--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Peşin hükümleri değiştirmek zordur!

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Otoyollarda seyahat ederken geçtiğimiz bazı turnikelerin konuştuğunu gördüğümde, ünlü Fransız fizikçi Jean Bouilland’ı hatırlamıştım... 

Jean Bouilland sadece insanların konuşabileceğine, makinelerin asla konuşmayacağına inanmıştı...

Joe Nickell, yeni bir şeyin kolay kabul görmediğini bir misalle bize anlatıyor: 

1878’de, Du Moncel, Edison’un son buluşu olan fonografı tanıtmak için hazırladığı gösteriye, Fransız Bilimler Akademisi üyeleriyle birlikte o da katılmıştı.

Ancak küçük, ilkel fonograf konuşmaya başladığı sırada, sabrı taştı. Joe Nickell’in yakasına sarılıp bas bas bağırmaya başladı: 

“Seni sefil, seni alçak! Vantrolog (karından konuşma sanatı) hileleriyle bizi aldatmaya utanmıyor musun?” 

Çoğumuz saplantılardan, peşin hükümlerden yakınırız. Oysa bizim de bir takım peşin hükümlerimiz, saplantılarımız, kıyamet kopsa değiştirmeyeceklerimiz var...

“İnsanlar alışkanlıklarının esiridir” sözü boşuna söylenmemiş...

Aklımız ve mantığımız, hatta bazen inancımız bile alışkanlıklarımızın gerisinde kalıyor...

Keşifler ve icatlar sürecinde de böyle oldu. Alışkanlıklarını aşamayanlar, her yeniliğe karşı çıktılar. Meselâ ampulü yakmak için insanüstü bir çaba gösteren Edison’la alay ettiler. Tüm zamanlarını laboratuarında cam fanuslar, kömürler, teller ve deney kavanozları arasında geçiren ve dünyanın parasını bir hayal uğruna harcayan bu adamı anlamıyorlardı.

Onlara göre her şey çok basitti aslında: “Yağ ve fitil olmadan ışık olmaz”dı. Bunu çocuklar bile biliyor, ama Edison bir türlü anlayamıyordu.

Hâlbuki Thomas Alva Edison hiç yapılmamışın, o zamana kadar düşünülmemişin peşindeydi. Merakı ve kararlılığı ona yol gösteriyor, sabrı adım adım onu hedefine taşıyordu.

Mahallede adı “deli”ye çıkmıştı: “Adam deli kardeşim, bir baltaya sap olmaya çalışacağına, fuzuli şeylerle oyalanıyor.”

Bazı insanlar sadece gördüklerine inanırken, “farklı” insanlar, gördüklerinin yanı sıra hayal ettiklerine de inanırlar...

Mevcudu “sonuç” sayanlar “farklı”lığı kavrayamazlar, kavrayamadıkları için de “fark”ı vurgulayanları “deli” ilan ederler. 

Bu anlamda bugünkü teknolojiyi bir takım “deli”lere borçlu olduğumuzu söyleyebiliriz!

Aralarında önemli isimlerin de bulunduğu peşin hükümcüler ise her yeni icada karşı çıktı (Türkçemize yerleşen “icat çıkarma” sözünü hatırlayın)... 

Mesela İskoçyali fizik âlimi Lord Kevin, “Hiçbir geleceği yok” diyerek radyoya itiraz etmişti...

Meşhur yazar H. G. Wells, ilk kez 1901’de denize indirilen denizaltı için, “Bunlar savaşta hiçbir işe yaramaz” demişti, “sadece mürettebatın boğularak ölmesine sebep olur!”

1903’te Henry Ford’un kredi talebi üzerine, otomotiv sektörünün geleceği konusunda ekspertiz veren bir banka müdürünün kanaati şuydu: “Atlar (o güne kadar taşımacılıkta kullanılırdı) her zaman kullanılacaktır. Otomobil ise ancak geçici bir moda olabilir.”

Birinci Dünya Savaşı’nda Fransız Orduları Başkomutanı olan Mareşal Ferdinand Foch, ilk askeri uçak uçmaya başladığında şunları söyledi: “Uçaklar hoş oyuncaklardır, ama askeri bir değerleri yoktur.”

Film endüstrisi yöneticisi Harry M. Warner, 1927’de icat edilen sesli film hakkında “Artistlerin konuşmalarını kim duymak ister ki?” diyerek itiraz etti.

1944 yılında Fox’un başkanlığını yapan Daryik F. Zanuck dedi ki: “Televizyon en geç altı ay içinde piyasadan silinecektir. İnsanlar her akşam böyle bir kutuya bakmak istemez.”

Bilgisayar icat edildiğinde, ilk itiraz eden Popular Mechanics Dergisi oldu: “Bilgisayarlar gelecekte belki sadece birbuçuk ton ağırlığında olacaklar. Böyle bir alameti kim kullanmak ister ki?”

Digital Equipment Corp.’un isimli bir bilgisayar firmasının başında bulunan Kenneth Olsen de yaklaşık aynı görüşü paylaşıyordu: “İnsanların evlerinde bilgisayar bulundurmaları için herhangi bir neden göremiyorum.” (yıl 1977).

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle