--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ninelerimiz, dedelerimiz nasıl insanlardı?

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu
7

Faziletli, adaletli, iffetli, izzetli, cesur, vakur, hoşgörü sahibi, dost, mütevazı (“alçak gönüllü” demeye dilim varmıyor) ve mütebessim (gülümseyen), gösteri ve gösterişten kaçan insanlardı…

 Tanısınlar tanımasınlar, “Gülümseyiniz, müminin mümine gülümsemesi sadakadır” hadisi ve “Selamı yayınız” tavsiyesi çerçevesinde, karşılaştıkları herkese gülümseyerek selam verirler, tanıdıklarına ayrıca hal-hatır sorarlar, aile efradına (ailenin diğer bireylerine) selam yollarlardı.

Böylece gönüller bir birine ısınır, geniş anlamlı toplumsal bir mutabakat oluşurdu.

Osmanlı gerçek anlamda bir “Barış ve kardeşlik toplumu”ydu.

Hasbelkader nefsine yenilip biriyle kavga edeni, mahallenin önde gelenleri birkaç gün içinde barıştırırdı. Olmaz da küslük uzarsa, dört gözle bayram beklenir, bayramlar barışın ve kardeşliğin vesilesi yapılırdı.

Bu durumu Avrupalı gezginlerden Villamont, takdir hisleriyle kaydeder: 

“Her kimin bir düşmanı varsa, bayramlarda ona gidip af dilemek zorundadır. Öteki de el öpmeden ve tokalaşmadan önce affettiğini söylemek mecburiyetindedir. Aksi takdirde bayramlarının mübârek olması mümkün değildir. 

“Bu esaslara riâyet etmeyen kimseler ise, neredeyse fâsık (tabii ki abartıyor) telâkkî edilip dışlanırlar.”

Du Loir görüp incelediği toplumsal yapıdan o kadar etkilenmiştir ki, Osmanlı Türk toplumunun bazı kötülüklerden haberdar olmadığını düşünmekten kendini alamamıştır:

“Türkler herhangi bir intikam hissi beslemekten son derece çekinirler: Dinlerinin bu husûsa âit bir hükmü gereğince cuma namazına başlamadan önce düşmanlarını affettiklerini âdetâ îlân etmek durumundadırlar. Aksi halde namazlarının kabul edilmeyeceğine inanırlar. Ayrıca her bayramın birinci günü onlar için umumi bir barış günüdür. Birbirlerine rastladıklarında el sıkışırlar. Küçükler büyüklerin elini öptükten sonra başına koyup, ‘Bayramın mübârek olsun!’ der.” 

Böyleydi, çünkü kişisel ve toplumsal ilişkilere henüz “menfaat” hükmetmiyordu. “Kardeşlik” en belirleyici öğe idi. Bu yüzden insanlar arasında kıyasıya bir rekabet oluşmaz, en azından rekabet, kırıcı ve incitici boyutlara ulaşmazdı.

Osmanlı edebi ve nezaketi dünyaca meşhurdur. İslâm’la yoğrulan yürekler bugünkü halimizle mukayese edilemeyecek kadar duyarlıydı. 

“Tevazu” ve “doğallık” sıradan meziyetler sayılırdı. Hayata “yardımseverlik” hâkimdi.  

“Küstahlık” nedir bilinmez, büyüklerin sözü kesilmez, bilgiçlik taslanmaz, ar, namus ve hayâ gibi kutsallar es geçilmezdi.

Kadınlara karşı dinamiklerini imandan alan derin bir hürmet beslenirdi. Erkek ve kadın arasında mutlak surette bir mesafe vardı. 

Bunun belirleyicisi “Zinaya yaklaşmayın” mealindeki âyetti. 

Sokakta karşılaşılan kadına asla dik dik bakılmaz, derhal başlar öne inerdi. Kadının sokakta rahatça yürümesi için, erkekler kendilerini hafif alargaya çekerler, kadına yol verirlerdi.

Her kadın toplumsal edebin bir gereği olarak anne, teyze, hala ve bacı gibi görülürdü. Onları rahatsız edecek en küçük davranışta bile bulunulmaz, bulunanı toplum müthiş yadırgar, büyükler derhal müdahale ederlerdi.

Lady Craven erkeklerin kadınlara karşı saygısını “aşırı” bile bulduğunu itiraf ettikten sonra, Osmanlı Devleti’inin kadınlara karşı tavrını hayretler içinde şöyle dile getiriyor: 

“Türklerin kadınlara karşı olan muameleleri bütün milletlere örnek olmalıdır. Meselâ bir erkek ağır bir suçtan dolayı idam edilip bütün mal varlığına el konsa bile karısına ve çocuklarına gayet iyi muamele edilir. Kadınların mücevherlerine dokunulmaz. Çocuklar devlet himayesine alınıp bırakılır.” (Zamanın Avrupa’sında idam edilen erkeğin tüm mal varlığı ile birlikte yakınlarının takılarına da el konulurdu).

Yarın devam edelim inşallah…

 

Yorumlar

(7)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Avcı

15 Ağustos 2020 00:10

Üstat mümin i buldunmu zaten hoş sefa ile gülümsüyor uz fakat sayı çok az sen ondan dolayı bizim selam vermediğimizi zannediyor sun. Sahile indinmi kendi kendime soruyorum bu insanların kacı müslüman kaçı mümin diye

Muhammed Emin

14 Ağustos 2020 23:08

Ellerinize sağlık, böyle günler özlenen günler...

Mrt IV.

14 Ağustos 2020 22:14

Çok kıymetli üstad, sayenizde tarihimizden ve tarihî hakikatlerden ayrıntılı bir şekilde haberdar oluyorum/z. "Tarihin Arka Sokaklari" 'nı yeni okudum. Ibretlik hadiselerle dopdolu. Allah râzı olsun. (Şu şımarık Rumlara 1940 lı, 50 lı yıllarda yapılan iyiliklerimizi bir de bugünkü yeni yetme Rumlar bilse, bırakın Egede hır çıkarmayı, hergün teşekkür ederlerdi.)

Hikmet Yılmaz

14 Ağustos 2020 15:50

Dedelerimiz saçını uzatmaz fular,kravat ve yaka mendili kullanmazdı !. . Kim kime "POLİM" yapıyor anlayamadım.

Ninelerimiz, dedelerimiz nasıl insanlardı?

14 Ağustos 2020 09:09

Bazıları iyiydi. Geri kalanı kurbağaya az bi ceryanı verdiğin an vırrak vırrak vırraklayıp isyan ve inkar eden cinsdendi. Tıynetleri, uzantılarıyla günümüzde ortaya çıktı; bunca pislik insan gökten zenbille inmedi.

Adil

14 Ağustos 2020 08:55

Osmanli demek kangözyasi demek babasini öldüren kardeslerini öldüren padisahlar demek kadina saygi varmis onunicinmi haremler cariyelerle doluydu fakir köylünün üretimine el koyup gasp etmekmi adaletti Tüm padisahl

Mustafa

14 Ağustos 2020 08:13

Okuyamadıkları bilrmedikleri Kur'an'a iman ettiler. Doğruluğu iman bildiler.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle