--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Peygamber modeli

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

“İslâm dini’nin devlet modeli yok” diyorlar. Doğru değildir, çünkü Peygamber Efendimizin kurup yönettiği devlet, “model devlet”tir…

Ona bakarsanız Kur’an-ı Kerim’de namaz emri var, ama nasıl kılınacağına ilişkin bilgi yoktur, ümmet o bilgiyi Efendimiz’in uygulamalarından alıyor.

Aksi takdirde namaz kılamazdık.

Hadi bir an için yok sayalım. Diyelim ki, “İslâm’da devlet modeli yoktur”. Ama “insan modeli” var: Kaç âyette insanın nasıl olması lâzım geldiği anlatılıyor.

İşte o insanların kurduğu devlet “Model devlet”tir!

Devr-i Saâdet’deki devlet uygulaması bu yüzden “model”dir.

Batı’nın asırlar boyu deneme-yanılma metoduyla bulabildiği diktatörlük, faşizm ve komünizm çöktü. Kapitalizm savaş, terör, şiddet, adâletsizlik, uyuşturucu gibi olumsuzlukların tehdidi altında bocalıyor, bunalıyor… 

Dünyanın yeni bir “oluş”a, yeni bir “barış modeli”ne ihtiyacı var…

Bunu öncelikle beyni kirlenmemiş “dindar Müslüman münevver”lerin düşünmesi gerekiyor…

Bir girizgâh olması bakımından, kendimize sormamız gereken sorulardan bazıları şöyle olabilir…

Peygamber Enendimiz nasıl bir model getirdi?..

Ondan önce hayat nasıldı, ondan sonra nasıl oldu?..

“Cahiliye Devri”, süreç içinde nasıl “Saadet Devri”ne dönüştü?..

“Cahiliye Devri”nin günümüzle benzerlikleri var mı?..

 Bu “Yeni Oluş”un temelleri ve öncelikleri neler olmalı?..

Peygamberimizin vahye dayalı olarak gerçekleştirdiği “Yürek İnkılâbı”nın kadın öncelikli olması ne anlama geliyor?..

Peygamberimizden önce diri diri gömülen kızlar, Onun gelmesiyle nasıl hayat buldu?..

Neden dünyanın ona hâlâ ihtiyacı var?..

Osmanlılar “Peygamber Modeli”ni kendi çağlarına nasıl taşıdılar?..

“Saâdet modeli”nin insanını hangi kurumlarda hangi metodla yetiştirdiler?..

Biz Türkiye Cumhuriyeti Müslümanları olarak, sünnet hassasiyetimizle birlikte neler kaybettik, tekrar bunları kazanmamız mümkün mü?

Gelin şimdi neler kaybettiğimize kısaca bakalım…

Selam verme, selam alma alışkanlığımızı kaybettik…

“Allahaısmarladık, Allah’a emanet ol, Allah selamet versin, Allah yardımcın olsun, Allah rahmet eylesin” gibi ulvi temennilerimizi kaybettik…

Sohbet-muhabbet geleneğimizi kaybettik…

Meşveret ve istişaremizi kaybettik…

Nezaket, nezahet, nefaset, estetik gibi kaygılarımızı kaybettik…

Medeniyetimizi kaybettik… 

Tebessümümüzü kaybettik…

Olumlu duruş, olumlu bakış, olumlu yorumlama ve “musibette bile rahmet” arama cehdimizi kaybettik…

Ferasetimizi, basiretimizi, idrakımızı kaybettik…

Tefekkürümüzü kaybettik…

Sanatımız ve maharetimizle birlikte, güzellikleri fark etme ve her güzellikte Sanii Zülcelâl’ı tekrar tekrar keşfetme anlayışımızı kaybettik…

Sevgimizi, duygumuzu, Mü’mince mantığımızı kaybettik…

İnfak, inşa ve ihya anlayışımızı kaybettik…

Dünya örneği ahlâkımızı kaybettik…

Sabrımızı kaybettik…

Hoşgörümüzü kaybettik…

İlmimizi, hilmimizi ve irfanımızı kaybettik…

Aile hayatımızı, terbiye metodumuzu kaybettik…

İmparatorluğumuzu, hilafetimizi kaybettik…

Amacımızı, hedefimizi kaybettik.

Galiba kaybolduk!

Vakit kendi değerlerimizde kendimizi arama vaktidir.

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle