--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mutluluk nedir sahi?

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Siyasi partilerin “cennet” dışında her şeyi vaad eden yaklaşımlarının ışığında “huzur” ve “mutluluk” kavramlarını konuşuyorduk…

Ki­mine göre, “Hay­at­ta mut­lu­luk yoktur; öyle zannedilen şey, canı sıkılan insanın uydurduğu bir kav­ramdır!” 

Bu iddiaya göre, çoğumuz, “yok”u aray­an zavallılarız!.. “Yok”u arark­en, hayatı un­ut­up ken­di­mi­zi helâk ediy­o­ruz! 

Bence bu yanlış bir açıklama. Hay­at­ta mut­lu­luk var. Ahr­ette cen­net (eşittir, mut­lu­luk) var­sa, dünya ahr­e­tin küçücük bir mode­li olduğuna göre, dünyada da huzur ve mut­lu­luk olmalı (tabii dünyadaki her şey gi­bi tadımlık ve fa­ni, yani geçici).

İnsan mut­lu olab­i­lir. Ya­ da in­san ken­di­ni mut­lu his­se­deb­i­lir. 

“Nasıl?” sor­u­su­na stan­dart bir ce­vap bul­maya çalışmak şart değil. Çünkü bu sua­lin bel­ki in­san ade­dince farklı cevapları olab­i­lir.

Bence, her insanın mutluluğu düşlemesiyle, elinde bu­lu­nan değerleri do­lu do­lu yaşamaya çalışması, mut­lu olmasının ilk şartıdır...

İkinci şart ise karamsarlıktan sıyrılıp hay­a­ta olum­lu bakmasını öğrenmektir...

İnanıyorum ki, insanı olay­lar değil, olayları yorumlama şekli mutsuz ediyor. Bir bakıma mut­suz ol­ma ar­zu­muz dolayısıyla mut­suz oluyoruz! 

Varlıklısı da yakınıyor, varlıksızı da: Zen­gin­i­miz, fa­kir­i­mi­z, meçhulumuz, meşhurumuzla mutsuzluk saçıyoruz…

Çünkü şükretmeyi unutmuşuz. 

Çevremizde mut­suz olduğunu id­dia eden öyle çok in­san var ki, bunları din­leye dinleye mutsuzluğa şartlanıyoruz. Zaten mut­suz ol­ma düşüncesi, başlı başına mut­suz­luk kaynağıdır!

Yakınıyoruz, ama yaşıyoruz! Mâ­dem ki, yaşamaktan vazgeçmiyoruz, o halde ba­ri gülümseyerek yaşayalım: Nasılsa hayatı değiştirecek gücümüz yok...

Ba­ri şükrederek, fik­red­e­rek ama yaşayarak hayatın tadını çıkaralım.

Yakınarak yaşayanlarla şükrederek, fik­red­e­rek hay­at­tan zevk alan­lar arasında, güçlüklere kat­lan­ma açısından fark yok: Herkes benz­er zorlukları göğüslemek du­ru­mun­da kalıyor. 

Yine de “tevekkül” içinde hayata gülümseyenlerin büyük bir avantajı var: Olumlulukta üreyen po­zit­if ener­ji onları da­ha dayanıklı, pro­blem­ler karşısında da­ha güçlü yapıyor. 

Sonuçta da pro­ble­min altında kalmıyorlar: Aşıyorlar ve yaşıyorlar. Her şeye rağmen hay­at­tan lez­zet alıyorlar. 

Bu bir ma­ha­ret, ned­en derse­niz öyle in­san­lar var ki, Allah’ın en güzel ve en büyük ikramı olan hayatı ken­dine işkenceye dönüştürmüş, yaşamıyor, âdeta yuvarlanıyor.

Te­vekke­li dememişler: “İnsan, kendi zindanını kendi içinde taşır.”

Hürriyeti içinde yaşatan in­san, zin­dan­da da ol­sa hürdür.

İçi her türlü olumsuzluğun karanlık çukuruna düşmüş olan­lar ise, sa­ray­da yaşasalar bile zindandadırlar!

Şu halde “Huzur ve mut­lu­luk, en büyük irram-ı İlâhî olan hayatı do­lu do­lu yaşarken, hayatın güzel yönlerini de keşfetme sanatıdır” diy­e­bil­i­r mıyiz?

Puslu havalar insanı hüzünlendirir. Ya bu hüznü artıracak şeyler düşünür, o günü kendinize zindan edersiniz ya da bulutların arkasındaki güneşi hayal edip, gülümsersiniz.

Seçim hakkı bizim.

Ben şahsen ikinci şıkkı tercih edenlerdenim.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle