahi Mahbub-u Hüda,
“Eyleme âşıkların bir lâhza kapından cüda…
“Gitmesin nâm-ı şerefin bu dilimden dem be-dem,
“Dertli gönlüme devadır can bulur ondan safa.”
•
Şair Nabi’den, Hac sırasında ayaklarını Medine’ye doğru uzatıp uyuyan Osmanlı Paşasına şöyle haykırmıştır:
“Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu!
“Nazargâh-i ilâhîdir, Makâm-ı Mustafâ’dır bu!..
“Habîb-i Kibriyânın hâb-gâhıdır fazîletde,
“Tefevvuk-kerde-i arş-ı cenâb-ı Kibriyâ’dır bu!”
•
Sultan II. Bayezid, İstanbul’da “veli” olarak tanınan Baba Yusuf’u Hacca uğurlamak için dergâhına gidiyor ve Ravza’daki kandillere konan yağın alımında kullanılmak üzere, hatırı sayılır bir miktar altın veriyor:
“Bu, çalışarak kazandığım helâl paradır. Bu altınları Ravza-i Tahira’nın kandilleri için ayırdım. Allah Resulü’nün huzuruna varınca: ‘Ey Allah’ın Resulü, günahkâr kul Bayezid’in selâmı var, bu altınları türbenin kandillerine yağ alınması için gönderdi, lütfen kabul buyurunuz’ de.”
Kimseye anlatmamasını tembihledikten sonra, ağlayarak yanından ayrılıyor.
•
Osmanlı Devleti, her yıl, “Sürre Alayı” ile kutsal topraklarda yaşayan fakir-fukaraya dağıtılmak üzere külliyetli miktarda altın gönderdiğini biliyoruz.
Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra silâh bırakmak zorunda kalan Medine’nin son savunucusu “Çöl Kaplanı” unvanıyla meşhur Fahreddin Paşa’nın,İngilizlere karşı “Son Medine Savunması”, Peygamber sevgisinin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Kılıcını İngilizlere teslim etmeyen Paşa, Ravza’ya gidiyor, kılıcını bırakıyor ve “Ya Resulüllah! Sünnetini savunmak için kuşandığım kılıcı yine sana emanet ediyorum” diyor, sonra komutanlarına şöyle bir teklifte bulunuyor:
“Gelin hep beraber… huzurunda huşû ve vecd içinde gözyaşları döktüğümüz Peygamber’imizin karşısında, aynı yemini tekrar edelim ve diyelim ki: Ya Resulullah, biz Seni bırakmayız!”
Nitekim de bırakmadık, bırakmayacağız! İstanbul’un fethini tüm Müslümanlara hedef olarak gösterdiğini, bu fethin kalbinin Ayasofya olduğunu asla unutmayacağız ve İstanbul fatihi ile fetih ordusunun secde ettiği yere özgürce secde etme imkânını elde edinceye kadar çalışacağız!
Kutlu Doğum haftamız mübarek olsun.


