“Misak-ı Millî” nerede?
Sorularla konuya girelim…
Lozan’a İsmet Paşa başkanlığında gönderilen heyete, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının, dağılmadan bir süre önce imzaladığı “Misak-ı Milli” kararına elifi elifine sadık kalmayabileceğimiz, mesela Musul Vilayeti’ni (ki Kerkük ve Süleymaniye o tarihte bu vilayete bağlıdır), Batı Trakya’yı ve 12 Ada’yı sınır dışında bırakabileceğimiz şeklinde bir telkin yapılmış mıdır?..
Bu arada, bir sürü Müslüman milleti yöneten, ancak Müslümanların hilafete bağlılıkları sebebiyle güçlüklerle karşılaşan İngiltere’nin çıkarları doğrultusunda, hilafetin kaldırılabileceği belirtilmiş midir?..
Bir miktar açmakta yarar var…
Biliyorsunuz İngiltere, Osmanlı Devleti’nin hilafeti temsil etmesinden ve bu sıfatla İslâm dünyasında etkin olmasından şiddetle rahatsızdır…
Gerek yönetiminde bulunan Müslüman milletleri, gerekse işgal etmeyi plânladığı Ortadoğu’yu rahatça sömürebilmesi hilâfetin kaldırılmasına bağlıdır. “İmam” yok edilmeli, Müslümanlar ipi kopmuş tespih taneleri gibi savrulmalı, İngiltere de onları tek tek avlamalıdır (nitekim öyle oluyor).
Esasen hilafet Mustafa Kemal’in da işine gelmemektedir: Çünkü saltanata son vermeyi düşünmektedir. Saltanata son verip hilafeti muhafaza etmek, devlete iki başlı bir görüntü verebilecek, halkın alışkanlıkları sebebiyle halife kendi önüne geçebilecektir.
Yani İngilizlerle bir “amaç paralelliği söz konusudur. Bu durumda, müstakbel Türkiye Cumhuriyeti kurucularıyla saltanat ve hilafetin kaldırılması konusunda anlaşmak zor olmasa gerektir.
Böylece Osmanlı Devleti ortadan kalkacak, yeniden güçlenip İngiltere’ye rakip olma ihtimali kalmayacak, hilafetin getirdiği etkinlik de kırılacak, Müslüman milletler başıboş kalıp parçalanacak, yutulması kolay lokmalara dönüşecektir.
Tabii bu gelişmelerden sonra, İngiltere’nin Ortadoğu’daki petrol bölgesi ile Hindistan’daki çalışan insan gücünü kontrol etmesi kolaylaşacaktır.
Acaba başından beri İngiltere’nin niyeti Türkiye’yi işgal etmek değil, kendi çıkarlarına uygun hareket edilmesini sağlamak mıydı?..
Yunanistan’ı kışkırtıp İzmir’i işgal ettirdikten sonra yalnız bırakması, âdeta yenilmesini istemesi, böyle bir pazarlık sebebiyle midir?
“Tüm bu sorular bir gün cevaba kavuşursa ne olacak?” diyorsanız, kuşkusuz, gizli-saklı pek çok sırrı öğreneceğiz…
Bize öğretilen yalanlar ve yanlışlar ortaya çıkacak…
Dolayısıyla “resmî ideoloji” çok büyük yara alacak…
Ders kitapları artık “Lozan Zaferi”nden bahsedemeyecek, kahramanlık destanları anlatamayacak, devletlüler Lozan üzerine hamasi nutuklar atamayacak…
Bağımsızlığımızı “Yedi düvele karşı” silâhla koruduğumuz tezi çökecek...
Bir “İngiliz projesi” karşısında kalıp kalmadığımız, “danışıklı dövüş” içinde yer alıp almadığımız tartışılmaya başlanacak…
İngilizlerin, “Çıkarlarına aykırı olmadığı müddetçe ne yaptığınız beni ilgilendirmez” anlamına gelen bir tavırla, İstiklâl Savaşı’mızı sadece izlemekle yetindikleri görüşü netleşecek.
Yunanistan Başbakanı Venizelos’un, Lozan’da, İsmet Paşa’ya, neden “İkimiz de İngiliz oyununa geldik” dediği anlaşılacak.
Bu durumda İstiklal Savaşı konusunun yeniden ele alınıp işlenmesi gerekecek!


