--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Özgecan’a “can” olmak…

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

“Acı bir gündemle yeni bir haftaya daha başladık” diye mektubuna başlıyor, hanımefendi; “zavallı bir genç kızın gözü dönmüş bir pislik tarafından katli konuşuluyor…

“Herkes kendi bakışıyla bir yorum yapıyor, lânetliyor, ceza kesiyor filan… Ama bundan sonra ne yapılırsa yapılsın, Özgecan’a bir faydası yok. Anne ve babasının acısını da azaltmaz…

“Çözüm nedir bilmiyorum, kısas gerçekten böyle olayların önüne geçer mi, onu da bilmiyorum, ama şunu biliyorum ki, akıl ve ruh sağlığı bozuk insanlarla iç içe yaşıyoruz. Belki de önce, insanların sapkınlıklarını besleyen yollar kapatılmalı. 

“Daha geçtiğimiz cumartesi işyerinden arkadaşım, eşinin abisine ve annesine zarar vereceğinden korkup, apar topar evine gitti…

“Eşi uyuşturucu kullanıyor… Arkadaşıma sürekli psikolojik ve fiziksel şiddet uyguluyor, üç yaşındaki çocuğunun gözü önünde başına silah dayıyor, çocuğunun ve arkadaşımın üzerine bıçakla yürüyor, kadına zorla sahip oluyor ve hamile bırakıyor. Defalarca sokağa atıyor…

“Böyle şeyler filmlerde olur sanırdım; değilmiş meğer. İçimizde yaşanıyor ve bir şey yapamıyoruz. Karakola şikâyet edemiyoruz, çünkü arkadaşımı ondan koruyacak bir kanun yok. Ona koruma verseler, ailesi tehlikede… Boşanmak da çözüm değil…

“Adam kafasına göre gidiyor birkaç ay başka yerlerde yaşıyor, sonra da zorbalıkla eve gelip yerleşiyor…

“Arkadaşımın anne babası cahil insanlar, arkadaşımın ikinci evliliği olduğu için hem ‘elalem ne der’ kafasındalar, hem de adamın kendilerine zarar vereceğinden korktukları için arkadaşıma ‘onun suyuna git, katlan’ diyorlar…

“Şimdi bu adam yarın, öbür gün arkadaşımı öldürürse, millet bir iki gün lanetleyecek ve ölen öldüğüyle kalacak! Çözümü baştan bulmak gerekmiyor mu?”

Gerekiyor da, o çözüm nedir? Amerikalı bir uygar/aygır, üç Müslümanı katledince, “Hıristiyanlar Müslümanları katlediyor!” diye bağırıyoruz, haklı olarak.

“Nefret suçu” diyoruz, Obama’ya çağrıda bulunuyoruz: “Bir şey söyle, Batı’da İslamofobi yükseliyor!” O da kalkıp, “bir şey” söylüyor, ama hiçbir şey değişmiyor!

Bırakınız Amerika’yı, Fransa’yı filan; Türkiye’de olup bitenlerin adı nedir?..

Ölen de, öldüren de Müslüman… Ölen de, öldüren de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı… Ama ortada ölçüsüz bir vahşet ve dehşet tablosu var…

Kız minibüse binmiş. Taciz edildiğinde gaz sıkmış. Başına vurulup bayıltılmış. Ormana götürülmüş. Tecavüz edilmiş. Sonra üzerine benzin dökülüp yakılmış…

Nasıl bir gözü dönmüşlük, nasıl bir insanlıktır bu?

Problem yetişme tarzımızda mı?..

Eğitim sistemimizde mi?..

Toplumsal yapıda mı?.. Neden bu kadar şiddete meyyaliz?

Artık ne yazmak kâr eder, ne konuşmak… Her türlü dram, her boyutta her gün yaşanıyor. Üstelik sadece kadına yönelik değil, her şekilde…

İşin daha da vahim tarafı, bu tür olaylar karşısında aklımıza gelen ilk şeyin idam olması… Neden ilk tepki olarak idamı, yani öldürmeyi düşünüyoruz acaba?..

Çünkü hepimiz şiddeti şiddetle, ölümü ölümle bertaraf etmeye meyilliyiz; kanı kanla temizliyoruz!

Sadece sonucu görüyor, sonucu cezalandırmak istiyoruz…

Böyle bir sonuç doğmadan tedbir düşünme derdimiz yok: Ya aklımız yetmiyor ya da şiddeti seviyoruz…

“Taksim’de üçünü-beşini sallandıracaksın abi!..” muhabbetine anında dönüyoruz…

Hem de Başbakan ve bakanlar seviyesinde…

Başbakan Sayın Davutoğlu, “Âdi suçlarda idamı tartışmamız gerekiyor” derken, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Ayşenur İslam, “Bir Bakan olarak değil ama bir anne ve bir kadın olarak şahsa karşı işlenen suçların cezasının idam olabileceğini düşünüyorum, bunun tartışılabileceğini düşünüyorum” diyor…

Şiddet meyli neden ve nasıl oluşur, tartışmıyoruz…

Şiddetin oluşmasında eğitimin, devletin, siyasetin, medyanın etkisini konuşmuyoruz…

Kısacası yine kolayına kaçıyoruz ve sorun büyüyerek devam ediyor.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle