Mutluluk nedir sahi?
Siyasi partilerin “cennet” dışında her şeyi vaad eden yaklaşımlarının ışığında “huzur” ve “mutluluk” kavramlarını konuşuyorduk…
Kimine göre, “Hayatta mutluluk yoktur; öyle zannedilen şey, canı sıkılan insanın uydurduğu bir kavramdır!”
Bu iddiaya göre, çoğumuz, “yok”u arayan zavallılarız!.. “Yok”u ararken, hayatı unutup kendimizi helâk ediyoruz!
Bence bu yanlış bir açıklama. Hayatta mutluluk var. Ahrette cennet (eşittir, mutluluk) varsa, dünya ahretin küçücük bir modeli olduğuna göre, dünyada da huzur ve mutluluk olmalı (tabii dünyadaki her şey gibi tadımlık ve fani, yani geçici).
İnsan mutlu olabilir. Ya da insan kendini mutlu hissedebilir.
“Nasıl?” sorusuna standart bir cevap bulmaya çalışmak şart değil. Çünkü bu sualin belki insan adedince farklı cevapları olabilir.
Bence, her insanın mutluluğu düşlemesiyle, elinde bulunan değerleri dolu dolu yaşamaya çalışması, mutlu olmasının ilk şartıdır...
İkinci şart ise karamsarlıktan sıyrılıp hayata olumlu bakmasını öğrenmektir...
İnanıyorum ki, insanı olaylar değil, olayları yorumlama şekli mutsuz ediyor. Bir bakıma mutsuz olma arzumuz dolayısıyla mutsuz oluyoruz!
Varlıklısı da yakınıyor, varlıksızı da: Zenginimiz, fakirimiz, meçhulumuz, meşhurumuzla mutsuzluk saçıyoruz…
Çünkü şükretmeyi unutmuşuz.
Çevremizde mutsuz olduğunu iddia eden öyle çok insan var ki, bunları dinleye dinleye mutsuzluğa şartlanıyoruz. Zaten mutsuz olma düşüncesi, başlı başına mutsuzluk kaynağıdır!
Yakınıyoruz, ama yaşıyoruz! Mâdem ki, yaşamaktan vazgeçmiyoruz, o halde bari gülümseyerek yaşayalım: Nasılsa hayatı değiştirecek gücümüz yok...
Bari şükrederek, fikrederek ama yaşayarak hayatın tadını çıkaralım.
Yakınarak yaşayanlarla şükrederek, fikrederek hayattan zevk alanlar arasında, güçlüklere katlanma açısından fark yok: Herkes benzer zorlukları göğüslemek durumunda kalıyor.
Yine de “tevekkül” içinde hayata gülümseyenlerin büyük bir avantajı var: Olumlulukta üreyen pozitif enerji onları daha dayanıklı, problemler karşısında daha güçlü yapıyor.
Sonuçta da problemin altında kalmıyorlar: Aşıyorlar ve yaşıyorlar. Her şeye rağmen hayattan lezzet alıyorlar.
Bu bir maharet, neden derseniz öyle insanlar var ki, Allah’ın en güzel ve en büyük ikramı olan hayatı kendine işkenceye dönüştürmüş, yaşamıyor, âdeta yuvarlanıyor.
Tevekkeli dememişler: “İnsan, kendi zindanını kendi içinde taşır.”
Hürriyeti içinde yaşatan insan, zindanda da olsa hürdür.
İçi her türlü olumsuzluğun karanlık çukuruna düşmüş olanlar ise, sarayda yaşasalar bile zindandadırlar!
Şu halde “Huzur ve mutluluk, en büyük irram-ı İlâhî olan hayatı dolu dolu yaşarken, hayatın güzel yönlerini de keşfetme sanatıdır” diyebilir mıyiz?
•
Puslu havalar insanı hüzünlendirir. Ya bu hüznü artıracak şeyler düşünür, o günü kendinize zindan edersiniz ya da bulutların arkasındaki güneşi hayal edip, gülümsersiniz.
Seçim hakkı bizim.
Ben şahsen ikinci şıkkı tercih edenlerdenim.


