--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mürid-mürşid penceresi

Yavuz Bahadıroğlu
Yavuz Bahadıroğlu

Bir hatıramla konuya girmek istiyorum…

Bizim ilçede, uzun süre akıl hastanesinde müşahede altında tutulmuş, herkesin “deli” olarak tanıdığı biri vardı…

Sürekli beyaz cübbe ve sarıkla gezer, kıyafetini bembeyaz sakalıyla tamamlar, görenlere Ak Şemseddin’i hatırlatırdı.

Ama son derece cahildi. Abuk-sabuk sözler sarfeder, gelecekten haber verdiğini söyler, kimse tarafından ciddiye alınmazdı.

Yıllar sonra onu İstanbul’da bir alışveriş merkezinde gördüm. Yanında iyi giyimli erkekler ve kadınlar vardı…

Hayranlıkla yüzüne bakıyor, her arzusunu anında yerine getiriyorlardı.

Yanındaki gençlerden birine kim olduğunu sordum. Elini göğsüne koyup “Efendi hazretleri” dedi, “zamanımızın büyük Mehdi’si…”

“Zamanımızın büyük Mehdi’si” bizim ilçenin “raporlu deli”sinden başkası değildi!

Şaşırmıştım. Biraz daha sorguladım. Cehaleti aynen devam ediyor, hâlâ saçma-sapan konuşuyordu. Birçoğu üniversite mezunu olduğunu öğrendiğim müritleri ise, “Efendi hazretleri”nin her kelimesini can kulağıyla dinliyor, belli ki saçmalıklarını “hikmet”e, biraz anlaşılır olanları da “rahmet”e yorup bağlılıklarını artırıyorlardı.

Bir ara “Sahte peygamber” başlıklı gazete haberlerine de konu oldu. Sanırım ilgi fazla gelince, “Mehdi”likte kalamamış, kendini (hâşâ) peygamberliğe yükseltmişti!

Mahkemelere düştü. Akli muvazenesinin yerinde olmadığı ortaya çıkınca, serbest kaldı. Köyüne döndü…

Bir süre sonra da köy evinde intihar ettiğini öğrendim. 

“Şeyh uçmaz, mürid uçurur” sözü, tam da böyleleri için söylenmiş olmalı. Gerçekten de zavallıyı öve öve uçurdular ve intiharına sebep oldular! (bu arada ondan nemalananlar olmuş mudur, olmamış mıdır bilmiyorum).

Bildiğim şu ki, ortalığı “sahte şeyh”ler, “sahte mürşid”ler, “sahte Mehdi”ler (gerçeğine eyvallah) götürüyor! 

Galiba bu da bir “arz-talep” meselesi haline geldi: Toplumda öyle çok “kurtarıcı” bekleyen var ki, “beklediğin benim” diyenin arkasında saf tutuyor. Keşke biraz “ferasetli Müslüman” olsak!

Yüksek eğitim yapmış gençlerin sahtekârların arkasında heba oluşlarını izlerken, büyük bir ızdırap duyuyorum…

Aynı ızdırabı, ideolojik saplantılar içindeki gençler için de duyuyorum.  

Gençlik öylesine ışığa muhtaç ki, bazıları sahte parıltıları güneş zannediyor. Bir kere o yola girdikten sonra da hakikate tüm kapılarını kapatıyorlar… 

Artık ne söyleseniz boştur!

Kuraldır: Mürid, mürşidinin, partili liderinin kusurlarını görmez. Çünkü yaklaşımı “analizci” ve “sorgulayıcı” değil, “teslimiyetçi”dir.

“Lider”, “önder” (adı her neyse) ne söylese “hak”tır, “hikmet”tir!.. 

Ne yapsa, “doğru”dur!.. 

“Mutlaka bir bildiği var”dır!

Açık hatalarını görse bile çevresine verir, “önder”e (bunu lider olarak da okuyabilirsiniz) toz kondurmazlar.

“Çevresi kandırmıştır”… 

“Çevresi aldatmıştır”… 

“Çevresi yanıltmıştır…”

Kısacası sevgili dostlarım: “Lider (mürşid-önder) iyi, çevresi kötü”dür!.. 

“Lider doğru, çevresi yanlış”tır!.. 

“Lider haklı, çevresi haksız”dır! 

Oysa çevre lidere göre şekillenir. Doğru lider, yanlış insanları çevresinde barındırmaz.

Yavuz Bahadıroğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle