Özgürlük-Cazgırlık!..
Adı, “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”ydu, uzlaşmakta bile uzlaşamadan dağıldı!
Suçlu kim? CHP’ye göre Ak Parti, Ak Parti’ye göre ise muhalefet…
Sonuç: Sivil siyaset bir anayasa bile yapamıyor! Çünkü siyaset “milli menfaat” üzerine değil, “parti menfaati” üzerine dönüyor. Tıpkı İttihad ve Terakki döneminde olduğu gibi… Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehditler de zaten o dönemi çok andırıyor (Allah esirgesin).
Bediüzzaman, işte bu tür bir siyasetten gına getirmiş, “Menfaat üzerine dönen siyaset canavardır” dedikten sonra, “Eüzü billahiminineşşeytanı vessiyase” çekerek, uzlette varlık aramak üzere Erek Dağı yalnızlığına dönmüştü.
Çok bir şey değişmedi: Zaman zaman canavarlaşan siyaset, insan yüreği ile vicdanı başta olmak üzere, tüm değerlerimizi kemiriyor.
Siyaset ilkesizlik değildir, ama ilkesiz siyasetçiler bu görüntüyü pekiştiriyor. Bakıyorsunuz, dün yere-göğe sığdıramadığı liderini, bugün yerle bir etmeye çalışıyor! Ya da dün yerle bir ettiğine bugün hulüs çekiyor!
Artık her şey mümkün hale geldi: Vefa, güven, sadakat, dâva gibi güzel duygular berhava oldu! Hayata “çıkar ilişkileri” hâkim: Haberler bile bu çerçevede yapılıp menfaat ekseninde yansıtılıyor.
“Sosyal medya” zaten başlı başına bir facia: Ölçüsüz, ilkesiz, endişesiz, dertsiz, sevgisiz, hayâsız, çirkin, hatta iğrenç! Ne kadar hasta mizaç varsa, içlerinde kalmış tüm tatminsizlikleri ve çirkinlikleri, iğrenç bir üslupla toplumun üzerine kusuyorlar!
Akademisyenlerimiz bilimsel makalelerin altına atmaları gereken imzaları PKK yanlısı bildirilerin altına atıyorlar… Tarihçilerimiz padişahlara esrar-afyon içiriyor!.. Tarihi diziler (Diriliş hariç) üryan kadınları saray koridorlarında koşturuyor!.. Padişahlar kadınlarını idare etmekten devlet idare etmeye vakit bulamıyor!.. Tarihin saygıyla andığı isimlerin elinden içki kadehi düşmüyor… Aziz Mahmud Hüdai gibi bir şeyh-i ekber bile entrika çevirmekten zaman bulup tespih çeviremiyor!
“Sanatçı”larımız “sevgili” değiştirmekten vakit buldukça, PKK’yı haklı, devleti haksız gösteren twitler atıyor!.. Hepsinin maskesi aynı: “özgürlük!..”
“Özgürlük” maskesi altında envai çeşit “cazgırlık” yapılıyor!
Öte yandan aşırı heyecanlı, aşırı kitapsız, aşırı bilgisiz, aşırı kavgacı, aşırı taklitçi ve aşırı “askerci” toplumsal yapımız her türlü kışkırtmaya açık...
Televizyon, sosyal medya ve Batılı hayat tarzı aile yapımızı, çıkar hesapları dostluk-komşuluk ilişkilerimizi bozdu…
Sözde sanatçılar arasındaki reklam-menfaat eksenli “ilişki”ler, aşklarımızı kirletti… Para yegâne değer hâline geldi...
Kısacası dünyamız “menfaat” ekseninde dönüyor... Yalan, talan, kavga, riya, gösteriş, sevgisizlik ve uzlaşmazlık üstüne kurulu sahte bir dünyamız var!
Sahte: Çünkü geleneksel dünyamızla uzaktan yakından bir ilgisi yok.
Dünün penceresinden bakarsanız bu dünyanın aslında “bizim” olmaması gerektiğini, ancak bugünün hayat penceresinden bakarsanız, maalesef, “bizim” olduğunu görürsünüz.
Artık ister gülün, ister ağlayın: Ama çocuklarımıza armağanımız bu!
Çocuklarımız bu dünyada doğuyor, büyüyor, okuyor, mesleğe giriyor ve “yalan dünya”mızın bir parçası olmak üzere hayata atılıyor.
Çevrelerinde gördükleri örnekler de alabildiğine kötü! Televizyon ekranlarını dolandırıcılar, kapkaççılar, üçkâğıtçılar, vurguncular, soyguncular, uyuşturucu bağımlıları, katiller, hırsızlar, uğursuzlar ve teröristler götürüyor!
Gerçek hayatta şehit cenazeleri kaldırılırken, sahte hayatta (televizyon dizilerinde) cesetler bir biri üzerine yığılıyor…
Ekran âşıkları bile silahsız gezmiyor. Artık gücü yeten yetene! Kim kimi öldürebilirse!..
Beğenseniz de beğenmeseniz de durum bu: Çocuklarımız böyle bir ortamda yetişiyor. Bu durumda anne ve babanın (ailenin) daha dikkatli, daha duyarlı, daha bilgili, daha ilgili, daha bilinçli olması ve işi çok sıkı tutması gerekiyor.
Oysa baba televizyon şaşkını, anne temizlik hastası! Çocuk ise kendi yalnızlığında çaresiz...
Nereden destek alacak da sorunların üstesinden gelecek?
Okuldan mı? İdeolojik-kalıpsal yapılanma, eğitimin canına okumuşken, okul, ihtiyacı olanı çocuğa verebilir mi?..
Eğitim sisteminde ebedî emel yok, hedef yok, amaç yok; “Cumhuriyet/ laiklik/ Atatürk” üçgeninde “ideoloji” üretiyor...
O da tarifsiz, hedefsiz, amaçsız: Üstelik kırk yamalı bohça: Hem de kavgacı ve çatışma eksenli... Daha doğru düzgün tarih kitabı bile yazılamadı!
Umudumuz yine aile: Bu konudaki öneri ve eleştirilerimiz de yarına kalsın.


