--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Padişah aşkı

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
7

Bu topraklar, zaman zaman “devlerin aşkı”na şahit olmuştur. Hükümdarlıkta “dev” olanlar, bir cariye karşısında bazen acze düşmüş, inim inim inlemek zorunda kalmıştır:

“Merdüm-i dideme bilmem ne füsun etti felek,

“Giryemi etti füzun, eşkimi hun etti felek;

Şirler pençe-i kahrımdan olurken lerzan,

“Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek.”

(Gözlerime felek nasıl bir büyü yaptı bilmiyorum/ Ama çok fazla ağlattı, özümü kan içinde bıraktı, aşkımı arttırdı/ Aslanlar bile gücümün korkusundan titrerken/ Felek beni bir ceylan gözlüye esir etti).

Bu şiir, Yavuz Padişah’a izafe edilir. Esiri olduğu “ahu (ceylan) gözlü” ise, bir rivayete göre isimsiz bir Türkmen kızı, bir rivayete göre de eşi Hafsa Sultan’dır. 

Ne olursa olsun, Yavuz Sultan Selim gibi alabildiğine realist, alabildiğine öfkeli bir Padişah’ın aşkın önünde dize gelmesi ilginçtir.

Oğlu Kanuni Sultan Süleyman ise aşık olduğu Hürrem Sultan’a yazdığı meşhur şiirinde tüm varlığını, hatta bir gün var olacağına inandığı her şeyini hiç yüksünmeden “Stanbulum, Karaman’ım, diyar-ı milket-i Rum’um/ Bedahşan’ım (lâl madeni çıktığı için çok kıymetli bir bölgedir) ve Kıpçağım ve Bağdad’ım, Horasanım” diyerek sevdiğinin ayaklarına sermiştir…

Sultan I. Abdülhamid de öyle: Büyük dedesi Kanuni gibi, o da bir cariyeye âşık olmuş, adı “Ruhşah” olan “köle kız”a, sultanlara lâyık mektuplar yazmıştır. 

Bunlardan biri şöyledir: 

“Abdülhamid, Ruhşah’ına kul kurban olsun. Bir kusur ile beni unutma. Benim vücudum toprak oluncaya kadar senden vazgeçersem, Allah bana lâyık olduğumu versin… 

“Efendim; gideyim, belki beni götür diye buyurursun diyorum, ama sen bana götür demiyorsun. İnşallah-u Tealâ ömrümüz oldukça birbirimizin oluruz. Canım efendim, ben ayağına yüzümü sürerek senden rica ediyorum…” 

Ya Mimar Koca Sinan?..

Eserlerine “aşk” katmasaydı, eserleri bu kadar etkileyici olur muydu?

Belgesi yok, ama Mihrimah Sultan adına Üsküdar’da ve Edirnekapı’da inşa ettiği camiler, aşkın “vecd” haline dönüştüğünün resmidir.

Ayrıca aşkın belgesi zaten olmaz! Şairin şiirinde, mimarın eserinde okunur.

Bugün de hayranlık ve şaşkınlıkla seyrettiğimiz eski camilerin, çeşmelerin, türbelerin, köprülerin, resimlerin, heykellerin, katedrallerin, kısacası tüm “anıtsal eser”lerin içinde mutlaka derin bir “aşk” saklıdır. 

Bu durum yürek tellerimize dokunan şarkılar, şiirler, romanlar ve hikâyeler için de geçerlidir. Buhûrizâde Mustafa Itri Efendi’yi meşhur “segâh tekbir”inde, Süleyman Çelebi’yi “mevlid”inde, Yazıcızade Muhammed Efendi’yi “Muhammediye” adlı muhteşem eserinde zirveye ulaştıran şey, kuşkusuz “aşk”tır!..

Eski “eser”leri okurken ya da eski eserlere bakarken, bunu hissetmemek ancak “taş yürekli” olmak yahut tepeleme “güncel olay” dolmakla mümkündür.

“Eser”in “müessir”i aşktır: Bunu yakalayamayınca “eser” anlamını yitirir. Sıradanlaşır. Mâbed “bina”ya,şiir “yazı”ya, hat “kareografi”ye,resim çerçeve”ye, ebru “boya”ya dönüşür. Oysa ebru, “suyun ruhunu kâğıda emzirmek”, mâbed, bağımsız taşlara aşk katmakla yapılabilir. 

Kelimeleri yürekte damıtıp aşkla kundaklayabilirseniz ancak şiir yazabilirsiniz…

Resim ise, insanın iç dünyasındaki renk skalasını tuvale en uyumlu biçimde emdirmektir.

Ya hat sanatı?.. Diviti aşkın gözyaşlarına banarak ancak o güzellemeler yazılabilir. Bazı hattatlar bu uğurda gözlerini neden kaybettiler sanıyorsunuz?

Harfleri raksa getirmek için, aşkın “divit”ini kullanmak gerekiyor. 

NOT: Bana biraz müsaade dostlar, Karadeniz havası alıp döneceğim inşallah.

 

Yorumlar

(7)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Necati

1 Eylül 2020 20:41

Ömrümüzün sonuna kadar Karadeniz'de durup hava alsanız dahi bu geçmişte yaşama kafasından kurtulabileceginizi zannetmiyorum.

Rahmetli abraham lincon

1 Eylül 2020 16:38

Osmanlida mimarlar zanaatkarlar ermeni doktorlar eczacilar ticaret yahudi balikci gemici denizciler rum tas ustaligi kuyumculuk suryanilerdeydi.gariban fakir musluman turkler tarim yapiyorlardi ve surekli askerebaliniyorlardi.anadolu hep garip bakimsiz yatirimdan uzak yuzyillarlar gecirdi.

turgut ertav

1 Eylül 2020 13:49

Allah Sevgisi: İmam-ı Rabbani mektubatında Allah sevgisi dışındaki tüm sevgilerin aslında kişinin kendi nefsine duyduğu sevgidir. O şöyle der: Kişi aslında tek bir kişiyi sever o da kendisidir, dolayısıyla ben şunu seviyorum bunu seviyorum demesi yalandır. Hepsini kendisi için sever. Yani kişinin ben eşimi, oğlumu, çocuklarımı, vatanımı seviyorum demesi aslında kendisini sevmesidir. Çünkü bütün bunları kendisi için arzular. Kendini severken aslında nefsini sevmiş oluyorsun. Nefsini ilahlaştırmış oluyorsun. Nefsini ilahlaştıran bir ruh ise aslında özgür değil, nefsinin kölesi olmuştur. Özgürleşmek istiyorsa nefsinin esaretinden kurtulmalı, kalbindeki tüm sevgileri çıkarmalı yerine onun yaratıcısını koymalıdır. Yaratıcıya olan sevgiyi koyduğunda tüm sevgiler yeniden konumlanır. Bundan sonra o “el-hubbufillahvelbuğzufillah” (Allah için seven ve Allah için buğzeden olur) Allah sevgisi onu enfusi ilahlardan kurtarmış olur. Yani tasavvuftaki sevgi anlayışında ben yoktur. Ben dersek Allah’a da Sen demiş oluruz. Yani burada panteizim anlaşılmasın, kişi kendi nefsini ve benliğini yok farz eder, her şeyde O’nu görür, her şeyde O’nun rızasını elde etmek için gayret eder. Ama bu hal uzun sürmemelidir. daha sonra tekrar dünya âlemine (alemi esbaba) döner. Diğer tüm sevgiler Allah’ın buyurduğu ölçülerde yeni den oluşur. Allah için sever Allah için buğz eder. İyilikler ve güzel davranışlar çoğalmaya başladıkça kötülükler ve nefsin emrettikleri azalmaya ve tamamen yok olmaya başlar. İnsanın ıslahında birçok yollar vardır… Amaç insanı ıslah etmek ve beden ülkesinin sultanı olan nefsi sultaniye’yi hak ettiği makamına oturtmaktır. Allah’ın kulu sevmesi, kulun Allah’ı sevmesiyle sonuçlanır. Kulun Allah’a olan sevgisi arttıkça Allah’ın da ona olan sevgisi artar. Nefsin basamakları olduğu gibi Ruhun da basamakları, makamları vardır. Bunlar 1. Kalp 2. Fuad/Gönül 3. Sır 4. Hafi 5. Ehfa 6. Sadr 7. Ruh Kaynak:Allah sevgisi/İbrahim Halil Er. Allahü teâlâyı sevmenin alameti, Kur'an-ı kerimi ve ahireti sevmektir. Ahireti sevmenin alameti, dünya sevgisini kalbden çıkarmak, dünyaya buğzetmektir. Dünyaya buğzetmenin alameti de, kendisini ahirete götürecek kadar mal ile yetinmek ve ahirete hazırlanmaktır,denilmiştir. Saygılar.

turgut ertav

1 Eylül 2020 13:33

Dünya sevgisini terk hakkında: Hoca Ahmed Yasevî;Evlerin ihtişamlı ve tezyin edilmiş olacağını, bireylerin psikolojik tutarsızlıklar sergileyeceklerini,kibirli hareket edeceklerini ve mânevi büyüklerin sözlerinden paye alamayıp, ölünce ümmetlerin felâket sebebi olan zulümlere kayıtsız kalacaklarınısöyle anlatır:Ahir zaman ümmetleri süslerler evlerini .Nefs hevâya sevinip bozar her an huylarını.Şan ve şefkatler ile dik tutar boylarını. 

Hikmet Yılmaz

1 Eylül 2020 10:40

... "KADEM VE İSTANBUL SÖZLEŞMESİ" ile ilgili bakış acınızı yazmanızı bekliyorum.

Kadına istek arzu duyma şehvettir

1 Eylül 2020 09:53

Mevlana ne güzel demiş: Sen şehvete aşk adını koymuşsun bir bilsen şehvetle aşk arasında ne kadar fark var.. Aşk insanı diri yapar şehvet ise bön yapar.

Şahika

1 Eylül 2020 07:53

Ellerine, gönlüne sağlık hocam. Hayırlı tatiller..

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle