--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Osmanlı tüccarı ve tüketici hakları

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Hiç peşrevsiz söze girelim: Sultan İkinci Bâyezid, İstanbul, Bursa ve Edirne “İhtisâb Ağaları”na (belediye işlerini yürütmekle yükümlü görevliler) şöyle emrediyor:

“... Kuyumcular, sâde işi dirhemine bir akçe; minekârî işde dirhemine iki akçe ve altun sâde ise miskâline üç akçe; müşebbek işde miskâline beş akçe ve gümüş düğmeler iriyi ve hurdayı gâyet eyü hâlis işleyeler, bakır koyub işlemeyeler. İşleyenin muhtesib (belediye başkanı) gereği gibi haklarından gele.

... Ve boyacıları dahi gözedeler, kalb boyamayalar; boyarlarsa gereği gibi hakkundan geleler.

... Ve iplikçilerin ipliği tire ipliğine berâber ola. Ve astar ki, şehirde işlene, sekiz arşun ola, eksük olmaya. Olursa hakkından geleler (“İlgililer gereğini yapsın” anlamında)...

Hammâmcılar, hâmmâmları gözedeler, yunmuş (yıkanmış) ola, ıssı ve sovuk su ile ârâste (Bezenmiş, süslenmiş) ve dellâkları cest ve çâlâk (ferasetli, akıllı) ola. Usturası keskin ola. Şöyle ki, usturası altında kimesne zahmet çekmeye ve nâzır olan fotaları (havluları) pâk duta; Müslümana virdüği fotayı kâfire vermeye.

... Ve dahi hekîmlere ve attârlara ve cerrâhlara, muhtesibin hükmi vardur; görse ve gözetse gerekdur.

Bakkallar ve attârlar ve bezzâzlar ve takyeciler, 10’u 11’e satalar, ziyâdeye satmayalar. Ziyâdeye satarlarsa, muhtesib dutub te’dîb ede (cezalandırsın). Ammâ bu bâbda ve gayride mahkeme kararı bile ola (Mahkeme kararı olmadan kimse cezalandırılmamalı anlayışı)...

Berber gözlene; kâfir başın tıraş etdükleri ustura ile Müslüman başın tıraş etmeyeler. Kâfir yüzin sildikleri fota ile Müslüman yüzin silmeyeler. Usturaları keskin ola...

Tabipler dahi gözlene; bîmârhâne (hastahane) tabiplerine göstereler, imtihân edeler, kabul itmedikleri kimesneleri men edeler. Cerrâhlar dahi gözlene; sanatlarında kâmil (olgun) olalar.

Değirmenciler gözlene; değirmende tavuk beslemeyeler ki, halkın ununa ve buğdayına zarar etmeye. Ve âdetlerinden artuk almayalar ve iri öğütmeyeler ve kesmüklü buğdayı değiştirmeyeler ve illâ muhkem ve müntehî hakkından geleler...

... Ve câmilerde dilenci tâifesin yürütmeyeler... Ve her san’atı aydan aya kadı ile teftiş ede ve dahi göre ve gözede. Her kangisi (herhangisi) kim tayin olunan narhdan eksük sata, muhtesib (belediye başkanı) hakkından gelüb teşhîr ede.

Fil-cümle bu zikr olunanlardan gayrı her ne kim Allâh ü Te‘âlâ yaratmışdır, hepsini de muhtesib (belediye başkanı) görüb gözetse gerekdir, hükmi vardır.

Şöyle bileler, her kim muhâlefet ve inâd ederse, itâba ve ikâba müstahak olur.”

***

Gördüğünüz gibi, Sultan II. Bâyezid devrinde tüketici şimdikinden daha iyi korunuyor, hayvan hakları şimdikinden daha büyük bir dikkatle gözleniyor, her şeyin temiz olması için elden gelen gayret gösteriliyordu...

İstanbul, Bursa ve Edirne “İhtisâb (belediye) Kanunnâmeleri”nden alınma bu maddeler, Osmanlı duruşu konusunda bir fikir verir sanırım...

Hele bir de, bu kanunların dünyanın ilk “Tüketici Haklarını Koruma Kanunu” olduğunu hatırlarsak, nereden nereye geldiğimiz konusunda da bir fikrimiz olur.

Bir olaydan bahsetmenin şimdi tam sırasıdır sanırım...

Kanuni devrinde, yabancı bir kumaş tüccarı İstanbul’dan kumaş almaya gelir. Bir mağazaya girer ve beğendiği kumaş toplarını ayırır.

Bizim tüccar, yabancı alıcının seçtiği kumaş toplarından birini alıp kenara koyar: “Bunu size satamam, çünkü kusurludur.”  

Yabancı tüccar, “Olsun, kendime alıyor değilim, ben de bir tüccara toptan satacağım, fark etmez.”

 “Benim için fark eder. Bile bile kusurlu mal vermem. Parası haram olur. Çocuklarıma haram para yedirmem. Ayrıca malın kusuru günün birinde bir şekilde ortaya çıkar. Hem ben kirlenirim, hem de devletim kirlenir.”

Böyle düşünecek “dürüst”, “faziletli” ve “vatansever” tüccara bugün ne kadar da hasretiz!

 

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle